Zonguldak Valiliği Basın ve Halka İlişkiler Müdürlüğü, gazetemizde yayınlanan “Havaalanında Skandal” haberiyle ilgili açıklama yaptı.

Açıklamayı okudum. Özetle şöyle diyor:

“Borajet Hava Yolları’yla kar amacı güdülmeden maliyet üzerinden protokol yapılmış, bu anlamda belli bir koltuk sayısı garanti edilmiş, kış aylarında zarar edilse bile yaz aylarındaki yolcu artışı ile bunun telafi edileceği düşünülmüş ve seferler başlatılmıştır. Ancak Borajet Hava Yolları, protokole uymayarak, tek taraflı seferleri yaz ayları başı itibariyle sona erdirmiş ve kendine göre bir hesap çıkarmıştır. Bununla beraber basında yer aldığı şekliyle ne böyle bir borç vardır, ne de bunun protokole uymadığından herhangi bir şekilde ödenmesi söz konusudur. Hukuki süreç devam etmektedir.”

Belli sayıda koltuk garanti edilmişse, taahhüt söz konusu...

O halde bu taahhütten doğan bir borç da söz konusu.

Hukuk, nihai kararı verir. Ama bizim görüştüğümüz ortakların böyle bir taahhütten de, borçtan da haberi yok. Şirketin Müdürü rahat rahat konuşuyor. Valilik de öyle…

Çünkü şirketi bu duruma düşürenler de, açıklama yapanlar da bu işten bir zaraları olmayacağı için rahat davranıyorlar. Ama ortaklar sıkıntı içinde.

ZONHAV, sermaye artırmak istiyor. Ortakların bazıları buna yanaşmıyor.

Valilik zoruyla kurulan bir şirket, bu serbest piyasa ekonomisinde ne kadar başarılı olacak, göreceğiz. Zamanında dönemin Valisi İsmet Metin’in kurduğu Gelişim A.Ş.’de olduğu gibi yine zarar eden Zonguldak olmasın da. Bizim derdimiz bu.

Bize niye kızıyorsun?

Cumartesi günü sıkı bir yerel gazete okuruyla karşılaştım. Sitem doluydu… “Hiç işiniz gücünüz yok da, Zonguldak’ın tüm sorunları bitti de, birbirinizi mi yazıyorsunuz?” dedi. Cevap veremedim. Çünkü haklıydı. Üzülmez Tünellerinde ekip işi bırakmış, çalışma durmuş, kimin umurunda? Mithatpaşa Tüneli için İkincimakas’ta kamulaştırma başlamamış, kimin umurunda? Yollarımız sıcak asfalt yapılmamış, kimin umurunda? Ama sidik yarışına geldiğin zaman, herkes kuyrukta… İnsanlar başarısızlıklarını örtmek için karşısındakini suçlar ya... Basın da öyle. Öyle işte. Yapacak bir şey yok. Türkiye böyle. Biri, “Durmak yok, yola devam” diyor. Diğeri “Duran adam” oluyor.

Kıssadan Hisse: İnatlaşma!

Bilgenin biri, evladına iki tane yün çilesi vermiş ve akşama kadar bunları birbirine vurmasını istemiş. Evlat akşama kadar bunları birbirine vurmuş. Vurdukça, yünlerin içindeki toz-toprak temizlenmiş, yünler parlamış, daha da güzelleşmiş. İkinci gün bilge kişi, evladına bir yün çilesi, bir tane de toprak çömlek vermiş ve aynı şekilde birbirine vurdurmuş. Yün yine güzelleşmiş, çömlekte ise, bir değişiklik olmamış. Üçüncü gün bilge kişi, evladına iki tane toprak çömlek vermiş. Daha ilk vuruşta çömlekler parçalanınca, bilge kişi evladını çağırmış ve bundan ne ders çıkardığını sormuş. Çocuk, bir şey anlamadığını söyleyince, bilge kişi anlatmış: “İlk günkü yün çileleri, iki anlayışlı, mülayim insanı temsil ediyordu. Hem birbirini kırmadılar, hem de birbirlerine çaptıkça olgunlaştılar, arındılar. İkinci gün, sert adamla anlayışlı adamı temsil ediyordu. Sert, yumuşak olana çarptıkça, yumuşak olan ortamı dengeledi, yumuşattı. İkisi de bu işten zarar görmeden sıyrıldılar. Üçüncü gün ise, iki sert adam birbiriyle çatıştı ve ikisi de kırıldı. Üstelik de ortalık toz-toprak içinde kaldı…”

Kıssadan hisse: İnatlaşmalar kimseye yarar sağlamaz…

Günün Fıkrası: Sinek!

Bir gün bir müşteri restorana gider, dışarıda “sinekler giremez” yazar. Müşteri oturur, etrafında bir sürü sinek dolaşır garsonu çağırır. “Dışarıda ‘sinekler giremez’ yazıyor” der garsona. Garson, “Evet efendim, ama bunlar okuma-yazma bilmeyen sinekler” der.

Günün Sözü:

Rüzgâra tüküren, kendi yüzüne tükürür.

İtalyan Atasözü