Güneydoğu&[#]8217;yu, orada yaşanan terörü, yapılan askerliği, yaşam koşullarını, bölge şartlarını geçen ay gösterime giren &[#]8220;Nefes&[#]8221; filminden öğrenenlerin ne kadar duygulanıp etkilendiklerini görüyoruz, duyuyoruz, biliyoruz.
Filmiyle bu kadar etkilenen insanlar orayı yaşayarak öğrenselerdi hiç kuşku yok ki çok daha fazla etkilenirlerdi.
Hükümetin &[#]8220;Kürt açılımı&[#]8221; ile gündeme gelen ve &[#]8220;Nefes&[#]8221; filmiyle dikkatleri daha bir üzerine çeken Güneydoğu&[#]8217;yu, terörü, orada yapılan askerliği, bölge şartlarını bir önceki yazımda ben de kendi çapımda değerlendirmiştim.
Kimileri sahte çürük raporu alarak, düzmece belgelerle kendilerini yurt dışında okuyor göstererek, türlü bahaneler uydurarak askerlikten kaçarken, kimileri de Batı&[#]8217;da rahat bir şekilde askerlik yapmak için torpil peşinde koşarken, Allah bana Hakkari&[#]8217;nin Çukurca&[#]8217;sında askerlik yapmayı nasip etti.
Hem de 1992 gibi terörün en ateşli döneminde.
Orada askerlik yapmaktan, vatan savunmasına katkıda bulunmaktan, çorbada tuzumun olmasından hep gurur duymuşumdur.
Hakkari&[#]8217;de askerlik yapmak bana çok şey öğretti.
En başta çok çetin olan o coğrafyayı ve orada güç koşullarda yaşayan halkı tanımamı sağladı.
Güneydoğu sorununun daha iyi anlaşılabilmesine biraz olsun katkıda bulunabilmek için hayatımın en heyecanlı döneminden size bugün bir kesit daha sunacağım.
Bugünkü yazım yeni örneklerle önceki yazımı destekleyen ve hükümetin &[#]8220;Kürt açılımını&[#]8221; eleştirmeye devam eden bir yazı olacak.
Hatırlarsınız siyasi açılımdan önce ekonomik açılım gerektiğini savunmuştum.
İşsizlik, açlık, yoksulluk insana her şeyi yaptırır.
Bölge insanını teröre iten en büyük neden de budur.
Bu sorun halkı terörden başka bir de kaçakçılığa itiyor.
Kaçakçılık sınırda daha yaygın.
Vatani görevimi yaparken bulunduğum köylerde en önemli geçim kaynağı kaçakçılıktı.
Bir adım ötemizdeki Kuzey Irak&[#]8217;ta Amerikan ve Avrupa Birliği malı envai çeşit ürün vardı.
Şimdi de öyle mi bilmiyorum ama 1992&[#]8217;de orada beyaz eşyadan aklınıza gelebilecek her türlü araç gerece, istediğiniz eşyayı, malzemeyi yarı fiyatına alabiliyordunuz.
Bölgede çoğu zaman kaçakçılığa göz yumuluyor, görmezden geliniyordu çünkü koruculuğu saymazsanız başka gelir kaynağı yoktu.
Tarım yok, sanayi yok, turizm yok, hayvancılık yok, su yok, verimli toprak yok, iş yok, güç yok, o yok, bu yok, yok oğlu yok.
Ekonomik sıkıntılar birçok insanı kaçakçılık yapmak zorunda bırakıyordu.
Sınır da zaten buna müsaitti.
Sınır dediğiniz nedir ki?
Tel örgü yok, duvar yok, adım başı asker yok, nöbetçi yok.
Birçok kişi sınırı böyle hayal eder.
Bu dediklerimiz mümkün değil ki.
Sınır, üzeri numaralı taşların belirli aralıklarla sıralanmasından oluşuyor.
Örneği şöyle vereyim de daha iyi anlaşılsın:
Baskına uğrayıp 14 şehit veren Üzümlü&[#]8217;de bir gece yarısı tedaviye gittiğim köylünün evinin bahçesinde sınır taşı vardı.
Sınır böyle bir şey işte.
Sadece bir ülkeyle komşu değiliz ve binlerce, 10 binlerce kilometreyi denetlemenin ne kadar zor olduğunu herhalde tahmin edersiniz.
Dolayısıyla terörü önlemenin tek yolu nasıl halka iş ve aş imkanı verip refah seviyesini yükseltmek ise kaçakçılığı da ancak böyle önleyebilirsiniz.
Terörün yanında bunun lafı mı olur demeyin.
Kaçakçılık deyip geçmeyin.
Bakın bu sorun başka hangi sorunları ortaya çıkarıyor?
Kaçak mal yurda faturasız giriyor ve faturasız satılıyor.
Güneydoğu&[#]8217;da bu sebeple büyük miktarda vergi kaybı oluyor.
Bütçede delik açan bu kayıp Batı&[#]8217;daki esnaftan, tüccardan çıkıyor.
Bana göre ekonomik açılımla yöre insanına istihdam alanları açıp da iş ve aş vermek ve bu bölgenin yaşam kalitesini artırmak gerekiyor.
