Bugün 1 Ocak 2010.
Yeni yılın ilk yazısı.
İnsan böyle zamanda ne yazmalı diye soruyor kendine.
Yılın ilk gününde gazete okuma alışkanlığının çok düşük olduğu, internetten haber okuma kavramının çok yavaş geliştiği ilk gün ne yazılmalı?
Biz yazarların çelişkiye düştüğü dönemlerdir böyle günler. Tıpkı benim şu an yaşadığım gibi.
Ancak kendi çelişkilerimizin içinden de sonuçlar çıkartabilmeliyiz.
Biz yazarların yazmadaki gayelerinden yola çıkarak
Kendi doğallığımızın akışkanlığı içinde akıp giden zamana ait ne varsa anlatmak geliyor bazen. Hani çok ciddi şeylerden bahsederek az da olsa bugün gazete okuyacak olan yada internetten takip edecek olan dostlarımızın canını sıkacak şeylerden bahsetmeme çabama karşı içimde ki hinlik duygusu kendini ele veriyor.
O yüzden kusura bakmayın.
[*][*][*]
Millet eğlenecek tabiî ki.
Barda pavyonda, handa hamamda.
Kimimiz evde, kimimiz iş başında karşılayacağız yeni yılı.
Zonguldak Belediyesi´nin taşeron firması yeni yıla girerken çalışanın işine son verdi.
Acaba onlar nasıl kutlayacaklar yeni yılı.
İster istemez insanın akılına geliyor.
Yeni yılın ilk gününde bunlar anlatılır mı okura hiç?
İnsan duramıyor anlatası geliyor işte!
Belki profesyonel bir yazar olamadığımdandır.
İşine son verilinceye kadar Hürriyet Gazetesinin en değerli yerinde yazan Ertuğrul Özkök gibi şarap fantezilerinden mi bahsetsem bende.
Başyazar dediğin milletin açık kıçına kırmızı don giyip giymediğini merak etmez!
Ama ben yeni yıla işsiz giren belediye işçilerinin yeni yıla kırmızı don giyerek girip girmeyeceklerini merak ediyorum.
[*][*][*]
Zonguldak pek vasat bir 2009 yılı geçirdi.
Yılları hep böyle harcadık.
2010´dan umutluyuz.
Peki, yönetenler 2010´da sizler için neler yapacaklar. Ben pek umutlu değilim.
Yani çok büyük gelişmeler beklemiyorum.
Ancak genel anlamda 2009´dan daha iyi olacağını tahmin ediyorum.
Özellikle istihdam ve kentleşme adına, sosyal yaşam adına biraz daha iyi niyetliyim.
Fazla iyimser olma hakkımız yok.
İnsanlar sokaklarda bu kadar suratsız dolaşıyorsa vardır bunların bir sebebi.
Çocukların kahkahalarında bile bir şüphe var.
Çünkü nereye gitseler işlerin kötü, kentin geri gitmesinden bahsediyorlar.
[*][*][*]
Zonguldak´ın en büyük eksiği mücadele gücünün olmaması. Bu mücadele gücünü tetikleyecek örgütlenme ve sağduyulu yapının eksikliği. Çeki düzen verilecekse herkes kendine çeki düzen verecek. Kapıya kulp olan da, kapıya kulp yapanlarda. Bu yüzden yerel yöneticilere büyük görev düşüyor.
Yani Belediye Başkanlarına.
İnsanları daha fazla mutlu etmek bir ölçüde onların elinde.
Her alanda yaşanan çöküntüye karşılık herkesin koltuğunu doldurması gerekiyor.
En başta sivil toplum örgütlerinin sivilleşmesi şart. İnsanların etki ve tepkilerinin çıkış noktası olması gereken sivil toplum örgütlerinde bu değişim ancak yönetim değişiklikleri ile olur.
Mesela Zonguldak´ta yaşayan az sayıda ki Artvinli ve Artvinliler Derneği Doğu Karadeniz´e uçak seferlerinin başlaması için mücadele ediyorsa Trabzonlular Derneği´de ses verebilmeli.
Yönetim susuyorsa üyeleri susmamalı.
[*][*][*]
Örnek çok.
Zonguldak´ta iş ve aşkı karıştıran yöneticilerin başa gelmesi devam ettiği sürece pek bir şey değişmez.
Yani 2010´da bir şeylerin değişmesini, gelişmesini istiyorsanız önce siz değişeceksiniz.
Değişmeden, değiştirmeden gelişemezsiniz.
Değişim kendini sorumlu hissetmekten geçer.
Sorumluluk bir ahlak anlayışıdır.
Her ne yaparsanız yapın kendinize bir iyilik yapın. Önyargılarınıza yenilmeyin, görev alanınızı daha fazla doldurmak için mücadele edin ve saygılı olun. İnsanları küçümsemeyin.
Bunları yapmadan bu kentin mücadele gücünü arttıramazsınız. Günü kurtarır havanızı atarsınız.
2010´un ilk gününde sıkıcı bir yazı ile karşınıza gelmek istemezdim. Ancak Zonguldak içine düşürüldüğü çukurdan ancak sorumluluk ahlakını benimseyenler sayesinde kurtulabilir.