Galiba kent olarak hepimizin ortak bir görüşü var.

Bu kent kötü yönetiliyor.

Kötü yönetildi.

Kötü yönetilmeye aday.

1 Kasım seçimleri sonrasında ortaya çıkacak tablo üzerine tahminleri yapadurun.

Asıl önemli olan sonrası…

[*] [*] [*] [*]

Bir yukarı-bir aşağı, kimin kaç milletvekili çıkaracağı belli.

Ve herkes ilk adımda yerini korumaya çalışacak.

Yarış bu.

Kim daha fazla milletvekili çıkaracak yarışı…

Kim daha fazla oy alacak yarışı…

Kim genel merkezine daha şirin gözükecek yarışı…

Elbette bu yarış önemli.

Elbette bu yarış güzel.

Ama bu mu bütün mesele?

[*] [*] [*] [*]

Siyasilerin yarıştığı, seçmeni yarıştırma çabası içinde olduğu dönemler gelip geçer.

Ya sonrası?

İşte o sonrasını bir türlü anlayamıyoruz.

Yorumlamakta zorlanıyoruz.

Yıllardır aynı şeyler yazılır bu kentte.

70’lerin Zonguldak gazetelerini inceleme fırsatı bulabilseniz keşke…

Yazılanlara, demeçlere, polemiklere bakıyoruz.

Yatırım ve hizmet tartışmalarına bakıyoruz.

İnanın değişen bir şey yok.

Aynı kafa…

Aynı mantık…

Aynı bakış açısı…

Aynı s…k yarışı!

[*] [*] [*] [*]

İyi niyetli olanlara haksızlık etmeyelim, ama sözde hizmet yarışının yerini genelde başka yarışlar almış!

Siz tahmin edersiniz artık.

Ve nedense, genel olarak kötüyü emsal kabul etme hastalığına kapılmış bu kentte siyasete soyunanlar…

O günlerden bu günlere siyaset yapanların gerçekten hizmet yarışı olsaydı, tablo böyle mi olurdu?

Diyorlar ki:
“İyimser bakın…”

Bakalım…

İyi de, ne kadar bakalım?

Allah aşkına, neyin iyimser tarafından bakalım?

İyimser bakacak hal mi bıraktınız insanlarda?

Bu kentin siyasileri gerçekten hizmet yarışı içinde olsaydı, böyle mi olurdu?

Ya da hizmet yarışı içinde olanlara yeterince sahip çıkılsaydı, böyle mi olurdu?

[*] [*] [*] [*]

İşte şimdilerde yeni bir yarış var.

Bir tarafta partilerin içinde sıralama yarışı.

Diğer tarafta işkembeden atma yarışı.

Bu arada gerçekten iyi niyetli olanları tenzih ederim, ama durum bu.

Liderlerin dayatma adaylarıyla bu işler bu kadar.

Siyasetin, siyasi ahlakın, hizmet ahlakının bu kadar kontrolden çıktığı dönemde temel kıstas ne olacak?

[*] [*] [*] [*]

Toplum, partililer, STK’lar, medya, at gözlüğü ile bakmaya zorlanıyor.

Bunda da başarılı oldular.

Oldular ki, bugüne kadar yaşanan kayıpların temelinde siyasetin, siyasetçinin ötesinde toplum da var.

Bugüne kadar yaşanan genel seçimlere bakın.

Belediye başkanlığı seçimlerine bakın.

Parti içi yarışlara bakın.

STK seçimlerine bakın.

Daha kısa süre önce yapılan Kent Konseyi seçimine bakın.

Aklınıza gelen ve seçim olan her yere bakın.

[*] [*] [*] [*]

Bizim siyasetçiler ya Zonguldaklı oldu, ya Trabzonlu, ya Rizeli…

O da yetmedi.

Zonguldak’taki aslen Trabzonlu siyasetçiler, işadamları da bölündü.

STK’lar da bölündü.

Kimi Maçkalı oldu, kimi Sürmeneli, kimi Tonyalı…

Zonguldak’taki Rizeliler de kendi aralarında bölündü.

Kimi Güneysulu oldu, kimi Pazarlı…

O da yetmedi.

Çok daha önceden Zonguldak’ta olanlar da kendi aralarında bölündü.

Kimi Çaycumalı oldu, kimi Devrekli…

Kimi Ereğlili oldu, kimi Alaplılı…

Ama görülen o ki, hiçbir zaman yeteri kadar “biz” olamadık.

[*] [*] [*] [*]

Küçük düşündük.

