Ahtapotun anneliği hiçbir canlının anneliğine benzemez.

Dişi Ahtapot çiftleşmeden sonra bir oyuk bularak oraya yerleşir.

Yumurtlamaya başlar ve yumurtlama işlemi bittikten sonra kuluçkaya yatar.

Yumurtalarını yuvanın tavanına çengelle asar gibi dizer.

Yumurtalara devamlı su pompalayarak onların temiz kalmalarını sağlar.

Her ne pahasına olursa olsun yuvasını terk etmez.

Yavrular yumurtadan çıkmadan açlığa dayanamazsa birkaç kolunu yer ve bu şekilde tüm yavrular yumurtadan çıkıncaya kadar hayatta kalır ve yumurtaları korur.

Ancak uzun süren kuluçka dönemi onu aç ve bitkin bırakır tüm yavrular yumurtadan çıkınca o da yuvasında can verir.

Hayata yeni başlayan yavrular için anne ahtapotun cansız vücudu yaşama tutunmaları için iyi bir besin kaynağı olur.

Bu yüzdendir ki hiçbir dişi ahtapot yavrularının büyüdüğünü göremez.

Hiçbir ahtapot, annesi ile birlikte büyümez!

Ahtapotların hayata tutunmak için annelerini yediğini okuduğumda aklıma ilk gelen Zonguldak oldu!

Zonguldaklılar, Zonguldak’ta ikamet edenler, hayata tutunmak için Zonguldak’ı yediler!

O nedenle anne ahtapot gibi Zonguldak hiç büyümedi!

Büyümek isteyen Zonguldak’ı yedi!

Kimi ormanından çaldı!

Kimi kömüründen!

Kimi kurumundan!

Kimi hazine arazisinden!

Bu hırsızlar itibarlı insan oldular!

Sonra hep birlikte yüksek sesle bağırdılar: “Zonguldak neden büyümüyor?” dediler!

Zonguldak insanını suçladılar!

Çalamadığı için “Tembel” dediler!

Eşkıyalık yapamadığı için “Apça” diyerek küçümsediler!

Bağında, bahçesinde çalışırken, ülkenin ihtiyacı olan kömürü çıkartsın, ülkeyi aydınlatsın diye jandarma zoruyla yerin dibine indirdiler!

Cansız bedenleri madenden çıkarken beklediler!

Çoğunlukla aynı gün toprağa verdiler!

Sonra yine madene indirdiler!

Bu ülkeyi ısıtan, aydınlatan, yola ray, binaya temel olan insanlara tembel dediler!

Zonguldak’ı anne ahtapot gibi yediler!

Bu insanlar aç olsaydı doyarlardı!

Ama bunların gözleri açtı!

Biz bu insanların aç gözlerini doyuramadık!

Hala Zonguldak’ı yiyorlar!

Hala bu toprağın insanını küçümsüyorlar!

Bu insanların gözlerini toprak da doyurmuyor!

İlla hazine arazisi olsun diyorlar!

Arsayı bulsalar üstüne kaçak kat çıkarlar!

Ahtapot gibidirler!

Bürokrasiyi, siyaseti sararlar!

Sıktı Cafer bez getir!

Zonguldakspor Futbol Kulübü lig başından bu yana galibiyet yüzü görmedi!

Karabük deplasmanında taraftarlar “Cafer gelecek hesap verecek” şeklinde slogan atmışlar!

Cafer niye gelsin, niye hesap versin?

Olmadığı halde ‘kulüp başkanıyım’ diye açıklama yapan Harun Demir gelmeli ve hesap vermeli!

Hocayı bulan, kadroyu kuran kim ise sorumlu olur!

Galibiyet olunca ‘Harun Başkan’ diye bağır!

Her maçta beraberlik alınca ‘Sıktı Cafer bez getir’ diye bağır!

Bezi getirecek, bu işi temizleyecek olan Harun Demir!

Yok öyle bedavadan Zonguldakspor’un adını kullanmak!

Gerçi taraftar da haklı!

“Harun Demir istifa” dese!

Resmiyeti olmadığı için nereden istifa edecek?

Demir Madencilik’ten mi?

Papila Madencilik’ten mi?

Zonguldakspor’un hali de aynı Zonguldak gibi!

Sahibi olmadığı için kapanın elinde kalıyor!

Yavuz Bülent Bâkiler

Türk edebiyatının önemli isimlerinden şair ve yazar Yavuz Bülent Bâkiler 89 yaşında hayatını kaybetti.

‘Cebeci İstasyonu’ şiiriyle tanıdım Yavuz Bülent Bâkiler’i:

“Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

Bir başka türlüydü bu insanlar

Sen bir başka türlüydün

Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi

Gözlerin gözlerimde erimekteydi

Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun

Beni bırakma diyordun”

Sonra ‘Sen’ şiiri;

“Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter”

Ve daha niceleri!

Sen Rabbime emanet!

Dizelerin bize!