Halkımızın yakın ilgisinde olan Adnan Hocadan bir haber paylaşalım.
A9 kanalındaki sohbetlerine kedicikleri ile devam eden Adnan
Oktar, son sohbetinde neden evlenmediğini açıklamış.
[*] [*] [*]
Haber şöyle:
A9
TV´de yayınlanan programda Adnan Oktar, yayına kendine ait kamerayla ilgili
yaptığı şaka ile başladı
Adnan
Oktar, kediciklerin kahkahalarının ardından neden evlenmediğini açıkladı.
A9
kanalında konuşan Adnan Oktar Allah için yaşadığını ve başına gelen her şeyi Allah için yaptığını dile getirdi.
Adnan
Oktar:
Evlenmedim, Allah için... Okulda
sabahtan akşama kadar tebliğ yapıyordum, Allah için
Hayatımı tehlikeye attım,
Allah için... Hapishaneye girdim, Allah için... Tımarhaneye girdim, Allah
için...
[*] [*] [*]
Adnan Hocanın kediciklerinden de mesajlar var.
Adnan Oktar´ın kedicilerinden Ebru Altan, Daima bakımlı, temiz ve şık giyinmeyi
tercih ederim...
Ekran
karşısında da öyleyim gündelik hayatta da öyleyim
demiş.
[*] [*] [*]
Ne demişler:
Her
malın bir alıcısı vardır.
Bizimkisi de öyle.
Bunları neden yazıyoruz?
Neden paylaşıyoruz?
Söyleyelim.
Aycan-Nurcan rezaletinden sonra ülke ve Zonguldak meseleleri
yerine Adnan Hocanın kedicikleriyle ilgilenmeyi tercih edenlere de saygı
duymak lazım.
Adnan Hocanın kediciklerinin kent meselelerinden, insan
yaşamından daha önemli olmadığını herkes kabul ediyor.
Ancak insanlar bu siyasetçilerden, bu yerel yönetimlerden
umudunu kesmiş.
Adnan Hocanın kediciklerini, Aycan ve Nurcanı izlemeyip ne
yapsın!
Onlara da hak vermek lazım!
[*] [*] [*]
İşler elbette kör-topal gidiyor.
Aslında kör-topal değil.
Tepe taklak gidiyor.
Ama nasıl gittiğini pek çok kimse bilmiyor.
Vatandaş kendi derdinde
İşinde, gücünde
Karın tokluğunun derdinde
Doğrudur.
Ama bu karın tokluğu derdine rağmen Aycan ile Nurcana vakit
ayırabiliyor.
Adnan Hocanın kediciklerine zaman ayırabiliyor.
İnşallah hocam, inşallah!
Maşallah hocam, maşallah!
[*] [*] [*]
İşte Zonguldakın sorunları
Aynı şeyler.
Aynı söylemler.
Aynı çıkmazlar.
Aynı yalanlar.
Aynı samimiyetsizlikler.
[*] [*] [*]
Vatandaş kentten bihaber
Olaylardan bihaber
Gelişmelerden bihaber
Kent öylesine derin bir politik körlük içinde ki, herkes
haklı!
Herkes haklı!
Uyarıyoruz
Dün,
2015 Mayıs son demiştik.
Konu
mülkiyet.
Özetle;
Zonguldak
Belediyesinin yarım bıraktığı ıslah imar çalışmalarını 2015 Mayıs sonuna
yapılmaması durumunda vatandaşın elindeki tapu tahsis belgelerinin bir hükmü
kalmayacak.
Mülkiyet
sorununun çözümü için Secaattin Goncanın Belediye Başkanlığı döneminde
Keçiören Belediyesinden Zonguldaka getirilen Hasan Öztürkün çabaları,
Goncanın seçim kaybetmesi, İsmail Eşrefin seçilmesiyle rafa kaldırıldı.
Daha sonra gelen
Muharrem Akdemirin ise, böyle bir dünyası zaten yoktu.
Onun için;
Almanya, Japonya, Kore, İsveç gezileri daha önemliydi.
Akdemir, halkına
böyle hizmet etmeyi daha çok seviyordu!
Hakkıydı! demiştik.
Elinde
tapu tahsis belgesi olan herkes mağdur olmak üzere
Bir
kez daha hatırlatalım.
Sorun
ortada.
Sorun,
sahibini arıyor.
Sorun,
ilgi bekliyor.
Ama
o ilgi, ne yazık ki yok.
Çağrımızı
yineliyoruz.
Kimse
topu taca atmasın.
Kimse
duymazdan gelmesin.
Kapuzun dalgaları
Hatıralar, Kapuzun dalgalarına götürdü.
Kapuzun o dalgaları rahmetli yazarımız Hüseyin Şekere götürdü.
Şöyle diyordu Şeker yazısında:
Bir gün, yine biz böyle
dalgalarla oynarken, benden iki yaş küçük, fakat daha cüsseli olan yeğenim
Ertürk Taş da sahile geldi. Dur-mur
demeden, kendini kocaman dalgaların içine attı ve anında kayboldu. Ben, onun
atladığı yere göz kararı, hemen daldım. Onun böyle dalgada yüzme tecrübesi
yoktu, kolay bir şey zannetmişti. Zaten Kapuzda, her sene, çok kişi boğulurdu.
Karartıyı görünce,
arkasına geçtim, tekmelemeye başladım. O ise, can havliyle beni yakalamaya
çalışıyordu. Bir yakalarsa, ikimiz de boğulurduk. Ben böyle uğraşırken,
sahildeki delikanlılar işin farkına varmışlar, bizi dalgaların içinde
yakaladılar. Kenara çıkardılar. Ben çok su yutmuştum. Ertürk de su yutmuştu.
Onu yüzükoyun yatırıp, sırtından masaj yapıp, iyice kusturdular. Kendine geldi.
Delikanlının biri, yüzüne üç-dört tokat çaktı. Öbürkü de tekmeledi. Ulan, madem ki yüzme bilmiyorsun, ne işin
var dalganın içinde?.. Hadi sen boğuldun, bunu da boğacaktın dediler.
Ertürk, salya-sümük
iyice ağladı. Hikaye böyle
O zamanlar yüzmeye
giderken, yanımıza somun ekmek, zeytin ve kuru soğan alır, onlarla karnımızı
doyururduk.
Dönüş için gelen banliyö
trenine kaçak biner, Zonguldakta inerdik.
Heyy gidi günler heyy
Aynen öyle.
Ömür kısa.
Çok kısa.
Ölüm yanı başımızda