Küçük bir şehir Zonguldak
Herkes, herkesin şeceresini biliyor.
Mesele çok tanınmaksa, Türkiyede hemen hemen herkes Manukyanı tanıyor.
Zonguldaktan isim vermeyeyim.
Bize gelince
Bizi herkes tanımaz.
Çünkü çok tanınacak bir işimiz olmadı.
Allaha şükür
Kendi markamızı yarattık.
ART Ajans, Pusula Gazetesi, Pusula TV, internet siteleriyle kendi işimizi yapıyoruz.
Biz her bindiğimiz arabanın kornasını çalmayız.
Kendi arabamıza bineriz.
Kendi kornamızı çalarız.
Ama dedik ya, bu şehir küçük.
Hiçbir iyi şeyin kıymeti yok.
Kimseye iyilik yapmayacak, denize atmayacaksın.
Kirletmeyeceksin yani denizi
Kadın satıcısının, hapçının, üçkağıtçının, ırz düşmanının, kaçakçının, hırsızın, delikanlı diye gezdiği şehirdir Zonguldak.
Ama onlar, kardelen gibi çıkar karşınıza, en zor anınızda
Diğer delikanlılar gibi gezmezler caddede
Hepsi kendi köşesinde, kendi halinde...
O insanları; siyasi partilerde, belediye meclislerinde, davetlerde, gazetelerde göremezsiniz.
Onlar bir iyilik yapacaklarsa, güçleri oranında kendi keselerinden yaparlar.
Partilerden, şirketlerden, devletin kesesinden yapmazlar.
Hasta ziyaretinde, dost meclisinde, cenazelerde, kuytu köşelerde dururlar.
Haklarında çok az şey bilinir, çok az şey söylenir.
Onlar işyerlerine gelen insana da, yemek yedikleri mekandaki garsona da aynı davranırlar.
Bırakın olduklarından fazlasını görmeyi, oldukları hali bile göremezsiniz.
Tevazu sahibidirler.
Dedikodu etmezler.
Her şeyi herkese söylemezler.
Bu şehri ayakta tutan onlardır aslında.
Kimdir onlar?
Bu toprağın saf ve temiz insanları
Kimi, maden işçisidir bunların
Kimi, pazarda pırasa satar
Kimi, işyerinde tezgahının başında kasaya bakar
Kimi, insanına iş kapısı olsun diye bölgesine yatırım yapar
Kimi, kamu kurumunda müdürlük yapar
Kimi, memurdur devlet dairesinde
Kimi, çöplerini temizler yaşadığı kentin, sabahın beşinde...
Kimi, askerdir, polistir, vatanını bekler sınırda...
Kimi, kalleş kurşuna hedef olmuştur, puşt zulasında
Değişik bir şehirdir Zonguldak...
Biz de; yılanın, çıyanın, puştun, cirit attığı bu şehirde, bu toprağın insanı olarak endemik bir bitki gibi yaşamaya çalışıyoruz.
Çünkü gidecek başta memleketimiz yok.
Ata toprağımız da, baba toprağımız da burada.
Maden işçisi bir babanın altı çocuğundan biriyim.
Asmada TTKda çalıştı babam.
Evden ocağa, ocaktan camiye, camiden eve
Emekli olduğunda yerleşti Devrekteki köyüne
Meslek hastalığından yenildi ciğerlerine
İnsanın canı acıyor, anası-babası belli olmayan adamlar bize laf söylediğinde...
Altında kömür, üstünde ömür tükeniyor.
Ama puştluk bitmiyor koca şehirde