Belediyeler ekonomik sıkıntılarla boğuşurken, çalışanların ve belediyeye iş yapan firmaların parasını ödemezken, festival yapması çok garip değil mi?
Üstelik, festival bütçelerini yine bu para vermedikleri firmalardan karşılıyorlar!
Nasıl mı? Tabi ki belediye kasasından mahsup yaparak!
Bu "mahsup" çok sihirli bir kelime!
Hal böyle olunca, festival de başka bir hal alıyor.
Diyorum ki, bir belediye çıkıp "Yolsuzluk Festivali" yapsın!
Zonguldak'ta adı en çok yolsuzlukla anılan belediye üstlensin bu işi!
Düşünsenize, festival açılışının renkliliğini...
Şimdi üç harfli müteahhidimiz ve ponpon kızları, protokolü selamlayarak geçiyor...
Ankara'dan gelen işinin uzmanı masajcı kızlarımız, halkımızı ve sayın başkanımızı selamlıyorlar!
İmar tadilatı nedeniyle belediyemize ve başkanımıza bağışta bulunan müteahhitlerimiz sizleri selamlıyorlar!
Belediye başkan yardımcımızın bir dediğini iki etmeyen müteahhitlerimiz, Mustafa Keser'in "Aklımda sen, fikrimde sen" adlı eseri eşliğinde halkımızı selamlıyorlar!
Ve şimdi belediyemizin kadrolu müteahhidi, alt taşeronlarıyla birlikte ellerinde İller Bankası bayraklarıyla birlikte sizleri selamlıyorlar!
Ve şimdi de doğrudan temincilerimiz, önlerinde Davut, ellerinde üç adet teklif mektubuyla gururla sizlere saygı ve selamlarını sunuyorlar!
Aylardır para ödemediğimiz temizlik şirketi sahipleri, yöneticileri ve çalışanları annelerimizi selamlayarak geçiyorlar!
Eski başkanımızın sevgilisi ve müstakbel kayınvalidesi salınarak geçiyorlar!
Belediyemizi korumakla görevli güvenlik görevlilerimiz huzurlarınızda!
Sarışın olanı başkanımızın sevgilisi! El salla sayın başkan, el salla!
Ve bunlar da, küçücük bir büfe iken, mini markete dönüşen küçük esnafımız!
Ellerinde konfetilerle geçiyorlar!
Zabıtalarımızın müdahale edemediği seyyar satıcılarımız, işaret parmağı ile orta parmaklarını "V" şeklinde açıp ortaya başparmaklarını yerleştirip sallayarak geçiyorlar!
Ve kentimizin kaldırımlarını işgal eden market sahipleri, yönetici ve çalışanları, bu kez yolları işgal ederek, saygılar ve sevgiler sunuyorlar!
Daha neler geçer değil mi?
Mesela, ellerinde manda yoğurdu, ayaklarında mazgal kapaklarıyla yürüyen güzeller!
Beldemizde faaliyet gösteren pavyonda çalışan emekçi kadınlarımız, eteklerindeki zilleriyle sizleri selamlıyorlar!
Ellerinde fotoğraf makineleri, boyunlarında yüzsüzlük belgeleriyle belediyemizin yolsuzluklarını haber yapmayan gazeteci dostlarımız, kartvizit atarak sizleri selamlıyorlar. Şimdi sahneye son günlerin popüler ismi Kerimcan çıkıyor!
Söylediği şarkının adı "Vur bana"...
"Saçlarımdan tut önce,
Beni yerlerde sürükle...
Canım acısın boş ver,
Benim için bu bir zevk,
Fantezi dünyam rengarenk,
Bu daha hiçbir şey,
Korkma benden sal kendini,
Bebeğim dediğim anda vur bana,
Ah ah-Vur bana vur vur vur vur vur...
Gel bana,
Korkma benden sal kendini,
Bebeğim dediğim anda vur bana..."
Fevkani Köprüsü...
Dediler ki: "Fevkani Köprüsü yıkılacak."
Üzerine araç park edilmesin.
Bir hışım harekete geçildi.
Köprü uzunca bir süre rahat etti.
Sonra 15 Temmuz hain darbe girişimi oldu!
Köprü de halkımız gibi ayağa kalktı!
Tüm araçlar üzerine park etti!
Sonra Yenikapı Ruhu canlandı!
Köprü şahlandı, araç sayısı daha çok arttı!
Hani bu köprü yıkılacaktı!
Üzerine araç parkı olmayacaktı!
Dünyanın en hassas köprüsü, Fevkani Köprüsü!
Siyasi gelişmeye göre mukavemet kazanıp, halkın psikolojisine göre hareket ediyor!