Zonguldak 100. Yıl Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Cemil Çakmaklı, 7 Mart 1983 yılında Kandilli’de 103 maden işçisinin hayatını kaybettiği grizu faciasının yıldönümünde kaleme aldığı yazıda şöyle diyordu:
“Tam 43 yıl önce…
7 Mart 1983 günüydü.
Kömür her zaman yaptığı gibi yine metan doğurmuştu.
Ve Kandilli’de 103 madenci şehit olmuştu.
Yağmurlu bir gündü.
Adeta gökyüzü ağlıyor, bütün Kandilli ağlıyordu.
Kırmızı bayraklı 103 tabut ve sırılsıklam olmuş kalabalık koskoca Kandilli’ye sığmıyordu.
Ülkenin Başbakanı; Bakanlarıyla birlikte oradaydı.
Bu satırların yazarı da onların arasındaydı.
Tören boyunca herkes suskundu.
Başbakan törende kendini sıktı, gözyaşlarını tuttu.
Ankara’ya dönüş yolunda beni arabasına davet etti.
“Cemil Bey…” dedi.
Sözünün devamını getiremedi.
Tören boyunca tuttuğu gözyaşları bir anda boşaldı.
Bir müddet sonra toparlandı ve sordu:
“Ne yapacağız?”
Sonra tekrar konuştu:
“Siz buralısınız…
Üstelik tasarımcı ve plancısınız…
Söyleyin, ne yapacağız?”
Yıllardır üzerinde çalıştığım için cevabım hazırdı.
“Kömürü değil, insanı yeryüzüne çıkaracağız.”
“Ama bunu; bu bölgeye 200 yıldır hayat, kimlik ve enerji veren, hele hele bir sürü diplomatik oyunla petrolsüz bırakılan Cumhuriyetin ilk 25 yılında ülkenin enerji bağımsızlığını tek başına koruyan kömürü ve Zonguldaklı madencileri unutmadan yapacağız.” dedim.
Ankara yolunda yarım saatte; insani hassasiyetleri çok yüksek ve bu yüzden çok üzgün olan rahmetli Bülent Ulusu’ya Zonguldak dönüşümünü ve Filyos Projesini özetledim.
Mutlaka kömür havzasının ve Filyos Havzasının birlikte yeniden planlanması gerektiğini anlattım.
Konvoyu durdurdu.
Arkadaki arabalardan birinde olan İmar Bakanı rahmetli Ahmet Samsunlu’yu çağırdı.
Öndeki korumayı gönderdi, koruma koltuğuna Samsunlu’yu oturttu.
“Bak Ahmet Bey” dedi,
“Cemil Bey bana Zonguldak’a çözüm için Filyos Projesini anlattı.”
Samsunlu dinledi ve dedi ki:
“Bilmez miyim efendim…
O benim yakın arkadaşımdır.
Ailece görüşürüz.
Her sofrada yemek yemez, Filyos diye diye başımın etini yer.
Bu yüzden konuyu çok iyi biliyorum.”
Rahmetli Ulusu hemen kararını verdi.
“O halde döner dönmez kurun ekibi.
Bana sürekli bilgi verin.
Bu projelendirmeyi en kısa zamanda bitirin.
Her sıkıntıda da bana gelin.
İnsanlarımızı ölümden, beni bu acı sorumluluktan kurtarın.” dedi.
Böyle başladı Kömür Havzası Dönüşüm Projesi ve oradan Filyos Havzası Projesine geçiş süreci…
Bir yandan kömürün yakıttan karbon kimyasına dönüştürme süreci tartışılırken, biz her gece İmar ve İskân Bakanlığı planlamacılarının başında Filyos Vadisi Projesi çalışmaya başladık.
Bu arada Bakanlar Kurulu önerimiz üzerine 11 Nisan 1983 tarihinde, Kandilli grizusundan tam 34 gün sonra önemli bir karar aldı.
Taşkömürü konusu; ‘ayrı bir maden’ olarak tanımlandı ve ayrı bir örgütlenmeye kavuşturuldu. Taşkömürü üretimi; Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nden (TKİ) ayrılarak Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK) olarak yeniden örgütlendi. Yani taşkömürü linyitten ayrıldı.
Bu ayrılış; ‘taşkömürünü yakacaktan öteye geçirmek’ demekti.”