Korktuk.

İhtiraslarımıza yenildik.

Bencilce davrandık.

Paçadan yapıştık.

Ve daha neler neler…

Bu nedenle 1 Kasım seçimlerinin inanın pek fazla anlamı yok.

Bu kentin beş milletvekili, belediye başkanları ve yetkili bürokratları söz konusu hizmet olduğunda; açık, dürüst, samimi olmadığı ve siyasi nedenlerle birbirlerine engel olmaktan vazgeçmediği sürece inanın bir şey değişmeyecek.

Olan işler yarım-yamalak olacak.

Olmayanlar zaten unutulacak.

Türkiye nasılsa pek çok alanda Avrupa’nın gerisindeyse, Zonguldak, Türkiye’nin 15-20 yıl gerisinden gelecek.

[*] [*] [*] [*]

Bunları neden söylüyorum?

Bu kenti çok daha yaşanabilir yapmak mümkün…

Bu kentte yaşayan ve yaşamak zorunda kalan insanları, daha huzurlu, şu üç günlük dünyada, daha rahat ve mutlu yaşatmak mümkün…

Bu işler, temennilerle olacak işler değil.

Bu işler, inşallah-maşallah ile olacak işler değil.

Bu işleri yapmak için samimi olmak gerekir.

Şuralı-buralı olarak veya öyleymiş gibi davranarak olmaz.

Üst kimlik yaratma çabasıyla olmaz.

Sahte gülüşler, haramlar ve yalanlarla olmaz.

Adam gibi olmakla olur.

Zonguldaklı olmakla olur.

Zonguldak’ı adam gibi sevmekle olur.

Hazıra konmakla değil.

Derdine-dermanına ortak olmakla olur.

[*] [*] [*] [*]

Her oy, Türkiye siyasetine bir katkı olacak.

Her oy, Türkiye siyasetine yön verecek.

Ama Zonguldak’ın özeline de iyi bakmak zorundayız.

Çünkü ucuz siyasetçilerin, ucuz bakışların, ucuz komplekslerin, ucuz kavgaların, ucuz başkanların, gölgesinde kalmaktan, bu kente gölge etmesinden bıktık.

Yeminle bıktık!

Belediye var mı?

Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir, bu kentte neler yapılabileceğini hayal bile edemiyor.

Bürokratik engellere, siyasi engellere sığınarak, bu kente zaman kaybettiriyor.

Evet, siyasi engeller var.

Evet, bürokratik engeller var.

Ama gerek Başkan Akdemir de, gerekse belediye yönetimi ve meclisinde o engelleri aşacak yetenek yok!

Olsa, böyle mi olurdu?

Bu kent olağanüstü imkanlara sahip olmasına karşın şu duruma bakın.

Bu kentin bir üniversitesi var.

Elimizdeki değerleri tek tek kaybederken, üniversite önemli bir değer.

O değeri en başta bilmesi gereken ise, belediyeler.

Onların başında da Zonguldak Belediyesi geliyor.

Ve daha pek çok şey…

Şuranın kaldırımı, bunun imarı, bunun kaçak büfesine ruhsat işleri, bunu çıkmasına dubleks ayarı, şunun fazla mesaisi, bunun ruhsatı ile vakit geçiren bir belediye...

Tembel, yan gelip yatan bir belediye yönetim anlayışı…

O kadar çok neden sayabiliriz ki…

Ve bu durumdan rahatsız olan, ama susan Zonguldaklılar…

Bu durumdan rahatsız olan, ama politik bahanelerle yüreğindekini söylemeyen Zonguldaklılar…

Atıp-tutan, ama iş Başkan Akdemir’e ve Meclis üyelerine söylemeye geldiğinde kıvıran Zonguldaklılar…

Ortada bir ihanet ve beceriksizlik varsa, bilin ki, sizler de o ihanetin içindesiniz.

Fıkra…

Günün birinde politikacının biri vefat etmiş.

Cezasını çekmek üzere kendisini cehennemde hazırlarlarken, bir grup insanın durmadan etraflarında döndüklerini görünce sormuş, “Bunlar kim?” diye...

Melekler, “Bunlar politikacılar” demiş.
“Peki, bazıları neden daha hızlı dönüyor?” deyince, melekler, “Yalan kapasitesine göre dönme hızları değişir” demişler.
“Peki, bizim yakın zamanda vefat eden başkanı göremedim” deyince, melekler, “Ha o mu, biz onu içerde vantilatör olarak kullanıyoruz” demişler.