1985 veya 86 yıllarıydı, Acılık&[#]8217;ta inşaat malzemesi satan rahmetli dostumuz Yusuf Uzun, mağazamıza telefon etti. &[#]8220;Hüseyin Kardeş, şimdi dört tane sivil polis memuru bizim mağazaya geldi. Ellerinde bir liste var, o listede yabancı isimleriyle bir sürü malzemenin bende olup olmadığını sordular. Sordukları malzemelerden bende yoktu. Fakat bildiğime göre, bunların hepsi sizde var. Maliye ve Gümrük Bakanlığı, nerde olursa olsun, bu malzemelerin her ne şekilde olursa olsun, toplatılmasını emrediyormuş. Benden sonra size geleceklerini konuştular. Haberiniz olsun&[#]8221; dedi.
SİVİL POLİSLER GELDİ
Kardeşim Erdal&[#]8217;la &[#]8220;Dükkânı kapatıp gitsek mi, yoksa ne halimiz varsa görsek mi&[#]8221; diye düşündük. Gecikmedi, dört tane sivil polis müşteri gibi dükkâna girdiler. Ellerindeki listeden yabancı isimleri bize gösterdiler. &[#]8220;Bu malzemelerden var mı?&[#]8221; diye sordular. Hepsi vardı. Fakat Türkçe olmadıkları için, biz &[#]8220;Yok&[#]8221;, dedik.
&[#]8220;Satın mı alacaksınız?&[#]8221; diye sorduk. &[#]8220;Hayır, her ne şekilde olursa olsun, bunları toplayacağız ve gümrüğe teslim edeceğiz&[#]8221; dediler. Bizdeki malların hepsinin faturası vardı. Fakat her ne şekilde olursa olsun diye emir aldıkları için, &[#]8220;Yok&[#]8221; demek en iyisiydi. Aksilik bu ya, elindeki listede Şilberşinit (cam keser) cam elması yazılıydı. Rafların birindeki kutular içinde cam elmaslarını gören bir memur, &[#]8220;İşte bu, sende var ya&[#]8221; dedi. &[#]8220;Ee ne olacak?&[#]8221; deyince, hepsini çıkartıp saymamızı söyledi. 74 tane cam elması için zabıt tutuldu. İmzaladık. &[#]8220;Şimdi mallarla beraber seni karakola götüreceğiz&[#]8221;. Ben hemen o malın faturasını ve irsaliyesini de yanıma aldım, yürümeye başladık.
MERKEZ ÇARŞI KARAKOLUNA
Ben dört memurun arasında, sanki suç işlemişim gibi, şimdiki iskelenin oradaki Merkez Karakolu&[#]8217;na götürüldüm. Binanın üst katındaki, köşedeki müdüriyet odasında beni oturttular, beklememi söylediler. Odaya sivil genç bir adam girdi. Bana &[#]8220;Niçin buradasınız?&[#]8221; diye sordu. Koltuğunun altında bir tabanca, belinde ayrı bir tabanca vardı. Ben, bir yanlış anlaşılma olduğunu anlattım.
Adam birden parladı, yüksek sesle &[#]8220;Hem kaçakçısın, hem de burada oturuyorsun. Kalk ayağa lann&[#]8221; diye bağırdı. Ben de aynı şiddetle bağırarak: &[#]8220;Senin karşında devletine 1930 yılından beri cezasız vergi veren bir vatandaş var. Benim mülkümde beni aşağılamaya hakkın yok&[#]8221; dedim.
Bağrışmamıza polisler yetiştiler. Beni odadan çıkardılar, &[#]8220;Haydi, savcılığa gidiyoruz&[#]8221; dediler.
CUMHURİYET SAVCILIĞINA
Ben, dört polisin ortasında savcılık makamına götürüldüm. Bereket beni kelepçelemediler. Savcı Hilmi Eminoğlu, ayaklarını masanın üzerine uzatmış, zabıt katibi yanında, ben ayakta, ifademi istedi.
