Bir okuyucumuz, dünkü yazımıza gönderdiği yorumda ülkemizde yaşananları sıralamış…

“Sayın Sav;

Cumhuriyet Gazetesi’nin, İstanbul katliamını, ‘Katliam Ülkesi’ başlığı ile vermesinin neresi yanlış?

Alın size örnek:
7 katliam, 537 ölüm, sıfır istifa, hep yayın yasağı...
28 Aralık 2011: Uludere’de savaş uçakları 34 yoksul köylü öldürdü. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı getirildi.
11 Mayıs 2013: Reyhanlı katliamında Suriye’ye sınır, cihatçı tehdidi altındaki ilçede yaşayan 54 kişi öldü. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı getirildi.
13 Mayıs 2014: Soma katliamında 301 maden işçisi öldü. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı getirildi.
5 Haziran 2015: Diyarbakır katliamında 5 HDP’li öldü, 400’den fazla kişi yaralandı. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı getirildi.
20 Temmuz 2015: Suruç katliamında 33 genç öldü. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı getirildi.
10 Ekim 2015: Ankara katliamında 101 kişi öldü. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Yayın yasağı geldi.
12 Ocak 2016: Sultanahmet Meydanı’nda gerçekleşen intihar saldırısında 10 kişi yaşamını yitirdi, 15 kişi yaralandı. Siyasi sorumlulardan istifa eden olmadı. Patlamanın üzerinden sadece bir saat geçmişken yayın yasağı getirildi.”

Yani; Cumhuriyet Gazetesi’nin “Katliam Ülkesi” manşetinin haklı olduğuna getirmiş işi…

Bizim anlatmaya çalıştığımız; katliamların yaşanmadığı değil, katliamlardan yanlış kelle istenmesi…

13 Kasım 2015 tarihinde Paris’te yaşanan terör saldırısında 129 kişi hayatını kaybetti, 352 kişi yaralandı. Siyasi sorumlular değil, terörü işleyenler hedef alındı. Yayın yasağı anında getirildi.

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’deki İkiz Kule saldırılarında 2 bin 996 kişi öldü. Siyasi sorumlular değil, saldırıyı düzenleyen terör örgütü hedef alındı. Bir kare kanlı fotoğraf yayınlanmadı.

Almanya’da yaşanan olaylarda; arabalar, işyerleri yakıldı, yüzlerce kişi tartaklandı. Basın tek kare kullanmadı, haber yapmadı.

Dünyada daha yüzlerce örneği var…

Düşünün, hangisinde daha ilk dakikalarda saldırı yapan değil de, devlet katil ilan edildi?

Bütün bu sayılanları hükümet mi yaptı?

Yoksa PKK, DAEŞ gibi terör örgütleri mi gerçekleştirdi?

Terör, zaten hükümetleri yıkmak, kaos ortamı oluşturmak için yapılır.

Terör saldırısının ardından hükümetlerin bırakması, terörün amacına hizmetten başka bir işe yaramaz.

Yetkili-etkili sorumluların görevinden alınması, hatta ceza dahi verilmesi bir yere kadar normaldir.

Ama, “Hükümet gitsin” demek, teröristin amacına katkı vermekten başka bir şey değildir.

Öyleyse, ne bu hükümetleri devirme sevdası?

Doğrudur; (mecazi anlamda söylüyorum) birilerinin “kellesi alınmalı…”

Ama bu kelle; terörle mücadele edenlerin değil, teröristlerin olmalı…

Devleti yönetenlerin kellesinin istenmesi, devleti zaafa düşürmek istemekten başka bir şey değildir.

[*] [*] [*] [*]

Tutarsızlık!

Birçok sefer dile getirdiğimi tekrar yineliyorum…

Zonguldak’ta yaşanan gelişmeleri anlamakta güçlük çekiyorum.

Lavuar alanı meselesi hala çözülmediği gibi dün itibariyle belediye tarafından işin olamayacağı açıklandı.

Bir şehrin takımı maddiyatsızlıktan kıvranıyor, daha önceki senelerdeki en büyük geliri olan otopark verilmiyor.

Aynı şehirde otopark sıkıntısından trafik kilitleniyor.

Aynı şehrin göbeğinde yıllardır kullanılamayan boş arazi duruyor…

Düşünün şimdi…

Bu nasıl bir mantık, bu nasıl bir tutarsızlık?

Bir aylık gelir kaybı 30 bin TL…

Şimdi başka formüller bulunmaya çalışılacak.

GÜNÜN SÖZÜ:

“El kapısında ‘Bey’ olacağımıza, kendi evimizde ‘Amele’ oluruz..”

Amelebirliği Ankara Misafirhanesi’nin

özelleştirilmesine tepki gösteren maden işçileri


SÖZÜN ÖZÜ:

“Hayatta daima gerçekleri savun! Takdir eden olmasa bile, vicdanına hesap vermekten kurtulursun…”

Che Guevara