Yaşar Kemal, edebiyatımızın güçlü soluklarından biriydi. Onun kaybı, elbette ki, edebiyatımız için çok önemli.

Ama Yaşar Kemal’in önemi, Türkiye’nin kapitalizm öncesi feodal dönemini anlatan üç ana ırmaktan biri olmasıydı.

Bunu kendi yaşam sürecimdeki yansıma-değişimlerle anlatayım isterseniz.

Bu süreç, benim ve bir önceki kuşakta solda yer alanların öyküsüdür.

[*] [*] [*]

Ben, 1953 doğumluyum.

İlkokula başladığımda yapılan 1960 İhtilali (27 Mayıs) ve onun getirdiği Anayasa, Türk düşünce hayatında çok olumlu değişimler getirdi. Ülke, o güne kadar baskı altında tutulan sol düşünce ile tanışmaya başladı.

Bu süreçten ben de etkilendim. İlkokulda zaten kitap okumaya meraklıydım. 1963 yılında şimdiki Zonguldak Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) bulunduğu yerdeki Merkez Ortaokulu’na başladım. Türkçe öğretmenimiz, sınıf geçme şartlarından biri olarak kütüphane üyeliğini şart koşmuştu. Kütüphaneye üye olabilmek de, en az yirmi gün kütüphaneye gidip kitap okumakla kazanılıyordu.

Bu nedenle, okulun hemen üst yanındaki Merkez Çocuk Kütüphanesi neredeyse ikinci evim oldu.

O yıllarda Türk milliyetçiliğine meyleden biri olarak Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü”, “Bozkurtlar Diriliyor” romanlarını, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun “Gültekin”, “Savcı Bey”, “Kızıl Kadırga”, “Sarı Benizli Adam”, “Malkoçoğlu”, “Kızıltuğ”, “Kolsuz Kahraman” gibi romanlarını defalarca okudum. Öyle ki, rüyalarımda kendimi, kırk kişiyle Çin sarayını basan “Kürşat” olarak görürdüm.

Ta ki, 1967 yılında; şimdiki Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nin ilerisindeki Mektepler Pazarı Kitabevi’nden indirime konulmuş Çetin Altan’ın “Taş” isimli kitabını okuyana kadar. Elli kuruşa aldığım bu kitap, hayatımı değiştirdi… Kitap, Çetin Altan´ın gazete yazılarından oluşmuştu. “Sınıf” kavramıyla böylece tanıştım. Düşünce yapım da makas değiştirdi. Sol şeritte devam ettim.

[*] [*] [*]

Bu tarihten sonra kitap konusundaki ilgi alanım da değişti. Lise ve üniversite yıllarımda Hasan İzzettin Dinamo, Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal’in neredeyse tüm yapıtlarını aldım, okudum.

Bu üç yazar; Türkiye’nin kapitalizm öncesi sosyal yapılanmasını anlatan üç ırmağın temsileriydiler. Bu kulvarda kalem oynatan çok sayıda yazarımız da vardı elbette.

Bizler, Türk toplum yapısının ve toplumsal çelişkilerinin neredeyse bu üç yazarı okuyarak farkına vardık.

Bunlardan Hasan İzzettin Dinamo (1909-1989), 1910’lu yıllardan başlayan “Kutsal İsyan” (8 cilt), “Kutsal Barış” (7 cilt) “Savaş ve Açlar”, “Öksüz Musa”, “Musa’nın Mahpushanesi”, “Koyun Baba” ve “Musa’nın Gecekondusu” romanlar ile 1910 ile 1960 yılların sonlarında yaşanan ve köyden kente göç yıllarına gelen süreci…

Fakir Baykurt da (1929-1999), 1954 yılında yazdığı “Yılanların Öcü” ve sonrasında “Irazcanın Dirliği”, “Onuncu Köy”, “Amerikan Sargısı”, “Tırpan”, “Köygöçüren” romanlarında feodalite ile aydınlanma çatışması içinde aynı dönemi anlatır.

Üçüncü ırmak olarak tanımlayabileceğimiz Yaşar Kemal (1923-2015), biraz daha farklıdır. O da, kapitalizm öncesi dönemleri anlatır. Ancak romanları destansı yapıdadır. Roman kahramanları, destan kahramanları gibidir. Ama her şeyden önce Yaşar Kemal´in dili, üslubu da farklıdır. Bu yanıyla da yurtdışında da hayli ilgi görmüş ve Nobel’e aday gösterilen ilk Türk yazarıdır.

Yazarken, gelenek ve folklorik temalardan alabildiğince yararlanmıştır. Romanlarındaki doğa ve insan tanımlamaları, okuyanı hayran kılacak kadar ayrıntılı, edebi ve inanılmazdır. Renkleri, sesleri ve kokularıyla anlattığı yörenin, çiçeğini, böceğini, kuşunu, ağacını sayfalarca detaylı biçimde anlatır. Hiç sıkılmadan zevkle okuyabilirsiniz.

[*] [*] [*]

İşte Yaşar Kemal de, üçüncü nehrin temsilcisi olarak mekân değiştirdi.

Işıklar içinde yatsın…

Yazımıza yine onun bir deyişiyle son verelim:

"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler..."

[*] [*] [*]

MİLLETVEKİLİ ADAYLARI

Seçimlere 90 gün kaldı, seçim maratonu hızlanıyor.

Partiler, adaylarını farklı metotlarla belirliyorlar.

CHP; tüm üyelerle “önseçim”, artı kontenjan…

AKP; eğilim yoklaması, artı Genel Merkez kararı…

Diğer partiler ise, tamamen merkez yoklaması ile tespit edecekler.

AKP, eğilim yoklamasını geçtiğimiz Pazar günü yaptı. 700 kişi oy kullanmaya gelmedi. Önemli bir olay ve AKP için de olumsuz bir not.

Bu nedenle CHP dışındakiler için söylenecek şey yok. CHP’de önseçim 7 Mart’ta yapılacak.

Benim CHP üyelerine önerim, popüler isimler yerine; genç, donanımlı, parti ve Zonguldak için özveri ile çalışabilecek adaylara tercihlerinde yer vermeleridir. Verdiğiniz sözler olabilir. Sözünüzü tutun, ama bunun dışındaki tercihleriniz için diğerlerine de fırsat tanıyın.

Bu kadarı yeter…

[*] [*] [*]

Bu tavanın tüm balıkları; birliğimiz, dirliğimiz daim olsun!