Gelin hep birlikte bakalım şimdi!
Zonguldak’ta çıkarılan taşkömürü yakacaktan öteye geçti mi?
Bugün Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun ürettiği kömürün büyük bölümü yok pahasına Çatalağzı Termik Elektrik Santraline gidiyor!
Dr. Cemil Çakmaklı, burada kulaklarımızı sağır edercesine haykırıyor:
“Zonguldak’ın sorunu kömür üretim miktarının düşüklüğü değildir. Asıl sorun; kömürün hala yalnızca ‘yakıt’ olarak görülmesidir. Oysa kömür karbon demektir. Karbon ise; 21. yüzyılın en kritik malzemelerinden biridir.
Taşkömürü esasında bir yakacak değil, karbon kimyasının hammaddesidir.
Karbon; bataryaların anot malzemesidir. Karbon, fiber üretimidir, elektrot teknolojisidir. Enerji depolama sistemlerinin temel girdisidir. Enerjinin gerçek değeri depolama kapasitesiyle ortaya çıkar. Depolamanın kalbinde ise karbon temelli malzemeler yer alır. Böylece enerji egemenliği artık yalnız kömür üretmekle değil, enerji teknolojisinin girdilerini üretmekle sağlanır.
Taşkömüründe yakacaktan öteye geçmek bu demektir.
Bu yaklaşım; Zonguldak’ta enerji üretmenin ikinci dönemini başlatacaktır.
Bu yol kömürü yakarak değil, havzayı; karbon kimyasına dönüştürerek katma değer üretmenin yoludur. Olumsuz jeolojik yapı yüzünden sürekli zarar eden kömür üretimini bu zarardan kurtarmanın yoludur. Bu yol; üniversiteler, araştırma merkezleri, batarya teknolojileri ileri malzeme laboratuvarlarıyla Zonguldak’a yeni bir gelecek çizmenin yoludur.
Ayrıca; kömür damarlarının yanı sıra üreyen metan gazı potansiyelinin, kömürü çıkarmadan yeryüzüne çıkarmanın peşine düşülmelidir. Bu zaten iş güvenliği açısından gerekli olan metan drenajını bilimsel ve teknik yöntemlerle, Amerikan kaya gazı teknolojilerine benzer bir biçimde dışarı çıkarmak demektir. Bu konu; geliştirilmesi gereken bir mühendislik ve teknoloji meselesidir.
Kısaca Zonguldak’ı ‘Yakılan Kömür Üretimi Havzası’ndan bir ‘Enerji Teknolojileri Havzası’na dönüştürmek mümkündür.
Bu konu için bir ‘Zonguldak Dönüşüm Stratejisi Raporu’ hazırlandı ve şu üç soruya cevap arandı.
1. Zonguldak Kömür Havzasının gerçek üretim potansiyeli nedir? Kömür üretimi, ‘ölümsüz ve zararsız’ nasıl sürdürülebilir?
2. Kömür damarlarında bulunan metan gazı tehdit olmaktan uzaklaştırılıp, kömür üretiminden ayrı olarak nasıl yeryüzüne çıkarılabilir?
3. Havza; karbon teknolojileri ve enerji üretimi açısından nasıl yeni bir yapıya dönüştürülebilir?
Bu konular uzun uzun araştırıldı ve bilimsel bir rapora dönüştürüldü. Dönüşüm stratejileri oluşturuldu. Çünkü; ancak, bu üç alanın birlikte geliştirilmesi Zonguldak Kömür Havzasının zarardan kara, israftan verimliliğe dönüştürülebileceği görüldü.
Sonuç olarak bu rapor; Zonguldak Kömür Havzasının dönüştürülerek geçmişte olduğu gibi Türkiye ekonomisinde stratejik bir rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.
Bu ihtiyaç kırk yıl sonra daha büyük, daha gerçek verilerle ortaya çıkmıştır.
Bugün Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK)’nın üretimi 1 milyon ton civarına düşmüş, bu üretim için bile güvenlik sağlanamadığı için yüzlerce yıllık ocaklar kapatılmaktadır.”
Konu uzun!
Önümüz bayram!
Zonguldak’ı seven herkesin bayramını en içten dileklerimle kutluyorum.
Zonguldaklının parası nereye gidiyor?
