İlk, ortaokul, Lise ve Fakülteyi de Zonguldak ve havzasında okudum…

Daha sonra, 92 yılından beri, Maden Mühendisi olarak, bir kamu kuruluşunda Ankara’da çalışıyorum…

Yıl içinde birçok kez batısındaki Kandilli’den, doğusundaki Çaycuma’ya kadar, dostlarımla olabilmek için anavatan Zonguldak ve havzaya giderim…

Zonguldak asıl kimliğine 1940 yılında havzanın devletleştirilmesi ve Ereğli Kömür İşletmeleri’nin (EKİ) projeleri ile kavuştu denilebilir… Kömürün ve EKİ’nin, (83 yılında TTK oldu) tarihi ya da kaderi kentin kaderi ile iç iç geçmiş durumda…

Kömüre ve maden emekçilerine olan talep, barınma, eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal yaşam gibi temel ihtiyaçları da beraberinde getirmiş o yıllarda…

Lojmanlar inşa edilmiş, halkın ihtiyaçları için Ekonomalar açılmış, dispanserler, hastaneler yapılmış, okullar yapılarak EKİ bünyesinde öğretmenler istihdam edilmiş, sinema salonları açılmış, çay bahçeleri spor alanları, lokaller yapılmıştır…

Kentsel yerleşim planlamalarının, başarıyla uygulandığı, bu sosyal yaşam yerleşkeleri, Şehir plancılarının araştırmalarına konu olmuş, ders notlarına bile girmiş, sonuçta üretimin sosyal yaşamla birleştiği, maden üretim bölgeleri(Müesseseler) oluşmuş ve Zonguldak’ımın çatısı altında toplanmışlar…

Zonguldak merkez ve TTK’ya bağlı Müesseselerimizin, geçmişten bugüne taşınması gereken madencilik mirasları ve yaşam kültürü, 1940’lı yıllardan, 80’li yılların ortalarına kadar birikmiş olan bu kurumsal hafıza, son 40 yıldır sistemli bir şekilde, ortadan kaldırılıyor…

1980’li yıllardan sonra sosyal devlet politikalarının terk edilmeye başlanması, yeni liberal yaklaşımların öne çıkması ile Kandilli ve benzer diğer müesseselerin, dolayısıyla Zonguldak rüyasının sönmeye başlaması aynı döneme denk geliyor...

Bölgenin omurgası olan (EKİ/TTK) işlevsizleştirildikçe yaşamın her alanında gerileme yaşandığını görüyoruz… Emek yoğun çalışılan Kömür üretim bölgelerinde, 70 li yılların başında, toplam 50 bin madenci çalışırken bugün bu sayı 10 binlerin altına kadar gerilemiştir. İşçi sayısı ve üretim düşerken sosyal yaşam kalitesi ve refahı da düşmüştür... 

Kandillimin ve diğer bölgelerin de geçmişe hep bir özlem duyması çok sık karşılaşılan bir olgu haline gelmiş ve geçmişimiz, gelişmişlik ile özdeşleşmiştir…

Üretimi sadece meta üretimi olarak gören anlayış, kamusal üretimden uzaklaşarak sadece kurumları değil, halkın sosyal yaşamını da ortadan kaldırmıştır…

Üretim ve işçi sayıları düşüp TTK küçüldükçe madencilik tesisleri, sosyal yapılar da birer birer işlevsizleşerek âtıl hale gelmiştir. Endüstriyel miras niteliği taşıyan birçok yapı, tesis ya çürümeye terk edilmiş ya da rant için yıkılarak yok edilmiştir…

Endüstriyel mirasın korunmasının temelinde işlevi devam eden yapıların işlevini sürdürerek korunmasının sağlanması yatar… İşlevini yitirmiş tesislerin, yapıların da toplumsal belleği sürdürmek amacıyla sosyal çevreleri ile uyumlu bir şekilde yeniden işlevselleştirilerek korunması çok önemlidir… Bu durum, kent kimliğinin oluşmasında önemli bir yer tutar ve kültürel bellek sürekliliği sağlanır…

Kentin hafıza mekânları, endüstri mirası yapılar yok edilerek, yaşayan üreten mekânlar yok edilmiştir… Geldiğimiz noktada, TTK küçülmeye, Zonguldak madencilik hafızası silinmeye, kent kimliksizleştirilmeye, kültür ve sanattan arındırılmaya çalışılmıştır... 

Buna rağmen Zonguldak’ta, muhalif örgütler ve yürekli insanlar akıntıya karşı kürek çekmeye devam ediyor…

Yıllardır, Zonguldak kent kültürü ve madenciliği için bilimsel ve teknik çözümler üreten, kente ve madenciliğe emek veren, yazarlara, fotoğrafçılara, sinemacılara, tarihçilere ve duyarlı insanlara, (İsimlerini yazmaya sayfam yetmez ya da yazarsam, unuttuklarımı da kırmış olurum) hepsine saygılarımı sunuyorum…

Toplumsal muhalefetle özdeşleştiği ve iktidarın hizmetinde olmadığı için, Maden Mühendisleri Odamızın, Şube binası olmasından çok daha fazlası olan, kültür sanat merkezi, emek ve demokrasi mücadelesi yürüten kurumlara ev sahipliği yapan ve kültürümüzün ruhunu taşıyan tarihi kamusal mekânımızın bile, “millet kütüphanesi” “millet kıraathanesi” yapılmak istenmesi ya da ya da sahil projesi nedeni ile yıkılmasının düşünülmesi, Zonguldak’ta uzun yıllardır sistematik bir şekilde yapılan, kolektif hafızanın, endüstriyel mirasın, kamusal alanın ortadan kaldırılmak istenmesinin son dönem örneklerinden biridir…

Mevcut İktidar, 80 sonrası yok edilmeye başlayan kamusal üretimi, kamusal alanları ve kolektif hakları, son 20 yılda daha da hızlı bir şekilde ortadan kaldırarak, Zonguldak’ımızı kimliksizleştirmiştir… Kentler muhafazakarlaştırılırken, yaşam alanlarına, şekline müdahale her geçen gün artmış, Kamunun, neredeyse tamamen tasfiye edilme çabalarının sürdüğü bu dönemin sonunda ekonomik krizler derinleşmiş, ücretler ve alım gücü düşmüş, en temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale gelmiştir…

Tam da böyle bir dönemin sonunda, yok edilen kamusal üretim kültürümüzü, kolektif hafızamızda yer edinmiş kentsel/kamusal mekânlarımızı ve kamuculuğu, yeniden kurmanın yollarını bulmalıyız…

"Sen aziz şehrim,

Hastane binasının ihalesi yapıldı: 4 ay sonra teslim edilecek Hastane binasının ihalesi yapıldı: 4 ay sonra teslim edilecek

Uykusuz yaşadığımı bilmelisin.

Bütün işçilerin saçak altında uyuduğu bir saatte,

Ben mızıka çalarak geçiyorum sokaktan.

Sen aziz şehrim,

Ellerim gözlerim kadar benimsin..."

Rüştü Onur

Cemalettin Sağtekin-10 Mayıs 2024

Zonguldak Nostalji

Kaynak: Haber Merkezi