Zonguldak’ta yayınlanmayan bir gazete üzerinden günlerdir tezvirat döndürülüyor!

Bu gazete, yayınlandığı zaman bu kadar gündem olmuyordu!

Olay, Zonguldak basınına "Yıldırım" gibi düştü!

Haftalık yayın yaptığı zaman bile haftada bir gün çıkmayan bu gazete üzerinden 50’den fazla kişi sigortalı yapılmış!

Kimisi, İŞKUR üzerinden alınmış!

Kişilere, "Sigortanız ödeniyor" denilerek, paralara el konulmuş!

Kimilerine, “Sen parayı ver, biz seni gazeteden emekli ederiz. 5 yıl erken emekli olursun” denmiş ama paralar SGK’ya yatırılmamış!

Gazetenin sahibi, uzun süredir firarda!

Kendisini, yardımsever bir kadın iki-üç yıldır saklıyor!

Ama bu skandalı tabi ki yine bir kadın patlatıyor!

Bu gazetenin sahibi, evli olduğu dönemde iki çocuklu bir kadınla birlikte oluyor!

Adamın karısı, "çıngıraklı yılan" dediğimiz iki çocuk sahibi bu kadını, Gazipaşa Caddesi’nde bebek arabasıyla dövüyor!

Kadın, bu kırığı bir türlü çıkartamıyor!

Haksız da değil!

Adam "çıngıraklı yılan"ın iki çocuğunun bireysel emekliliğini bile almış!

Adam, sadece kadının bedenini ele geçirmemiş!

Tüm malvarlığını silip süpürmüş!

Hakkında çok sayıda yakalama kararı olunca ve hapis kararı çıkınca, hayırsever bir kadın tarafından saklanmış!

Kadın hayırsever!

Müslüman!

Kapalı!

Adama iki-üç yıldır bakıyor!

Ama "çıngıraklı yılan", hem adamdan hem kadından intikam almak için harekete geçiyor!

Bu gazeteyi CİMER’e şikayet ediyor!

Soruşturma başlıyor!

Oooo, gazetenin kadrosunda kimler yok ki!

Ama gazetenin sahibi içerdeyken, bu organizasyonu yapan kişi dışarıda!

Gazetenin kadrosunda sigortalı görünen çok sayıda kadın var!

Kadınlar, kamuoyunun bildiği-tanıdığı kadınlar!

Birçoğunun gazetecilik mesleğiyle ilgisi yok!

İşin sonu nereye varacak, merak ediyoruz!

Sigortalı görünenlere, “Sigortalılık süresindeki parayı ödemezseniz, sigortalılığınız silinecek” denmiş!

Bu gazete çıkmadığı halde, çıkmış gibi çeşitli kurum ve kuruluşlardan para almış!

Onlar ne olacak?

Çok karışık bir durum!

Olayı çözmek için bilgin olmak lazım!

Lastik kafalılar!

Bu köşede, sık sık, "kamyon lastiği kadar kafası, sibop iğnesi kadar aklı" olanlardan söz ediyorum!

IQ seviyelerinin düşüklüğüne vurgu yaparak, eleştiriler yazılar kaleme alıyorum!

Bazen benim ne demek istediğimi bile anlamadıklarını görüyorum!

Bir Valimiz, “Senin lastik kafalıya üç kez anlattım, beni anlamadı” dedi!

Bir başka Valimiz, “Boşuna uğraşıyorsun, anlamaz! Gerçekten sibop iğnesi kadar akıl yok onda” deyince!

Yazdıklarımın boşa gitmediğini anladım!

Anladım ama ben bunlarla uğraşırken mutsuz oluyorum!

Onlar ise, onları bu ifadelerle yazdığım için mutlu oluyor!

Çünkü anlamıyorlar!

Şöyle bir yazı çıktı önüme: 

“Zeki insanlar hep dertlidir. Zeka iyi bir şey değil... Beyin sürekli analiz halinde. Biri sana bir hakaret yaptığında ne amaçla yaptığını anında anlayıp, kendine mis gibi dert ediniyorsun. Ama aptallara bak, dünyadan haberleri yok. Hani Charles Bukowski diyor ya: Bu hayat aptallara güzel, zekilere zindan."

