Haberin öğelerini oluşturan &[#]8220;Ne, ne zaman, nerede, nasıl, neden, kim?&[#]8221; sorularını içeren gazetecilik kuralı basının karşısına çevre adına yapılan bir eylemde çıktı.
Cumartesi günü olup bitenleri kısaca hatırlayacak olursak:
Amasra&[#]8217;da kurulması planlanan termik santrali protesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde sadece termik santral değil santrali yapacak şirket ve şirketten gelen açıklamalara yer veren basın yayın organları da protesto edildi.
Eylemi organize eden çevrecilerden biri elinde salladığı yerel gazeteyi galeyana getirdiği topluluktan birine yaktırarak aklı sıra bu gazeteyi cezalandırırken, diğer gazetelere de gözdağı veriyordu.
Bu &[#]8220;Hema&[#]8217;nın haberlerine yer vermeye devam ederseniz sizi de böyle yakarız&[#]8221; demekti.
Gazete yakmanın ne kadar yanlış olduğunu bir önceki yazımda ifade etmiştim.
Demokrasi aynı zamanda tahammül rejimidir.
Karşıt görüşleri beğenmeyebiliriz ama onlara katılmasak bile saygı göstermek, hazımlı olmak zorundayız.
Eylemin sunucusu Hüseyin Çoban, basının şirketten gelen açıklamaları kullanmasına tepki gösterirken, 5 N 1 K hatırlatmasında bulundu.
Bu açıklamalar incelenip araştırılmadan kullanılıyormuş ve bu da çok yanlışmış.
Çevrecilerin yaptığı bütün açıklamalara, noktasına, virgülüne dokunmadan yer verirken iyi, şirketten gelenlere yer verirken kötü.
Hema bir gün bize çıkıp da &[#]8220;bu açıklamaları araştırmadan incelemeden nasıl veriyorsunuz&[#]8221; demedi.
Gazetemize her gün onlarca açıklama geliyor.
Bunları doğru mu değil mi diye araştırmaya incelemeye kalkarsak günler, haftalar sürer.
Bize Hema&[#]8217;dan gelen açıklamalar karşısında 5 N 1 K&[#]8217;yı hatırlatan Hüseyin Çoban keşke yaptığı yatlarla ilgili açıklamaları kullandığımızda da bu hatırlatmayı yapsaydı.
Keşke Amastris gemisi projesini de 5 N 1 K süzgecinden geçirseydik.
74 Haber gazetesini yaktırdıktan sonra internet sitemizdeki üç tane Hema haberi yüzünden bize de sataşan Hüseyin Çoban&[#]8217;a ve kendisiyle aynı görüşte olan çevrecilere &[#]8220;keskin sirke küpüne zarar&[#]8221; diyerek, sakin olmasını tavsiye ediyoruz.
Bartın&[#]8217;da bütün basın Hema&[#]8217;ya 5 senedir demedik laf bırakmadı.
Yapılan haber ve yorumlarla şirket kaç kere yerin dibine sokulup çıkarıldı.
Hema bir gazeteciye telefon açıp da iki laf etmedi, gazete yırtmadı, yakmadı.
Şirketin binlerce çalışanı var, istese tahrik edip çalışanlarını ve ailelerini gazetecilerin üzerine gönderebilirdi.
Gazetecilere darılmadılar, küsmediler. Mutlaka kırgınlıkları olmuştur ama bunu hiçbir zaman belli etmediler.
Çevreciler basın Hema&[#]8217;yı yazmasın sadece bizi yazsın istiyor. İstedikleri olmayınca kızıyor, öfkeleniyor, yakıyor, yıkıyor.
Sözde kömüre ve Hema&[#]8217;ya karşı değiliz diyorlar ama yaptıklarıyla söyledikleri birbirini tutmuyor.
Son olaylar çevrecilerin sadece santrale değil Hema&[#]8217;ya ve kömüre de karşı olduklarını gösteriyor.
Gidişat iyi değil. Bir an önce teknik toplantı yapılsa iyi olur.
Bazı şeylerin açık ve net bir şekilde görülmesi lazım.
Vali Bey olaya el koymalı.
Sarı basın kartının özellikleri ve güzellikleri
Gazetemizin Sahibi Ali Rıza Tığ ve benim sarı basın kartı ile ilgili yazılarımız bizim camiada hayli ilgi gördü.
Yapılan değerlendirmelerden anladığımız kadarıyla biz yazıncaya kadar bu kartın farkında olan ve önemini bilen çok az gazeteci varmış.
Zaten Bartın&[#]8217;da hiçbir gazetecide bu karttan olmamasından da belli.
Zonguldak&[#]8217;tan aramıza katılan muhabirimiz Özlem de olmasa Bartın sarı basın kartında sıfır bir il olacaktı.
Allah&[#]8217;tan Özlem geldi de ilimizi bu alanda artıya geçirdi. Sarı basın kartı mesleğimizin en prestijli kartı ve bu karttan Bartın&[#]8217;da sadece bir gazeteci de var ve o gazeteci de bizim gazetede.
