&[#]8220;Makam araçları, lojmanlar, misafirhaneler ve yemekhaneler&[#]8221; başlıklı yazıma Belediye Başkanımız Sayın Cemal Akın&[#]8217;dan açıklama geldi.


Kamu kurum ve kuruluşlarında başlıkta adı geçenlerden kaynaklanan savurganlığı eleştiren yazımızın Bartın Belediyesini ilgilendiren bölümü, belediyeye araç alımında önceliğin binek aracına değil başta iş makinesi olmak üzere, itfaiye ve ambulans gibi araçlara verilmesi gerektiğini vurgulanmasıydı.


Bir de &[#]8220;Belediye Başkan Yardımcılarının altına makam aracı vermek de gereksiz. Bir yere mi gideceksiniz, belediyede onlarca resmi araç var, çağırır birini gidersiniz&[#]8221; şeklindeki sözlerimdi.


Gelen cevapta araçların dökümü vardı.


Belediyede biri 2011, ikisi 2006, biri 2001, diğerleri 1995, 1992 ve 1986 olmak üzere toplam 7 binek aracı olduğunu belirten Başkan Akın, &[#]8220;Bu tablodan da anlaşılacağı üzere belediyemizde eski model binek araçları mevcuttur. Hurdaya ayrılması gereken araçlarla-yenilemediği için- hizmet verilmektedir. 24, 18 ve 15 yıllık araçlar sürekli arızalanmakta, yedek parça ve tamir giderleri belediyemiz bütçesine yük getirmektedir&[#]8221; diyor.


Başkan Akın şöyle devam ediyor:


&[#]8220;Köşe yazısında bahsi geçen 33 bin liraya alınan binek aracı sadece belediye başkan yardımcısına tahsisli değildir. Gerektiğinde belediyemizin tüm birimleri bu aracı kullanabilmektedir. 17 mahallesinde 54 bin nüfusa hizmet veren belediyemizde eski araçların hurdaya ayrılması ve yeni binek araçların alınmasına ihtiyaç vardır ve bu yönde yapılacak çalışma ile iki binek aracı daha belediyemize alınacaktır.


Kaldı ki 2006 model olan başkanlık makam aracı ise hibe olarak belediyemize gelmiş olup o günden bu yana önemli teknik arızalar meydana getirmekte, can güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Belediye Başkanı olarak zaman-zaman kendi özel aracım belediye başkanlığı aracı olarak kullanılmaktadır.


Göreve başladığımız 3 Nisan 2009&[#]8217;dan bu yana 17 aylık geçen süre içerisinde belediyemize bir binek aracının yanı sıra hizmetlerin bel kemiğini oluşturan iki kepçe ve kanal kazıcı ile bir ekskavatör alınmıştır. Bu araçların bedeli de yaklaşık 410 bin liradır&[#]8221;


Başkan Akın&[#]8217;ın açıklaması böyle.


Yazımda Avrupa&[#]8217;nın birçok ülkesinde Belediye Başkanları, Valiler, hatta bakanların işe toplu taşıma araçları ya da bisikletle gidip geldiklerine değinip, bu uygulamaları örnek almamız gerektiğini de vurgulamıştım.


Belediyelerin durumları malum.


İller Bankası ve hükümetin eline bakıyorlar.


Banka payları ve karşılıksız hazine yardımları ile projelere bakanlıklardan sağlanan ödenekler olmasa çoğu belediyenin kapısında kilit vurulur.


Belediyelerin isterlerse kendi yağlarıyla kavrulabilecekleri, bunun için tasarruf yapılması, personel ve araç gereç fazlalığı varsa bunların azaltılması, giderlerin kısılması ve tabi ki gelirlerin artırılması gerektiği de yazımda vurgulanan bir diğer husustu.


Sadece belediyeleri ve Bartın Belediyesini değil Valiliği ve bütün resmi kuruluşları ilgilendiren, kamudaki araç, lojman, misafirhane ve yemekhane saltanatına dikkat çeken, devletin otelcilik ve lokantacılık yapmaması gerektiğini savunan yazımın iyi anlaşıldığını umuyor ve başkanımıza verdiği bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum.





Memleketimden gazetecilik manzaraları (XIX)



Mesleğimizin acıklı, meslektaşlarımızın acınacak hallerini ile ilk kez Atilla Girgin&[#]8217;in yerel gazetecilikle ilgili araştırma ve inceleme kitabını okurken görmüştüm.


