Zonguldak,
Göç almadan önce de,
Yabancı vesayeti altında ezildi.
Rumlar olsun.
Daha sonra Fransızlar olsun.
Akabinde ise,
Devletin,
Zonguldaklılar üstünde kurduğu,
Acımasız politikalar,
Vesayetten korkma düzenine,
Katkıda bulundu.
Zonguldaklılara,
Fazla ‘cırlayınca’,
Korkacağını sanan düzen de sürüyor.
Gerçekten korkanlar da yaşıyor.
Ama korkmayınca işte,
Başka türlü,
Sindirilmeye çalışıyorsun.
Kimi bunu sokakta yapmaya çalışıyor.
Kimi ise adliyeyi sopa olarak kullanarak.
Tabii Zonguldaklıların bunu yaşamasında,
Zonguldaklının Zonguldaklıya sahip çıkmaması da var.
Lafın gelişi ise,
Sırtımızda sopa gibi duran vesayet,
Vesayetçilerin elini güçlendirdiği gibi,
Boyunduruk altında yaşayanların da,
Yaşam kalitesini düşürüyor.
Zonguldak’ın,
Siyasetinde,
Bürokrasisinde,
Toplum katmalarında,
Vesayetin türlü izleri ile karşılaşıyorsunuz.
Dişini çektirmek için,
Anıtlar kurulundan izin alması gereken kişiler,
Kentin köşe başlarını tutuyor.
Ve hatta,
Siyasi partilerde de böyle.
Parti içi vesayette,
En belirgini ise,
CHP…
Partililer,
Kendileri zaten şikâyet ediyor bundan.
Belediye içinde de,
Korku iklimi ile birlikte,
Bir vesayet anlayışı gelişti.
Vesayet gelişiyor,
Kent gelişmiyor.
Bir vesayet değişiyor.
Yerine yenisi geliyor.
Ama dinozorlar,
Bir türlü köşe başlarından ayrılmıyor.
Kentin başındaki,
En büyük vesayet ise,
Doğu kökenli.
Kıyısı olan yerlerden.
CHP içindeki,
Vesayet de öyle.
Velhasıl kelam!
Vesayet,
Verasete dönüşüyor.
Miras kala kala,
Zonguldaklının sırtından düşmüyor.
* * * * * * * * * *
Geçtiğimiz hafta,
Öğretmenevi’nden,
Arıtmaya kadar olan yerde,
Erozyon,
Heyelan,
Ve dalga etkileri ile,
Çöküntüler olduğunu,
Sizlere aktarmıştık.
Olay,
Öyle bir hal almış ki!
Öğretmenevi ile Diyabet Merkezi arasında bulunan,
Amfitiyatronun altı,
Oyulmuş.
Tiyatro temelinin bir bölümü,
Havada duruyor.
Jeoloji Yüksek Mühendisi Ali Baltaş bu noktada,
Sorumluluk alarak,
Kendi açısından değerlendirmede bulunmuş.
Kimsenin sesinin çıkmadığı yerde,
Bu ‘fısıltıyı’ çok kıymetli buluyorum.
Olay gerçekten vahim!
Ama ne suçlu var.
Ne sorumlu!
‘Bu kentin sahibi yok’ derken,
Aslında çok doğru söylemişiz.
Böyle bir alanda,
Bilim yuvaları kuruldu.
Yakın dönemde,
Onlar da,
Tehlike altında kalacak.
Baltaş şu değerlendirmede bulunmuş, “Yukarıda kısaca açıklamaya çalıştığım konular değerlendirmeden ve iyileştirme yapılmadan dolgu malzemeler üzerinde yapılaşmaya gidilmesi, fotoğraftaki örnekte olduğu gibi dalga aşındırması nedeniyle zeminde kayıplara neden olmaktadır. Sonuçta, kıyılarımızda dolgu zemin üzerine sahile yakın konumda inşa edilen yapılar, dalgaların neden olduğu erozyon etkisiyle meydana gelen aşınma sonucu yıkılma tehlikesi altında kalmaktadırlar. Yanı sıra, gerekli iyileştirilmeler yapılmadan küçük boyutlu dolgu malzemeler üzerine yapıların inşa edilmesi durumunda, zeminde aşınma olmasa bile, yağışların da etkisiyle söz konusu alanlarda zaman içinde farklı oturmalar olabilmekte ve taşıma kapasitesinde değişimler meydana gelebilmektedir. Bu durum da yapıların duyarlılığını olumsuz yönde etkilemektedir.
Çağımızda ulaşılan bilgi birikimi ve ülkemizin sahip olduğu yetişmiş insan gücüne rağmen, bu gibi tehlike arz eden yapılaşmaların, devlet eliyle bilim yuvası olan bir üniversiteye tahsis edilen arazi üzerinde gerçekleştirilmesi de oldukça düşündürücüdür.”
Düşündürücüdür…
Manidardır…
Faciadır…
Bu bölgeye yapılacak müdahalenin,
Ülke bütçesine çok büyük maliyet getireceği belirtiliyor.
O zaman,
Başka bir şey düşünülmeli.
Zonguldak’ta,
Eski binalara ‘Depreme dayanaklı değildir’ raporu alınıyor.
Zonguldak’ta deprem birincil doğal afet değildir.
Heyelan ve sel birincil afet riski taşır.
Cehaletime verin.
Ben bu kentte, “Heyelan bölgeleri” duydum.
Ama yapılan yapılar üzerinde,
‘Heyelan tehlikesi bölgesindedir’ gibi bir rapor ile,
Yıkılan bina duymadım.
Heyelan olur,
AFAD gelir.
Sarı şerit çeker.
Olan olmuştur.