Küçük bir şehir Zonguldak…

Herkes, herkesin şeceresini biliyor.

Mesele çok tanınmaksa, Türkiye’de hemen hemen herkes Manukyan’ı tanıyor.

Zonguldak’tan isim vermeyeyim.

Bize gelince…

Bizi herkes tanımaz.

Çünkü çok tanınacak bir işimiz olmadı.

Allah’a şükür…

Kendi markamızı yarattık.

ART Ajans, Pusula Gazetesi, Pusula TV, internet siteleriyle kendi işimizi yapıyoruz.

Biz her bindiğimiz arabanın kornasını çalmayız.

Kendi arabamıza bineriz.

Kendi kornamızı çalarız.

Ama dedik ya, bu şehir küçük.

Hiçbir iyi şeyin kıymeti yok.

Kimseye iyilik yapmayacak, denize atmayacaksın.

Kirletmeyeceksin yani denizi…

Kadın satıcısının, hapçının, üçkağıtçının, ırz düşmanının, kaçakçının, hırsızın, “delikanlı” diye gezdiği şehirdir Zonguldak.

“Hiç mi güzel insan yok bu şehirde?” diye soracaksınız.
Var elbette…

Ama onlar, kardelen gibi çıkar karşınıza, en zor anınızda…

Diğer “delikanlılar” gibi gezmezler caddede…

Hepsi kendi köşesinde, kendi halinde...

O insanları; siyasi partilerde, belediye meclislerinde, davetlerde, gazetelerde göremezsiniz.

Onlar bir iyilik yapacaklarsa, güçleri oranında kendi keselerinden yaparlar.

Partilerden, şirketlerden, devletin kesesinden yapmazlar.

Hasta ziyaretinde, dost meclisinde, cenazelerde, kuytu köşelerde dururlar.

Haklarında çok az şey bilinir, çok az şey söylenir.

Onlar işyerlerine gelen insana da, yemek yedikleri mekandaki garsona da aynı davranırlar.

Bırakın olduklarından fazlasını görmeyi, oldukları hali bile göremezsiniz.

Tevazu sahibidirler.

Dedikodu etmezler.

Her şeyi herkese söylemezler.

Bu şehri ayakta tutan onlardır aslında.

Kimdir onlar?

Bu toprağın saf ve temiz insanları…

Kimi, maden işçisidir bunların…

Kimi, pazarda pırasa satar…

Kimi, işyerinde tezgahının başında kasaya bakar…

Kimi, “insanına iş kapısı olsun” diye bölgesine yatırım yapar…

Kimi, kamu kurumunda müdürlük yapar…

Kimi, memurdur devlet dairesinde…

Kimi, çöplerini temizler yaşadığı kentin, sabahın beşinde...

Kimi, askerdir, polistir, vatanını bekler sınırda...

Kimi, kalleş kurşuna hedef olmuştur, puşt zulasında…

Değişik bir şehirdir Zonguldak...

Biz de; yılanın, çıyanın, puştun, cirit attığı bu şehirde, bu toprağın insanı olarak endemik bir bitki gibi yaşamaya çalışıyoruz.

Çünkü gidecek başta memleketimiz yok.

Ata toprağımız da, baba toprağımız da burada.

Maden işçisi bir babanın altı çocuğundan biriyim.

Asma’da TTK’da çalıştı babam.

Evden ocağa, ocaktan camiye, camiden eve…

Emekli olduğunda yerleşti Devrek’teki köyüne…

Meslek hastalığından yenildi ciğerlerine…

İnsanın canı acıyor, anası-babası belli olmayan adamlar bize laf söylediğinde...

Altında kömür, üstünde ömür tükeniyor.

Ama puştluk bitmiyor koca şehirde