Zonguldak Belediye Başkanlarının neden başarısız göründüğü sorusu, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok boyutludur.
Ancak şehirle ilgili kamuoyu tartışmalarında sık sık öne çıkan bazı yapısal ve yönetsel sorunlar var.
Öncelikle Zonguldak’ın topoğrafyası çok engebeli; yollar, altyapı ve yeni projeler için uygun alan bulmak zor.
Eski yerleşim dokusu nedeniyle altyapı yenilemeleri maliyetli ve yavaş ilerliyor.
Taşkömürü üretiminin azalmasıyla ekonomik canlılık düştü.
Yerel yönetimlerin gelir kaynakları azaldı!
Büyük projelere bütçe ayırmak zorlaşıyor.
Yeni seçilen yönetimlerin önceki projeleri sürdürmemesi veya yeni yönetime devredilen belediye yapısının düzensiz olması, sürekliliği bozuyor!
Önceki başkanın yaptığı parke şimdiki başkan tarafından sökülüyor, yeniden parke yapılıyor!
Uzun vadeli master planlarının sık sık değişmesi nedeniyle kent vizyonu gelişmiyor!
Merkezi yönetim–yerel yönetim ilişkilerindeki uyumsuzluk, kaynak ve proje onaylarını zorlaştırıyor.
Belediyede zaten dar olan teknik kadroların sık sık değişmesi, uzmanlık birikiminin sürekliliğini kesintiye uğratıyor.
Kentte altyapı, ulaşım, otopark, çevre düzeni gibi kronikleşmiş sorunlar uzun süredir biriktiği için çözümü hem pahalı oluyor, hem de zaman alıyor.
Bu nedenle halkın “hızlı başarı” beklentisi ile gerçek koşullar arasında uyumsuzluk oluşuyor.
Şeffaflık, ihale süreçleri ve proje iletişimiyle ilgili eleştiriler sıkça gündeme geliyor.
Bilgilendirme mekanizmalarının zayıf olması, yapılanların görünürlüğünü azaltıp “başarısızlık algısı” yaratabiliyor.
Başarısızlığın en önemli nedenlerinden birisi iletişim eksiği!
Belediyenin ehliyetsiz şoförleri!
Çaycuma Belediyesi’nde çalışan şoförlerle ilgili acayip bilgiler geliyor kulağımıza!
Özellikle Temizlik İşleri Müdürlüğü’nde ciddi krizler olmuş!
Akşamları içip içip alkollü araç kullanmaktan ehliyetlerini kaptıran personel hiç bozuntuya vermiyor!
Özetle, Çaycuma Belediyesi’nde, alkolden ehliyetini kaptırdığı halde aylarca çalışan personel olduğu iddiaları var!
Belediye yönetimi bu sorunu duymuş olacak ki!
Personele mesaj atmış!
e-devlet üzerinden ‘sürücü belgesi ve şahıslara yazılan ceza sorgulama’ belgelerini istemiş!
Ehliyetin gitmişse ibraz edemeyeceksin!
Cezan varsa bildireceksin!
Peki ehliyetsiz olarak aylarca nasıl çalıştı bu personel?
Ya bir kaza olsaydı ne olacaktı?
Allah korusun!
‘Çaycuma bir Avrupa kenti’ demekle Avrupalı olunmuyor!
Seka Caddesi’ni Şanzelize’ye benzetmekle Çaycuma Paris olmuyor!
Çaycuma Belediye Başkanı Bülent Kantarcı’nın danışmanı Ahmet Öztürk bile Temizlik İşleri’nde kamyon şoförü olarak çalışmıştı!
Ahmet Öztürk’ün şoförlük yapıyor göründüğü dönemde böyle bir olay duymamıştık!
Acaba bir yönetim boşluğu mu oldu?
Ahmet Öztürk, Başkan Bülent Kantarcı yerine biraz da Temizlik İşleri Müdürlüğü’ndeki şoförlere danışmanlık yapsa!
Hani bunun ilk sahibi!
Bizim bu içinden çay geçen ilçeler ile içinde çay geçen ilçelerden çektiğimiz nedir?
Geçenlerde, bir Belediye Başkanının ilçesine bağlı beldede, kadın çalışanı ile içkili mekanda buluştuklarını yazmıştık!