Uzun yıllar Anadolu Ajansında çalıştıktan sonra emekli olan Bartın&[#]8217;dan evli Girgin&[#]8217;in deneyimlerini de yansıttığı kitapta yerel gazetelerden günlük olanlar için &[#]8220;çoğu resmi ilan almak için kurulmuş, haber yazımına dikkat etmeyen, Türkçe&[#]8217;si bozuk, hatalarla dolu&[#]8221; diye söz ediliyor.


Yıllar önce yapılan bu tespitlerin bugün ne kadar doğru olduğunu görüyoruz.


Gazeteler hatadan geçilmiyor.


Yapılan yanlışın üzerine &[#]8220;düzeltme ve özür yazısı&[#]8221; yazma kültürü de yok.


Bazıları bir ara birkaç düzeltme yapınca umutlanmıştık.


Arkası gelmediğine göre demek ki göstermelikmiş.


Her gün onlarca çam devriliyor. En son il Genel Meclis Üyesi Recep Kantarcıoğlu&[#]8217;nu İl Genel Meclisi Başkanı yaptılar.


Efendim haberi İhlas Haber Ajansı öyle geçmiş, biz ne yapalım denildiğini duyar gibiyim.


Böyle derseniz sorumluluk anlayışınızın derecesi ortaya çıkar.


İha öyle yaptı diye öyle vermek zorunda değilsiniz.


Orada daha olumsuz bir şey de yazabilirdi.


Demek ki ajanstan da gelse haberi okuyacaksınız, düzenleyeceksiniz, öyle yayına vereceksiniz.


Karadeniz Bölge Komutanı ile ilgili haberde hatalıydı.


Bölge Komutanları general olur.


Nitekim Deniz Kuvvetleri Karadeniz Bölge Komutanı Deniz Kurmay Kıdemli Albay Ali Sadi Ünsal da son yapılan Yüksek Askeri Şura&[#]8217;da Tuğamiralliğe yükseldi.


Sayın Komutanımızın rütbesi albay değil tuğamiraldir.


Bizim dışımızdaki gazetelerin hepsinde bu haberler hatalı çıktı.


Pusula&[#]8217;nın farkı bir kez daha oryaya çıkıyor.


Bizim de yoğunluk içinde gözden kaçırdığımız şeyler oluyor ama kendimizi aldığımız yetkiden daha çok sorumlu hissettiğimiz için diğerlerinde 100 haberde 40-50 hata oluyorsa bizde 3 ya da 5 tane oluyor.


Bayat haber kullanma olayı da dolu dizgin devam ediyor.


Bu da gazetelerin çıkmak için çıktıklarını, dolayısıyla resmi ilan gazetesi olduklarını gösteriyor.


Bu arada isterseniz gazetelerin satılarak el değiştirmesi konusu üzerine bir iki çift laf edeyim.


Bu konuda geçenlerde kaleme aldığım yazıda &[#]8220;gazeteler satılabilir, bu çok doğal, yeter ki gazeteciler satılmasın, kalemler kiraya verilmesin parayla haber yazılmasın&[#]8221; demiş ve yaklaşan genel seçimlere dikkat çekerek, bu günlerin gazetelerin para etme günleri olduğunu belirtmiştim.


Bir gazetenin satıldığını duyduk.


Hayırlı uğurlu olsun.


Yeni sahibine yazılı basında başarılar dileriz.




Kavak ağacı ile kabak



Bir kabak hikayesi var, bilir misiniz bilmem.


Çok anlamlı bir hikayedir. Bu hikayeyi iki yıl kadar önce Osman Turna&[#]8217;dan dinlemiştim.


Dinledikten sonra okurlarımızla paylaşmıştım.


Bir süre önce BAKİAD Genel Sekreteri değerli gazeteci arkadaşım Hasan Önder&[#]8217;den gelen e-postalar arasında baktım bu hikayede var.


İlginç bir rastlantı olmuş. Kim bilir, belki Hasan arkadaşım bu anlamlı hikayeyi bilerek göndermiştir.


Günümüzde yaşanan bazı olayların üzerine iyi gider.


Gelin birlikte bir daha okuyalım:


Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.


Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.


Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:


-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?


-On yılda, demiş kavak.


-On yılda mı diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.


-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!


-Doğru, demiş kavak.


Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.. Sormuş endişeyle kavağa:


-Neler oluyor bana ağaç?


-Ölüyorsun, demiş kavak.


-Niçin?


-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.