15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından “Paralel Yapı”ya mensup kişilerin, Pensilvanya’dan gelen talimatla darbe karşıtı söylemlerde bulunmaları insanın tuhafına gidiyor.

Bunlar, “Demokrasi Nöbeti”ne katılıp, AK Parti Milletvekilleri ve İl Başkanıyla bile selfi çekiyorlar. İçlerinde işadamları, onların çocukları, sivil toplum örgütü yöneticileri bile vardı.

Akşam nöbete gidemeyenlerin, gündüz Madenci Anıtı ile selfi yaptıklarına bile şahit olduk.

Tüm bunlar bize o meşhur sözü hatırlatıyor:

“26 yıllık fahişeyim, hala bakireyim!”

Öyle bir durum yani…

Aslında söyledikleri doğru…

Bizim “FETÖ, Paralel Yapı, Cemaat” dediğimiz yapıya onlar “Hizmet” diyorlar.

Dolayısıyla kendi inançlarına göre yalan da söylemiyorlar.

Yahu, sarhoş olmayacak kadar içene, zevk almadan sevişene fetva veren bir yapıdan daha ne beklenir ki!

Paraya bakar mısın?

Fetullah Gülen Cemaati, kendi isimleriyle “Hizmet Hareketi”, yeni adıyla “Fetullahçı Terör Örgütü”nün finans ayağı da büyük darbe alıyor.

Cemaatin besleyip-büyüttüğü, işe koyduğu herkes maaşından ödeme yapıyordu.

Sistem şöyle işliyordu:

Evli olanlar maaşlarının yüzde 5’ini, bekar olanlar ise yüzde 10’unu vermek zorundaydı.

Bu rakamın üstü gönüllülük esasına dayalıydı.

En düşük devlet memurunun 2 bin 500 lira aldığı düşünülürse, bekar üyeler 250 lira, evli üyeler de en az 125 lira ödeme yapıyordu.

Ama cemaatin daha çok asker, polis ve öğretmen olduğu düşünülürse, bu rakamların daha yüksek olduğunu görebilirsiniz.

Polislere verilen ödüllerden bile komisyon aldığını daha önce duymamıştınız değil mi?

Darbe girişiminin ardından 18 Temmuz 2016 Pazartesi gününden itibaren açığa alınan devlet memuru sayısı 100 binlere doğru gidiyor.

Cemaatin ekonomik kaybını görüyor musunuz?

Fatura yok, fiş yok, vergi yok.

Paraya bak…

Bir maden mühendisinden

çarpıcı Karadon Raporu…

TTK’da çalışan bir maden mühendisi, Karadon Müessese Müdürlüğü’yle ilgili hazırladığı çalışmayı ulaştırdı bizlere… Bu çalışmayı sizlerle paylaşıyor, tartışmaya katkı vermeye çalışıyoruz…

İşte o rapor:
“Karadon’ da 2 bin 535 yeraltı, 395 yerüstü olmak üzere; 15 Temmuz 2016 itibarıyla 2 bin 930 işçi mevcudu bulunuyor. 936 işçi ise pano üretim işçisidir. 95 kişi izin ve istirahat için düşüldüğü zaman 840 işçi üretimde olması gerekir. Ayak yüksekliğine göre bir işçi günde en az 6 ton kömür üretir. Karadon’un günlük üretimi yaklaşık 5 bin ton olması gerekir. Halbuki bin 700 ton üretebiliyor, günlük kayıp 3 bin 300 ton eder. Ortalama satış fiyatı 215 TL olduğuna göre günlük para kaybı 425 bin 700 TL’dir. Bu da yıllık (248 iş günü) 105 milyon 565 TL kayıp anlamına gelir. Karadon, bir ton kömürü bin 500 liraya mal ediyor, 215 liraya satıyor. Bunun savunulacak bir yanı yoktur. Devlet işletmesi içinde bu maliyet hesapları hiç yapılmaz, çünkü zarardan çalışanların hiç biri etkilenmezler. Karadon’da mostralarda artı kotlarda özel sektör hala üretim yapıyor. İşletme ise eksi 460 kotlarına inmiştir. Üst kotlardaki kömür özel sektör tarafından eski imalatlar içinden kömürü bularak çalışmaktadır. Daha derinlerdeki bırakılan kömürleri hiç kimsenin alamayacağı şekilde kalacaktır. Çünkü derindeki eski imalat içerisine kimse yatırım yapmaz. Kömürü tamamen temizlemeden alt kotlara inilmesi, bu da işletilebilir rezerv kaybıdır, milli servetin çarçur edilmesidir. Madencilikte en önemli şey yönetimdir. Devlet yapısı içerisinde iyi yönetim sağlanması mümkün değildir. Çünkü verimliliği, bilgiyi ve liyakati ölçecek sistem yoktur. Kurumsallaşmış ciddi madencilik yapan özel sektörde bu olumsuzlukların hiç biri olmayacaktır. Kaynaklar daha verimli kullanılacaktır, bundan Türkiye kazançlı çıkacaktır. Dar bir grubun menfaatimi önemlidir; yoksa ülke menfaati mi önemlidir?"