Yaklaşık 3 ay kadar önce yazdığım bir yazıda köpek sorununa değinmiştim.


Geçen yıl &[#]8220;Köpek meselesi&[#]8221;, &[#]8220;Köpeklerle yaşamak&[#]8221;, &[#]8220;Genelge de sorunu çözmedi&[#]8221;, &[#]8220;Belediyeden başıboş köpek uyarısı&[#]8221; ve &[#]8220;Köpekler yine sahnede&[#]8221; başlıklı yazılarım olmuştu.


En dikkat çekici yazım &[#]8220;Köpekler yine sahnede&[#]8221; başlıklı olanıydı.


Bir süre önce bir başka gazetede bu yazıma benzer bir yazı görmüştüm.


Biraz fazla benzemiş ama olsun.


Bazılarına esin kaynağı olabiliyorsam ne mutlu bana.


Yazılarımı takip edenler bilirler, bu konu demirbaş konularımdan biridir ve sorun çözülünceye kadar da böyle kalacaktır.


Başıboşlar bir yana bir de sahipli köpekler sorun yaratıyor.


Tek çözüm kısırlaştırma. Ne yapıp edip üremeyi durdurup çoğalmalarının önüne geçmek gerekiyor.


Belediyemiz ve Hayvan severler Derneği Başkanımız Nevaz Küçükekşi, bu konuda gayretli çalışmalar yapıyor.


Barınak bakımevi oldu. İyi oldu. Eskiye oranla durum biraz daha iyi ama üremenin durdurulamaması nedeniyle sonuç alınamıyor.


Hele bir azma dönemleri gelmeye görsün, sokakları istila ediyorlar.


İnsanları en çok o zaman korkutuyorlar.


Benim de başım bazı insanlar gibi köpeklerle dertte.


Hayvanların bu çeşidiyle anlaşamıyorum.


Bazıları var ki beni görünce havlıyor.


Mesela Şadırvan civarından geçerken tedirgin oluyorum.


Bir köpek var havlamayla karışık tuhaf sesler çıkararak üzerime geliyor.


Onu görünce yolumu değiştiriyorum.


Aynı şekilde beni görünce havlayan bir köpek de bizim işyerinin yakınlarında var.


Havlarken dişlerini görülüyor.


Gerçi ısıracak köpek dişlerini göstermez derler ama ben yine de ne olur ne olmaz düşüncesiyle temkinli davranıyorum.


Büroya giderken sağımı solumu kolluyorum.


İki köpek yetmezmiş gibi bunlara son zamanlarda bir köpek daha katıldı.


O da bizim büronun yakınlarında o da beni görünce havlıyor ve dişlerini gösteriyor.


Bizim mahallenin altındaki Çalıkoğlu Sokak&[#]8217;ta bu konuda benim için sakıncalı bir sokak.


Bu sokaktan zaten köpek sorunu yüzünden belli saatlerde geçmiyorum, geçtiğim zamanlarda da dikkat ediyorum.


Siz isterseniz adına köpek fobisi diyebilirsiniz ben alerji diyorum.


Köpeklere karşı alerjim var ve her şey karşılıklı olduğuna göre köpeklerin de bana karşı alerjisi var demek ki.


İnsan korktuğu zaman bir hormon salgılarmış.


Bu da hayvanlar tarafından hissedilirmiş.


Köpeklerle aramızdaki anlaşmazlığın altında yatan sebep bu galiba.


Allah&[#]8217;tan bu köpeklerle her zaman karşılaşmıyorum.


Yoksa hayatımın köşe kapmacayla geçmesi işten bile olmazdı.


Hangi köpeğin ısırmayacağını, hangi köpeğin kuduz mikrobu taşımadığını bilemezsiniz.


Bunları bilmeniz için köpeklerin hepsinin kayıt altında olması, aşılanması, tasmalanması, kimliklenmesi ve düzenli olarak sağlık kontrolünden geçirilmesi gerekiyor.


Bu da henüz olmadığına göre benim ve benim gibilerin köpeklerden çekinmesi çok normal.


Sadece ben değilim, benim gibi köpekten çekinen birçok kişi var.


Bu kişiler adına ve kendi adıma bu soruna çözüm bulunmasını istiyorum.


Valiliğin 2008&[#]8217;de yayınladığı genelgeye ve belediye tarafından üç ayda bir 10-15 gün süreyle yapılan uyarı anonslarında denildiği gibi başıboş köpekler toplansın ve bunlar kısırlaştırılsın, aşılansın, kimliklensin, tasmalansın, kayıt altına alınsın.


Sahipli köpeklerin sahiplerinin de köpeklerine sahip çıkması sağlansın.


Yıllar önce Tarım İl Müdürümüzün çocuğuna fidanlıkta bir köpek saldırmıştı.


