Bir dostum, WhatsApp’dan mesaj atmış...
“Eski zamanlarda köylük yerde ağa, bir gün marabanın durumunu görmek hem değnek göstermek hem de sırtlarını sıvazlayıp ağızlarına bir parmak bal çalmak için aralarına inmiş. Marabalardan birinin gözü, ağanın şalvarına ilişmiş...
'Hayırdır lo... Gumaşa,yoksam mala mı bağarsan!' demiş ağa...
Maraba; korkak, çekingen ve utanarak, 'Şalvarın çoğ güzeldir ağam, ona bakarım' deyince ağa, köylülerin lütuf beklentisi içindeki gözlerine bakarak tarihi sözlerini sarf etmiş:
Şalvarı sana verirem. Ama sakın yumurtalıklarını içine sokma!"
"Ne demek istiyorsun?” diye sordum dostuma...
"Geçen gün, eski Zonguldak milletvekillerinin 'bakan yardımcısı' bile yapılmadığını yazmıştın! Onun için yazdım” dedi ve ekledi:
“Ankara, Zonguldak’ın yerel halkına diyor ki: ‘Milletvekilliğinizi alın ama bakanlık için kapıma gelmeyin.' Yumurtalıklarını içine koymadan pantolon giyebilir misin?”
Yazmaya devam etti...
“Zonguldak siyasi tarihinde aday adayı olup, milletvekilli aday sıralamasında yer bulamayışına rağmen KİT Yönetim Kurulu Üyeliği verilmiş ender insanlardan birisidir, Hüseyin Özbakır. Bu bile swot analizinde Zonguldak’ın ne olduğu veya ne olamadığının göstergesidir. Zonguldak, ağanın verdiği tumana bir türlü yumurtalıklarını sokamaz. Dolayısıyla yerel halka bayramlık yasak, kefenlik serbesttir.”
Ve ekledi:
“Uyuyabilirsen uyu Ali Rıza..."
50 dönüm hazine arazisi aranıyor
Zonguldak'ın Devrek ilçesinde faaliyet gösteren Başoğlu Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ni biliyorsunuz...
Zonguldak-Ankara seyahati yapan herkes, Devrek çıkışındaki bu tesisin önünden geçiyor.
Biz, burada kereste biçildiğini sanıyorduk.
Ama Başoğlu Orman Ürünleri, yıllar içinde entegre bir tesis haline gelmiş.
Geçtiğimiz günlerde Başoğlu Orman Ürünleri Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Nejdet Başoğlu’nu ziyaret ettim. 30 bin metrekare alana kurulu fabrikadaki Plywood ve kaplama hatlarını gezdirdi. Plywood, farklı ağaç türlerinden elde edilen, genellikle mobilya ve inşaat endüstrisinde kullanılan bir yapı malzemesi. Ayrıca son derece modern kaplama tesisini görmek, beni çok mutlu etti.
Ama 30 bin metrekare alan içinde adım atacak yer kalmamış.
Bu nedenle kereste ve kontrplak üretimini durdurmuşlar.
En az 50 dönüm araziye ihtiyaç var.
Hemen tesis kurup üretime başlamak istiyorlar.
Milli Emlak’tan bu yönde bir talepleri olmuş.
Haber bekliyorlar.
Bir yanda işgal edilen hazine arazileri...
Diğer yanda yatırım yapacak, üretim yapacak, istihdam yaratacak insanların hazine arazisi arayışı...
Zonguldak Valisi Mustafa Tutulmaz gidiyor...
Ama yeni gelen Zonguldak Valisinin konuya duyarlı olacağına inanıyoruz.
Zonguldak milletvekillerinin kendi yatırımcısına sahip çıkacağına inancımız tam.
Zonguldak’ın yerel işletmecisine sahip çıkmayacaksak, kime sahip çıkacağız?
Kıssadan Hisse: Fil...
Asya’nın pek çok ülkesinin ardından Timur, sonunda Anadolu’yu da işgal eder. Zalimliğiyle ün yapmış bu otoriter lider, savaşta kullandığı fillerini, bakımlarının yapılabilmesi için bazı köylere birer birer zimmetler. Ancak doymak bilmez bu hayvanlar, çiftçilerin kış için depoladıkları bütün otları-samanları silip süpürmektedir. Nasreddin Hoca’nın köylüleri, bir çare bulmak için kahramanımıza danışırlar:
- Hocam, Timur’un fili bizi mahvetti. Böyle giderse, elde avuçta ne varsa kaybedeceğiz.
- Ben ne yapabilirim ki? Sizin işinizi ancak Timur çözer. Gidin, derdinizi açık açık dile getirin. Herhalde halden anlayacaktır.
Fakat köyün muhtarı, ısrarını sürdürür:
- Hocam, sen yol yordam bilirsin. Ne olur, Timur’a birlikte gidelim. Derdimizi anlatırken, ağzımızdan yanlış bir söz çıkar. Zaten öfkeli bir sultanmış. İşi iyice çıkmaza sokmayalım.
Hoca, köylüleri kıramadığı için muhtar ve köyün birkaç ileri geleni ile birlikte Timur’un otağına doğru yola çıkar. Ancak yürüyüş sırasında gruptan bazı eksilmeler olur. Timur’un gazabından korkan köylüler, birer birer kirişi kırarak sonunda otağın önünde muhtar ile Hoca’yı yalnız bırakırlar. Nasreddin Hoca, muhtar ile birlikte otağa girer ve Timur’un huzuruna çıkar. Fakat bu sırada arkasına dönüp baktığında muhtarın da son anda sıvıştığını ve zalim hükümdarın karşısında bir başına kaldığını fark eden Hoca, bir an ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırır. Bu sırada Timur gürler:
- Konuşsana be adam! Derdin nedir?
Hoca, sonunda işin içinden sıyrılmanın güvenli bir yolunu bulur:
- Köyümüze gönderdiğiniz filden bütün köylüler çok memnun kalmışlar. Yalnız, zavallı hayvan tek başına çok sıkılıyormuş. Acaba yanına bir fil daha gönderebilir misiniz?