Ben, ellerimi önümde kavuşturmuş, &[#]8220;Efendim&[#]8221; diye söze başlarken, &[#]8220;Ellerini yanına sarkıt ve bana &[#]8216;Savcı Bey&[#]8217; diye hitap et!&[#]8221; dedi. İçimden, &[#]8220;Eyvah, bu adam çok ters&[#]8221; diye düşündüm. Ben taarruza geçtim: &[#]8220;Savcı Bey, hem sizin, hem de benim vaktimize yazık. Bütün belgelerim sağlam. Yarın da İstanbul&[#]8217;dan otobüsle bu elmasların-cam keserlerin gümrük muamele evrakı da gelecek. Arz edeceğim&[#]8221; dedim.
Bana, &[#]8220;Görevimi sen mi öğreteceksin?&[#]8221; dedi. Benim beyanımı söylemediğim kelimelerle zabıt kâtibine yazdırmaya başladı. Ben, &[#]8220;Bunları ben söylemiyorum ki, başka şekilde yazdırıyorsunuz, bunu imzalamam&[#]8221; diye tepki gösterince, &[#]8220;Mahkemede anlatırsın&[#]8221; dedi.
SORGU HAKİMLİĞİNE
Sorgu hâkimliğinde hâkim, kefalete rapten salıverilmeme karar verdi.
Bu sefer, Çarşı Karakoluna gittik. Karakolun yanında mağazası olan Rüştü Yurttan bana kefil oldu. Ben mağazamıza döndüm.
Ertesi sabah, otobüsle gelen cam keserlerin gümrük beyannamelerini, malların Almanya&[#]8217;dan alış faturasını vs. dosyama konmak üzere teslim ettim. Tabii ki, hepsinden dörder suret olmak üzere. Ne avukat tuttum, ne de devam eden mahkememe gittim.
BİLİRKİŞİYE YÜZ VERMEDİM
Birkaç sene geçtikten sonra, mağazamıza bir adam geldi. &[#]8220;Beni, sizin davanız için bilirkişi tayin ettiler. Git gel, türlü masraflarım oluyor. Ayrıca bana, bu masraflarım için ödeme yapın&[#]8221; dedi. Ben de, &[#]8220;Sana para vermeyeceğim, istediğin şekilde raporunu yaz&[#]8221; dedim.
SENELER SONRA BERAAT
Aradan seneler geçti. Bize bir tebligat geldi: Beraat ettiğimizi, cam elmaslarımızı alabileceğimizi bildiriyordu. Bu yazıyla ben Gümrük Müdürlüğü&[#]8217;ne gittim.
Gümrük Müdürü, mahkeme dosyasının kendilerine teslim edilmesini istedi. Mahkeme arşivine müracaat ettim. Üç &[#]8211;dört ay içinde dosyamızı ancak bulabildiler. Zimmetli olarak Gümrük Müdürü&[#]8217;ne dosyayı teslim ettim. Gümrük Müdürü, Ankara&[#]8217;dan gerekli mercilerden talimat gelirse mallarınızı verebiliriz, dedi. Bunun için teleksle müracaat edeceğini söyledi.
GÜMRÜKÇÜLERİ RAHAT BIRAKMADIM
Ben, üç- dört ay arayla, Gümrüğe gidip gelmeye, sormaya başladım. Dükkânda canım sıkıldıkça, Gümrüğe gidiyor, Müdür Beyin masasının önündeki deri koltuğa oturuyor, onu sıkıştırıyordum. Müdür Bey beni görünce, can sıkıntısından bir şey uydurup, odasından çıkıyor, ben de inatla uyuklayarak dönmesini bekliyordum. Bu böyle senelerce devam etti.
Nihayetinde, Ankara&[#]8217;dan &[#]8220;cam elmasları teslim edebilirsiniz&[#]8221; yazısı geldi. Dosyamızdaki evrak yapraklarını saydım, tam 256 sayfaydı. Müdür Bey, bir memurunu çağırdı, &[#]8220;İmza karşılığında, elmasları teslim edin&[#]8221; dedi. Önünden sayısız, defalarca geçtiğimiz Gümrük Deposunun içine girdik. Ben böyle bir dağınıklık, mundarlık görmeyi tahayyül bile edemiyordum. Her yerde toz- toprak, örümcek ağları, kötü bir koku ve cılız bir aydınlatma vardı. Olacak şey değil.
