Zonguldak’ın yerlisini asırlar boyu ezen, padişahın imzalamadığı halde 150 yıl boyunca uygulanan o meşhur nizamname… Doğu Karadeniz’den gelenler yer üstünde amirlik yaparken, maden ocaklarının cehennem karanlığına Zonguldaklılar indirildi. Köyünde çift süren, toprağını seven adam zorla kazmacı, domuzdamcı yapıldı. Hem de kendi memleketinde!
Zonguldak Tarih Sayfası Editörü, kıymetli Zonguldaklı araştırmacı Hayati Yılmaz’ın belgeler ve yerel tarih çalışmaları ışığında kaleme alıyorum bu yazıyı.
Dilaver Paşa, aslen Çerkes kökenli bir askerdi. Küçük yaşta Kafkasya’dan Tunus Valisi Ahmet Paşa’nın yanına verilmiş, Türkçeyi orada öğrenmiş, İtalya’da bahriye tahsili almıştı. 1854 Osmanlı-Rus Harbi’nde Tunus donanmasıyla İstanbul’a gelip Osmanlı donanmasına katılmış, mirlivalığa yükselmişti. Karadağ muharebeleri, Sultan Abdülaziz’in Mısır seyahati gibi görevlerden sonra 1866’da Ereğli Kaymakamı ve Havza Maden Müdürü olarak Zonguldak’a gönderildi.
1865’te hazırladığı 100 maddelik “Ereğli Maden-i Hümayun İdaresinin Nizamnamesi” (Dilaver Paşa Nizamnamesi) bölgeyi Armutçuk, Kozlu, Üzülmez, Çatalağzı olarak dört bölüme ayırdı. En ağır darbe 21. maddeydi: 14 yerleşim yerinde 13-50 yaş arası bütün sağlıklı erkekler madenlerde zorunlu çalışmaya tabi tutuldu.
Kâğıt üzerinde “insani” görünen maddeler de yok değildi: Her ocakta doktor zorunluluğu, yılın altı ayında günde 10 saat çalışma, Müslümanlara bayram tatili, gayrimüslimlere yortu izni… Osmanlı bu konuda Cumhuriyet’ten daha esnek ve laik davranmıştı doğrusu. Ama Zonguldaklı için bunlar laftan ibaretti.
Gerçek acıydı, çok acıydı.
Zonguldak köylüsü rençberdi. Toprağını, özgür hayatını seviyordu. Çiftçilikten kazandığı para madende verilenin birkaç katıydı. Kimse karanlık, nemli, grizu kokan ocaklara inmek istemiyordu. Ama nizamname devreye girdi. Köy muhtarları vardiyaları belirliyor, kışın karlı yollarda günlerce yürüyerek madene giden işçiler 15 günlük vardiyalarda kalıyordu. Yiyeceklerini köyden kendileri getiriyor, barınak sorununu kendileri çözüyordu. Çalışma saatleri resmen 10-12 saatti ama kayıtlar 18 saate, hatta 24 saate kadar uzadığını gösteriyor. Göçük, grizu, yangın… Her an ölümle burun burunaydılar. Kol bacak kopuyor, sağlıklarını kaybediyor, ocaktan çıktıktan sonra da kömür tozu ciğerlerini kemiriyordu.
Dilaver Paşa bu nizamnameyi hazırlamıştı ama Sultan Abdülaziz imzalamamıştı. Kanun değil, tüzük olarak kaldı. 1862’de zorunlu çalışma yasaklanmış, 1869 yeni maden kanununda da kaldırılmıştı. Buna rağmen bu kanunsuz düzen 1921’e kadar, Birinci Dünya Savaşı’nda daha da sert şekilde uygulandı. 1940’ta II. Mükellefiyet Yasası’na ilham kaynağı oldu.
Dilaver Paşa 1868’de Zonguldak’tan ayrıldı ama bıraktığı sistem yerliyi ezmeye devam etti.
Asıl skandal şuydu:
Doğu Karadeniz’den gelenler yer üstünde, rahat işlerde, amir kadrolarda tutulurken; Zonguldaklılar yeraltına, en ağır ve tehlikeli işlere mahkûm edildi. Fransız şirketler bu nizamnameyi bilinçli bir sopa gibi kullandı. Köyünde huzurlu yaşayan Zonguldaklıyı dışarıdan gelenlerle ezdirerek direnci kırdı, ucuz işgücü sağladı. Madenden kaçanlar cezalandırılıyor, aileler perişan oluyordu.
Bugün Zonguldak Merkez’de Doğu Karadenizlilerin siyasette ve idari makamlarda kurduğu belirgin üstünlüğün tarihsel köklerinden biri de bu nizamnamedir. Dilaver Mahallesi’ni Zonguldaklılar isimlendirmedi. Yeraltına inen işçilerin çoğu zaten o mahallede oturmadı.
Dilaver Paşa’nın bizzat Zonguldaklıya düşmanlık yaptığı söylenemez. Ama hazırladığı kurallar, niyeti ne olursa olsun, Zonguldak’ın yerlisini kendi toprağında ikinci sınıf vatandaşa çevirdi. Köyünden koparılan, toprağından uzaklaştırılan, ciğerleri kömür tozuyla dolan binlerce Zonguldaklı aile… İşte o dönemin gerçek mirası budur.
Zonguldak Tarih Sayfası Editörü Zonguldaklı Hayati Yılmaz’a bu konudaki çalışması için teşekkür ediyorum.
Tarihini bilen, hakkını da bilir. Zonguldak, kendi toprağında ezilmeye, ikinci plana itilmeye bir gün mutlaka son verecektir.