Bu bölge bir de sağlık açılımı istiyor.
Benim bulunduğum dönemde birçok insan sadece kaçak mal getirip götürmek için Kuzey Irak&[#]8217;a gitmiyordu, oradaki hastanelerde tedavi olmak için gidenler de çoktu.
Köylüler orada daha ucuza daha iyi sağlık hizmeti aldıklarını söylüyorlardı.
Yöre halkı bu konuda sıkıntının farkında olan askeriyeden de çok büyük yardım ve destek görüyordu.
Sıhhiye askeri olarak bölgede kaldığım süre içinde yaptığım iğnenin, attığım dikişin, sardığım yaranın, verdiğim ilacın haddi hesabı yok.
Basına ve medyaya yansıyan haberlere göre Doğu ve Güneydoğu&[#]8217;nun birçok ilinde olduğu gibi Hakkari&[#]8217;nin de doktor sorunu, hastanedeki araç gereç ve personel sorunu bugün de sürüyor.
Dolayısıyla ekonomik açılımın yanında bir de sağlık açılımı yapmak lazım.
Benim bildiğim Hakkari havalisinde Zap suyundan başka elle tutulur, gözle görülür bir su yok.
Yol ve elektrik konusunda pek açılıma ihtiyacı olmayan bölgede su konusunda da açılıma ihtiyaç duyulabilir.
Bir de eğitim konusunda açılım yapmak gerekebilir.
Hükümet, Hakkari&[#]8217;de bile üniversite var, bu açılımı yaptım derse yanılır.
Üniversite açmakla eğitimin sorunları çözülmüş olmaz.
Bitmedi. Bir de güvenlik konusu var.
Örneğin Üzümlü karakolu.
Türkiye&[#]8217;nin en çok basılan karakolu olarak bilinen bu karakol Kuzey Irak sınırına çok yakın.
Öyle ki buraya zarar vermek için sınırdan içeriye girmeye bile gerek yok.
Bu karakol vakti zamanında kaçakçılığı önlemek amacıyla sınıra çok yakın yapılmış.
Siz deyin 300 metre ben diyeyim 500 metre.
Doğu ve Güneydoğu&[#]8217;da bu durumda çok karakol var.
Bu karakolların yerlerinin değiştirilmesi, daha güvenli hale getirilmesi gerekiyor.
Öncelikle ekonomik açılım yapmak, hemen ardından sağlık ve eğitim açılımlarını gerçekleştirmek gerekir diye düşünüyorum.
Hükümetin yanlış politikası sonucu olaylar başka noktalara gidiyor.
Siz bu açılımları yapmamışsınız, gitmişsiniz en son yapmanız gereken açılımı yapmışsınız.
Bu elbise bizim üzerimize oturmaz.
Gördünüz; Nitekim birçok sıkıntı yaşandı.
Şehit aileleri ve gaziler incindi, vicdanlar sızladı, infialler oldu.
Bu tahribatı daha fazla artırmamak lazım.
Çevre Düzeni Planı&[#]8217;na itirazlar sürüyor
Çevre ve Orman Bakanlığı&[#]8217;nca hazırlatılan 1/100.000 ölçekli Bartın-Zonguldak-Karabük Çevre Düzeni Planı epeydir Bartın&[#]8217;ın gündeminde bulunuyor.
Adı üzerinde bölgenin çevresini düzenlemek için yapılan bu plan bir tarafı memnun ederse başka bir tarafı memnun etmiyor.
Amasra&[#]8217;ya termik santral kurma izni vermediği için Hema Endüstri A.Ş.&[#]8217;nin itirazda bulunduğu plana şimdi yeni itirazlar oldu.
Bu sefer ki itirazlar planda yatırım için yeterli alan bulunmaması, kentsel gelişim alanına çok az yer verilmesi ve tarım alanlarının fazla gösterilmesi nedeniyle yapıldı.
Konu ile ilgili hafta içinde Ankara&[#]8217;da bakanlık düzeyinde bazı girişimlerde bulunuldu.
Belediye Başkanı Cemal Akın, Ankara&[#]8217;da planın kendilerine göre sakıncalı buldukları yönleriyle ilgili olarak görüşmeler yaptıklarını açıkladı.
Başkan Akın, Çevre Düzeni Planı&[#]8217;nda yapılmasını istedikleri değişikliklerle planın sıkıntı yaratacak kısımları konusunda TBMM Başkanı&[#]8217;na da, bilgi sunduğunu ve yardım talep ettiğini söyledi.
Plan daha önce Hema&[#]8217;nın itirazına konu olmuş, yapılan itirazın reddedilmesi çevrecileri sevindirmişti.
Çevre ve Orman Bakanlığı şimdi belediyelerin, bazı odaların ve sanayicilerin itirazını değerlendirecek.
Görünen o ki plan bir tarafı memnun ederken diğer tarafı memnun etmiyor.
Tabi planın herkesi memnun etmesi mümkün değil.
Bu itirazlar daha ne kadar devam edecek bilmiyoruz.
Bakalım bunun bir orta yolu bulunabilecek mi?