CAM ELMASLAR KAYIP!
Memur, bizim cam elmaslarını aramaya başladı. Yarım saat sonra, &[#]8220;Hele sen bir hafta sonra gel, bulamadım&[#]8230;&[#]8221; dedi.
Bir hafta sonra, depoya yeniden girdik.
&[#]8220;Cam elmasları yok. Sen bana cam elmaslarını aldım diye bir imza ver, ben sana buradan şu iki bisikleti vereyim&[#]8221; dedi.
Bisikletlere baktım, Türkiye&[#]8217;de hiçbir parçaları yoktu.
&[#]8220;Olmaz&[#]8221;, dedim. Koca bir radyoyu gösterdi:
&[#]8220;Bunu vereyim .&[#]8221; Eski tip, lambalı bir radyoydu, istemedim. &[#]8220;Çalışmaz bu&[#]8221;dedim.
&[#]8220;Şu takma deniz motorunu- jonsson marka- vereyim&[#]8221; dedi.
&[#]8220;Yahu, bunun ne karbüratörü var, pervanesi bile kırık, olmaz&[#]8221; dedim.
Orada Alman malı, Zündap marka 2.5 HB bir motosiklet gördüm. Onu istedim.
&[#]8220; Ooo, , bakarsın başım belaya girer, veremem. Sen şimdi git, ben seni telefonla ararım, o zaman gelirsin&[#]8221; dedi.
YA İNAT ETMESEYDİM
Aradan birkaç ay geçti. Aradı. Gelip cam elmaslarımı alabileceğimi, söyledi. Meğer benim İstanbul&[#]8217;daki firmamdan, birilerine bu elmasları satın aldırmışlar, Zonguldak&[#]8217;a göndertmişler.
Ben de nihayet, Zonguldak&[#]8217;taki gümrük memurundan cam elmaslarımı resmen teslim aldım.
Gümrük müdürü bana, &[#]8220;Amma da aceleci, inatçı bir insanmışsınız.&[#]8221; dedi. Haklıydı, bu iş altı sene kadar sürmüştü. Takip etmeseydim, herhalde 50 sene sürerdi!
Hey gidi günler heyy! Türkiye nereden nereye geldi. Kadırga yokuşunun başında, sol köşedeki Gümrük binasının ve onun yanındaki Polis Karakolu&[#]8217;nun önünden her geçişimde o günleri hatırlamadan duramıyorum.
NEYDİ O GÜNLER?
Size neler anlatayım?
Milli Koruma Kanunu&[#]8217;ndan haksız yere iki kere hapishaneye girdiğimi mi?
Bazı ürünlerin vesikalı satışlarındaki acayiplikleri ve yolsuzlukları mı?
Sürekli olarak, gün be gün fiyatlardaki artışı mı anlatayım?
Ülkeyi kasıp kavuran karaborsayı mı anlatayım?
Bir örnek vereyim: Bartın&[#]8217;da pazara gelmekte olan bir köylü kadının önünü kesen Savcı Hanım, taze fasulye satın almak istemiş. Köylü kadın da, fiyatını bilmediğini, pazara gelip almasını söylemiş, &[#]8220;Şimdi satamam&[#]8221; demiş. Bunun üzerine Savcı Hanım, &[#]8220;satıştan imtina etti&[#]8221;diye, kadını hapse attırmış.
Karabük&[#]8217;teki bir esnaf arkadaşımın da vitrinindeki 66 krş etiketi ters dönmüş, 99 krş olmuş. Tesadüfen memurlar bunu tespit etmişler, o da üç ay hapis yatmıştı.
Şimdiki nesil, bir yesin, bin şükretsin..Türkiye prangalarını kırıyor.
[*][*][*]
At kestanesi ve akasya ağaçlarının muhteşem çiçeklerini seyretmeyi unutmayın.
Yeğenini kaybeden Bahaddin Arı kardeşimize baş sağlığı dilerim.
Sağlıkta ve huzurda olmanızı dua ederim.