Yazılarımızdan sonra meslektaşlarımızdan gelen elektronik posta ve telefonlarda bu kartın gazetecilere ne gibi avantajlar sağladığını soranlar vardı.
Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. Bakın Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü&[#]8217;nün basın kartı yönetmeliğinin 46. maddesi bu konuda ne diyor:
&[#]8220;Devlet ve belediyelerin, özel idare ve köylerin veya bunlara bağlı kuruluşların, şehir içinde veya dışında işlettikleri tarifeli taşıtlardan, indirimli veya parasız olarak yararlanmak,
Kamuya ait müze, galeri, sergi, stadyum ve hipodromlar ile benzeri yerlere ücretsiz girmek,
Kanunen gizli olmayan veya idarece gizli yapılmasına gerek görülmeyen toplantı yerine serbestçe girmek,
Resmi törenlere kolay görev yapmalarını sağlayabilecek bir konumda katılmak,
Kartlarını ibraz etmek şartıyla, posta işletmelerinde bulunan telgraf, faks, telefon, teleks ve benzeri araçlardan öncelikli olarak yararlanmak ve her türlü matbuatı indirimli ücretle göndermek,
Emniyet Genel Müdürlüğü&[#]8217;nce düzenlenmiş &[#]8220;Basın Trafik Kartı&[#]8221;nı ibraz etmek şartıyla, devlet törenlerinde, milli veya milletlerarası müsabakalarda, basın toplantılarında, Türk ve yabancı devlet büyüklerinin resmi ziyaret, gezi ve incelemelerinde ve benzeri diğer durumlarda, trafik görevlilerinin vereceği işaret ve talimatlar doğrultusunda, park etme, durma, duraklama ve geçiş üstünlüğü gibi kolaylıklardan yararlanmak hakkına sahiptirler.
Güvenlik kuvvetleri ve kamu kuruluşları, bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hallerde, basın kartı sahiplerinin görevlerini en kolay şekilde yapmalarına yardımcı olurlar"
Bu kadar avantaj yeterlidir herhalde.
Gazetemizin internetteki sitesinde yer alan yazımıza yapılan bazı yorumlarda &[#]8216;kedi uzanamadığı ciğere mundar&[#]8217; dermiş misali &[#]8216;sarı basın kartı&[#]8217; da neymiş, kartın renginin ne önemi varmış, sarı basın kartı sahibi gazetecilerin yazdığı haberler daha mı çok para ediyor türünden saçma sapan görüşler de yer aldı.
Sarı basın kartının diğer adı basın şeref kartıdır. Bu kart aynı zamanda şerefli gazeteciliğin de simgesidir.
Bu görüşlere de cevabımız bu olsun. Daha ne olsun.
Gazetecilik yerelde daha zor
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç yerelde gazetecilik yapanların işinin çok daha zor olduğunu söyledi.
Yerelde gazeteciliği zorlaştıran etken çevre faktörüdür dedi Erinç.
Bunun sebebi, haber konusu kişilerle ve kurumlarla aynı çevrede iç içe yaşıyor, her an yüz yüze ve karşı karşıya geliyor olmaktır.
Dar çevrenin gazeteciye faydası da var, gazeteci bu sayede çevresine hakim olur, bu haber yapmasını kolaylaştırır ama Erinç&[#]8217;in de dediği gibi bunun gazeteciye yararından çok zararı vardır.
Herkesin herkesi tanıdığı yerlerde gazetecilik yapmak zordur.
Haberini yaptığınız kişi eşiniz, dostunuz, arkadaşınız, hısımınız, akrabanız olabilir, onunla bu haber yüzünden ters düşebilir, birbirinize darılabilir, kırılabilirsiniz.
Bir de işin senli-benli olma boyutu var.
Haber konusu kişilerle aynı çevrede yaşadığınız ve sürekli karşılaştığınız için aradaki mesafeyi iyi ayarlamanız, seviyeye dikkat etmeniz gerekir.
Eğer mesafeyi ayarlayamazsanız gazeteciliği doğru ve dürüst yapamazsınız.
Mesafeyi ayarlayamazsanız tefecilerle, esrarcılarla, fuhuşçularla, çıkar ve menfaat hesabı yapanlarla kucak kucağa oturur, senli-benli olursunuz.
Mesafeyi iyi ayarlayamazsanız kendinizi kullandırırsınız.
Kötü niyetli siyasetçinin, işadamının, dernek ve oda başkanının, bürokratın, amirin, memurun oyuncağı olursunuz. Sonra size arkanızdan üç kuruşluk-beş kuruşluk adam derler.
Sayın Başkanın işaret ettiği husus budur. Mesele çizgi meselesidir. Çizginizi doğru çiz(e)mezseniz itibarınız, saygınlığınız, etkiniz, ağırlığınız olmaz.
Bu yazıyı Ekim 2008&[#]8217;de yazmıştım.
Mesleğimiz o tarihten bu yana ilerlemedi, daha da geriledi.
Orhan Erinç&[#]8217;in sözleri üzerine yazdığımız yazıyı hatırla(t)makta fayda gördüm.