- Memoo!
- Hee, ablam?
- Çimento geliyor, birazdan yukarı çıkarsınız.
- Olur ablam!
- Mehmet abi!
- Efendim!
- Sen değil, elektrikçi Mehmet abi! Minibüsünü çek kapının önünden, bir tur at gel park edemezsen, kamyon geliyor yer açalım.
- Gelsin, alırız!
- Sen şimdi al, iki dakikaya gelir, ben aradım.
- E iyi o zaman..
- Durmuş usta bak şimdi, bu çizimde ölçüler yazıyor. Şurada 3.50 bırakacaksın, buradan 4.00 geleceksin, orada da artık ne kalırsa. 3.50 önemli olan, tamam?
- Derya hanım, yukarıdaki deli kadın yine bağırdı bize.
- Bağırsın boş verin!
- Ama üstümüze şişe atıyor?!
- Abi hoş geldin, bakayım irsaliyeye..
- Hoşbulduuum! 50 kum getirdim, 20 çimento, 10 kireç.
- Gel sayalım.. Memooo! Bunları içeriye en dibe taşıyın!
- Başım üstüne ablam..
Memo, Bilo, Sefo, Fıro.. Bir de Osman vardır, ilk tanıştığımda düşündüm taşındım kısa adı yok herhalde bunun dedim. Sordum baktım onun da kısası varmış: Oso!
Memo&[#]8217;lar taşır.
Paketlerden toz bulutu yükselir.
Sıcak yakar.
Toz tere yapışır.
Demir tozu, kesilme sesi, kokusu.
Derya kamyon devam etsin diye trafiği durdurur. Nişantaşı&[#]8217;nın en lüks caddesinde kenara çekmiş kamyonun yanından &[#]8216;Arabamı yeni aldım, geçemem süretebilir&[#]8217; diye tartışma çıkaran tırsan Porshe sürücüsü &[#]8216;bayan mimarı&[#]8217; görünce geçmek durumunda kalır.
Yukarıdan komşular şikayet eder. Ses çıkarmadan inşaat yapacakmışız. Peki.
İlk şantiyemi bitirdim. 6 ay sürdü. Yurtdışındaki mimarlarla ortak iş yapmayı, Nişantaşı gibi lüks bir yerde herkesin ama herkesin huyuna giderek iş çözmeyi, iş sahibi büyük holding patronlarının kaprisleriyle başa çıkmayı öğrendim. Sayılır.
Bir iki yazı daha yazacağım şantiye hakkında.