Başkanın, belediyede en az beş kadın ile ilişkisi olduğu herkesin dilindeydi!
Ama yüksek başkan yan ilçeye sıçramış durumda!
Başkan mı yan ilçeye sıçradı, yan ilçedeki kadın mı başkana sıçradı tam emin değiliz!
Bildiğimiz tek şey, ikisinin de iyi birer yüksek atlamacı oluşu!
Başkan iyi ölçen, iyi tartan biri!
Hesap adamıdır kendisi!
Kadın ise aydınlık günlerin habercisi!
Gülünce yüzünde pembe güller açıyor!
Geceleri ay gibi parlıyor!
Mal sahibi!
Mülk sahibi!
Hani bunun ilk sahibi?
İddianame hazırlandı!
Kozlu Özsüt önünde uğradığım saldırının iddianamesi nihayet hazırlandı!
Neredeyse 7 ay oldu!
İddianamenin hazırlığı 7 ay sürdü!
Davanın bitmesi için bir yıllık süre öngörüldü!
Olsun, bu kadar kusur, Kadı kızında da olur!
Olay; Kozlu Özsüt çıkışında 28 Mayıs 2025 tarihinde, saat: 00.20 sıralarında meydana gelmişti.
Saldırgan Serhat Çakır gecenin karanlığından yararlanmış ve bize saldırmıştı!
Sonra ortadan kaybolmuş, olayı kendisinin yapmadığını iddia etmişti.
Şikayetçi olduk!
Savcılık titizlikle takip etti!
Polisler tüm detayları buldu.
İddianamede, Serhat Çakır’ın, yaptığı savunmanın suçtan kurtulmaya yönelik olduğu, kasten yaralama suçunu işlediğine dair kamu davası açılması için yeterli delil ve şüphenin mevcut olduğu vurgulandı!
Sokakta delikanlılık yapan kişilerin, işledikleri suçtan kurtulmak için yalan söylediğini bir kez daha gördük!
Şimdi hukuki mücadele başlıyor!
Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır.
Kıssa: Komşu ve çiviler
Bir köyde yan yana yaşayan iki komşu varmış. Biri öfkesine hâkim olamayan, diğeri ise sakin ve sabırlı bir adammış. Öfkeli olan komşu, en ufak meselede bağırır, çağırır, hatta bazen gönül kırar, sonra da pişman olurmuş.
Bir gün sabırlı komşusu ona küçük bir torba çivi vermiş ve demiş ki:
“Her öfkelendiğinde bir çiviyi çitine çak.”
Adam, ilk gün tam on çivi çakmış. Ertesi gün yedi, sonra beş… Zamanla çivi çakmaktan yorulmuş, öfkesini kontrol etmeyi öğrenmiş. Aylar sonra artık hiç çivi çakmamaya başlamış.
Sabırlı komşu bu kez demiş ki:
“Şimdi de her gönlünü aldığın kişi için bir çiviyi sök.”
Adam zamanla çivileri tek tek sökmüş. En son çitte hiç çivi kalmamış.
Ama geriye çivilerin delikleri kalmış…
Sabırlı komşu çiti gösterip şöyle söylemiş:
“Bak, öfken geçer, hatanı telafi etmeye çalışırsın; ama bıraktığın izleri silmek kolay değildir.”
Hisse: Kırdığımız kalpler onarılsa bile tamamen eskisi gibi olmaz. Bu yüzden öfkemizi değil, sözlerimizi kontrol etmek en büyük erdemdir.
Günün Fıkrası: Politikacı ve Asansör
Bir politikacı seçim döneminde bir binaya gitmiş, vatandaşa kendini tanıtacak.
Asansöre biner, tam kapı kapanacakken yaşlı bir amca seslenir:
— Evladım, yukarı çıkıyor musun?
Politikacı gülümseyip:
— Amcacım, ben hep yukarı çıkıyorum. Söz veriyorum, bu milletle birlikte yükseleceğiz!
Yaşlı amca başını sallamış:
— He he… İyi de evladım, asansör aşağı iniyor!
Politikacı şaşırır:
— Nasıl yani?
Amca kapıyı tutar, der ki:
— Oğlum, siz siyasetçiler hep yukarı çıkıyoruz dersiniz…
Ama milletle konuşmaya gelince hep aşağı inersiniz!