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem, seçildiğinin ilk günlerinde Uzun Mehmet Camisi’nin temizliği, güvenliği ve çevre düzeninden sorumlu belediye personelini geri çekmiş!
Kamuoyundan büyük tepki gelince “Eve lazım olan camiye haram” demişti!
Aradan iki yıl geçti!
Tahsin Erdem çok değişti!
Uzun Mehmet Camisi’ne Ramazan boyunca çalışmak üzere personel verdi!
Artık “Eve lazım olan camiye haram” değildi!
Belediyeye ihtiyaç olmadığı halde 180 kadar personel aldı.
“Para yok” diye ağlayan Tahsin Erdem, akrabalarını, eşinin arkadaşlarının çocuklarını, çocuklarının arkadaşlarını, il ve gençlik kolları eski-yeni başkanlarını ve delege ağalarının çocuklarını işe aldı.
Maaşlarını zor alan Zonguldak Belediyesi çalışanları bayram öncesi ikramiye alamadı!
Çünkü Tahsin Erdem, halka şirin görünmek için salep, mısır patlağı, çorba, gıda, hurma ve deterjan dağıttı!
Ve bunları milletin gözüne soka soka yaptı!
Neymiş, halktan aldığını halka veriyormuş!
Halktan almasına da gerek yoktu, vermesine de!
İhtiyaç olmadığı halde, sırf seçimde söz verdiği için Zonguldak Belediyesi’ne aldığı 180 kişinin aylık maliyeti 25 milyonu buluyor!
Yıllık maliyeti ise 324 milyon lirayı buluyor!
Bir yılda 324 milyon liraya Zonguldak’ta neler yapılır?
Bir düşünün?
Zonguldak, bir yılda 325 milyon liralık hizmetten yoksun kalırken, Tahsin Erdem’in akrabalarını, eşinin arkadaşlarının çocuklarını, çocuklarının arkadaşlarını, il ve gençlik kolları eski-yeni başkanlarını ve delege ağalarının çocuklarını işe aldı!
Bugünkü para ile 5 yılın sonunda toplamda 1 milyar 620 milyon lira akrabalarına, eşinin arkadaşlarının çocuklarına, çocuklarının arkadaşlarına, il ve gençlik kolları eski-yeni başkanlarına ve delege ağalarının çocuklarına gitmiş olacak!
Biz Tahsin Erdem’den Zonguldak’ın çehresini değiştirmesini beklerken, o çevresini değiştirdi!
Tahsin Erdem, çalışanlara ikramiye yerine hurma vermiş!
Sevgili Tahsin Erdem!
O dağıttığın hurmalar, bir gün seni tırmalar!
İyi bayramlar!
Kışı bitti, yazı kaldı
Zonguldak Merkez Terakki Mahallesi Gültekin Kızılışık Sokak’ta Münevver Kavi’ye ait hafriyat döküm alanının yanındaki hisseli arazi üzerine Akın Kavi tarafından imara aykırı bir şekilde yapılan prefabrik ev inşaatında sona gelindi.
Bayrama yetiştirilmek üzere başlayan çalışmalar hava muhalefeti nedeniyle aksadı. Basında çıkan haberler ve arsa sahiplerinin şikayeti nedeniyle Zonguldak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri bir günde üç kez geldikleri alanda çalışmaları izleyip, Akın Kavi ile sohbet edip ayrıldılar.
Kaçak inşaatla ilgili Zonguldak Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekiplerinin tutanak tuttuğu ve fotoğraf çektiği öğrenildi.
Zonguldak Belediyesi’nin yıllar önce belediye sınırları içinde prefabrik konut yapılmasına karşı bir kararı olduğu, kaçak inşaat yapılan alanın hisseli olduğu, hisse sahiplerinin onayı olmadığı ve arsanın imarı bulunmadığı öğrenildi.
Zonguldak Belediye Başkanı Tahsin Erdem’in sık sık alkol almak için gittiği bahçede yapılan bu inşaatla ilgili nasıl bir karar vereceği merakla bekleniyor.
Yazıyı, Azer Bülbül’ün ‘Çoğu bitti, azı kaldı’ şarkısı ile bitiriyoruz!
“Aşk sona erdi bahara
Kışı bitti yazı kaldı
Kapandı yıllanmış yara
Çoğu bitti azı kaldı
Kapandı yıllanmış yara
Çoğu bitti azı kaldı”