Kıssadan Hisse: Yönetici...

Akademik açıdan mükemmel bir genç, büyük bir şirkette yönetici pozisyonuna başvurmaya gitti. 

İlk görüşme iyi geçmişti. Sonra üst düzey yöneticiyle görüşmeye sıra geldiğinde, yönetici özgeçmişten gencin akademik başarılarının, ortaokuldan lisansüstü araştırmaya kadar her bilginin mükemmel olduğunu görünce sordu:

- Okulda burs aldınız mı?

- Hayır efendim.

- Peki, okul masraflarınızı babanız mı ödedi?

- Babam bir yaşındayken vefat etti. Okul masraflarımı ödeyen annemdi.

- Annen nerede çalıştı?

- Annem, çamaşırcılık ve ev temizliği yapar efendim.

- Anladım... Bana ellerini bir gösterir misin?

Genç adam, şaşkın, düzgün ve kusursuz ellerini yöneticiye uzattı.

Yönetici, “Annene daha önce yaptığı işlerde hiç yardım ettin mi?” diye sordu bu kez.

“Hayır… Annem her zaman daha fazla kitap okumamı ve iyi bir eğitim için çabalamamı istedi. Ayrıca annem benden çok daha hızlı çamaşır yıkayabilir” dedi genç.

Yönetici, “Bir isteğim var. Bugün evine geri döndüğünde, git ve annenin ellerine bak, sonra da yarın sabah gel, beni gör" dedi.

Genç, işe alınma şansının yüksek olduğunu hissediyordu. Geri döndüğünde, mutlu bir şekilde annesine sarıldı. 

Kadın, tam olarak ne olduğunu anlamamıştı ama kendini bir garip ama çok mutlu hissetti. 

Delikanlı, annesinin ellerini avuçlarına aldı. O eller ne kadar da kırışık, çatlak ve çürük içindeydi. Bazı çürüklere dokunduğunda kadın elini geri çekiyordu, çünkü canı yanıyordu. Bunu ilk kez fark ettiği için gencin gözleri doldu ve içi acıyla burkuldu. Annesinin ellerini defalarca koklayarak sevgiyle öptü. Bu ellerdeki morluklar onun mezuniyeti, akademik üstünlüğü ve geleceği için ödediği bedellerin karşılığıydı. 

Sofrayı o gece kendisi hazırladı, uzun uzun annesi ile sohbet etti ve yatmasına yardım etti. Ardından evi toparlayıp, kalan çamaşırların tamamını yıkadıktan sonra yorgun bir şekilde yattı. 

Ertesi sabah, tekrar yöneticinin karşısındaydı. Yönetici, gencin gözlerindeki hüznü, acıyı hemen fark etmişti.

Yönetici, "Dün evinde ne yaptığını ve ne öğrendiğini bana söyleyebilir misin?" diye sordu.

Genç, "Annemi ne kadar ihmal ettiğimi gördüm. Onunla uzun uzun sohbet ettim, sofrayı kurdum, evi temizledim ve kalan tüm kıyafetleri de yıkadım” dedi.

Yönetici' “Şimdi bana lütfen duygularını söyle” deyince, delikanlı başı öne eğik sıraladı:

"1- Takdirin ne demek olduğunu şimdi biliyorum. 

Annem olmasaydı, bugün başarılı olamazdım.

2- Tek başına bir şeyler başarmanın ne kadar zor olduğunu, birlikten kuvvet doğacağını çok iyi anladım.

3- Aile ilişkisinin önemini, değerini ve takdir edilmesi gerektiğini anladım. ”

Yönetici, “İşte bu benim yöneticim olmak için aradığım kişi... Başkalarının yardımını takdir edebilecek, başkalarıyla iş yaparken, onların çektiklerini de anlayabilecek ve hayattaki tek hedefi olarak parayı ortaya koymayacak birini işe almak istiyorum ve işe alındınız" dedi.

Hisse: Kim ki, sevdiklerinin sağladığı rahatlığı, onların başarıları için harcadığı zorlukları anlamıyor, görmezden geliyorsa, hayattaki zorluğun mücadelenin ne olduğunu asla anlamayacak ve çok da başarılı bir geleceği olamayacaktır.