Ölümden dönen çocuğu çevreden yetişenler köpeğin altından zor almıştı.


Köpek sorunu ile ilgili yazı yazdığımda aklıma hep bu olay gelir.


Tabi bir de insanların ölümüne de yol açan kuduz vakaları.


Başıboş köpekler yüzünden meydana gelen, can ve mal kayıplarına yol açan trafik kazaları da olayın bir başka önemli boyutu.


Bartın&[#]8217;da bildiğimiz kadarıyla her ne kadar yoksa da Pitbull cinsi köpeklerin dünyada ve yurdun birçok yerinde yarattığı dehşeti basın ve medyadan görüyoruz.


Kaç tane insan parçaladılar ve öldürüp sakat bıraktılar.


Meselenin hayati önemi var.


Konunun üzerinde önemle durulmalı.




Memleketimden gazetecilik manzaraları (VII)



Yerel basın analizlerimize kaldığımızdan yerden devam ediyoruz.


Biraz düzelme oluyor, olumlu gelişmeler yaşanıyor gibiydi ama tekrar başa dönüldü.


Ortalık yine hatadan geçilmiyor.


Milletvekilimiz Rıza Yalçınkaya&[#]8217;nın Başbakan Erdoğan&[#]8217;ın yanıtlaması istemiyle verdiği kayıp çocuklar ve çocuk işçiler konusundaki önergeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Ömer Dinçer cevap verdi.


Bir gazete bunu yanıtı Başbakan Erdoğan verdi diye yazdı.


Bir başka gazete ise Sosyal Güvenlik Kurumundan cevap verildiğini belirtti.


Yani dolayan dolayana.


Bu örnekler gazetelere gelen açıklamaların daha iyi okunması ve ona göre habere dönüştürülmesinin gereğini bir kez daha gözler önüne serdi.


Bir gazete Milletvekilimiz Yılmaz Tunç&[#]8217;un Kandil Mesajı ile ilgili haberine &[#]8220;Milletvekili Tunç Miraç Kandili kutlamadı&[#]8221; başlığını atmış.


Haberin içinde kutladı diyor, başlıkta kutlamadı diyor.


Dikkatsiz bir gazetecilik örneği.


Bir gazete Bartın Giad&[#]8217;ı Bargiad yaptı, hem de başlıkta.


Sonra da düzeltme ve özür yayınlamadı.


Bu gazete bütün gazetelerin pazartesi günü verdiği Ak Parti İl Danışma Meclisi haberini Salı günü verdi, hem de bir koca sayfasını kapatarak.


Utanmasalar manşetten verirlerdi herhalde.


Gerçi utansalar bu haberi kullanmazlardı ya neyse.


Bir gazete geçen cumartesi günü bayilerde bulunamadı.


Bir önceki cumartesi de başka bir gazete bayilere gelmemişti.


Bayiler bu gazetelerin yay-sat paketinden çıkmadığını söyledi.


Gazetelerin bayilere verilmemesi fiili satışı etkilerse resmi ilanın kesilmesine neden olur.


Bayilere gazetelerini ara sıra vermeyen gazeteler fiili satış konusunda neye güveniyorlar bilmiyorum ama güvendikleri dağlara kar yağarsa şaşırmasınlar.


Haber tekrarına ve genel haberden yerel haber üretme örneklerine artık rastlamıyoruz ama bayat haber kullanılmaya yaygın bir şekilde devam ediliyor.


Bir kez daha söylüyorum; gazetecilikte haberi önce vermek esastır.


Benim hataları göstererek gazetelerin daha iyi çıkmalarını sağlama yönündeki çabalarım bazılarını sıkıntıya sokuyor.


Bazıları sen bizim gerek yaş olarak gerekse mesleki olarak büyüğümüzsün, söylediklerinden ders almalıyız diye olgunlukla karşılarken, yaptıkları yanlışların konuşulmasını istemeyen bazıları bu sözlerimden rahatsız oluyor.


Tarhana zamanı geliyor, belki de ondandır.


Bu arada gelen yorumlara ve gösterilen tepkilere bakılırsa İbrahim Balıkçı ile ilgili yazımın verdiği mesaj yerini bulmuş.


Kendisini gazeteci sanan bazı kişilerden daha gazeteci olan Balıkçı hakkındaki değerlendirmelerim birçok kişinin hoşuna gitmiş.


Tabi alınanlar da olmuş.


Bu arada bazı gazetelerin köşelerinde internetten indirme yazılar dolaşıyor.


Bunlar kullanılırken internetten alıntı olduğunun belirtilmesi meslek ahlakının bir gereğidir.


Bu uyarıyla birlikte yarının cumartesi olduğunu da hatırlatmış olayım.


Bazıları yay-sat aracılığıyla bayilere gazete vermeyi unutmasın.