Geçtiğimiz aylardan kalan önemli bir tartışmanın yargı boyutunu paylaşmak zorundayız.

Madenci Anıtı’nda, “katil devlet” sloganları atanlar, PKK’yı ağzına alamamıştı.

İki sayfalık bildirgede, tek bir yerde “PKK” diyememişlerdi.

Zonguldak’ın sözde Demokrasi Platformu’nun sözcüleri, yaptığımız eleştiriler karşısında platformun adına yakışmayan tavır ve davranışlar sergilediler.

Pusula’ya ambargo koymaya kalktılar.

Bakacak yüzü olmayınca, sırtını dönenleri gördük.

Bizler de onların tüm bu davranışlarına karşın bize yönelik eleştirilerine bile yer verdik.

[*] [*] [*] [*]

Onlar; iktidarın ötekileştiren, kendinden olmayanı yok sayan anlayışı ile aynı kafadan olduklarını gösterdiler.

Bu platformun içinde olup da “demokrasi”yi tek kutuplu bakış açısına çevirmeye çalışanlar, eleştirilerimiz karşısında bizleri hedef göstermeye çalıştılar.

[*] [*] [*] [*]

O eleştirileri getirenlerden biri de Araştırmacı Yazar Erol Sarıal’dı.

Açık ve net bir şekilde yüksek sesle, bize değil, ne demeye çalıştığımıza sahip çıkan ise Birleşik Kamu-İş’e bağlı Eğitim-İş Zonguldak Şubesi yönetimi ve Başkanı Metin Kahveci’ydi.

İktidar karşıtlığının yanına Atatürk’ü de koyarak, Atatürk’ten bugüne devletin katliam yaptığını söyleyenler, PKK’ya ve siyasi uzantısı HDP’ye tek söz edecek kadar yürekli olamadılar.

[*] [*] [*] [*]

Sonrasında yapılan açıklamalarda toparlamaya çalıştılar.

Ama o gün yazdıklarımız, bu platform içinde de tartışmaya neden oldu.

Politik taraf olan ve demokratik hakkını kullanan Demokrasi Platformu, çok önemli bir şeyini, samimiyetini ve inandırıcılığını kaybetmişti.

Eleştirdiği iktidardan farkı olmadığını, hatta fazlası olduğunu açıkça ortaya koymuştu.

Ve o sürecin ardından Demokrasi Platformu içinde de görüş ayrılıkları dikkat çekmeye başladı.

Bir daha eskisi gibi olamadılar.

[*] [*] [*] [*]

Bunları neden anlattım?

Aylardır süren tartışmanın ardından yargı yoluna gidenler cevabını aldı.

TMMOB Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şubesi Başkanı Erdoğan Kaymakçı ile birlikte Demokrasi Platformu sözcülüğü yapan KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası Zonguldak Şubesi Başkanı Zuhal Özçep Engiz ve Ankara avukatlarından Duygu Demirel, hakaret başta olmak üzere pek çok iddiayla dava açmıştı.

O dava sonuçlandı.

“Kovuşturmaya gerek yoktur” denildi…
Hemen bilgi verelim, Erol Sarıal ve Yılmaz Kaldırım ile ilgili şikayetlerde de, “Kovuşturmaya yer yoktur” kararı verildi.

[*] [*] [*] [*]

İsteyen yapabilir, ama bunu “yeni bir polemik olsun” diye de yazmıyorum.

Ancak hem kendi, hem kurumum, hem de yazılanlara katılan binlerce yurttaş adına, okurlarımız adına, demokrasi adına, tarih adına yazıyorum.

Basın özgürlüğü adına yazıyorum.

Hakkaniyet adına yazıyorum.

Samimiyet adına yazıyorum.

[*] [*] [*] [*]

Bundan sonra da aynı şekilde yargıya başvurmayı düşünenler için faydalı olacaktır.

Şöyle diyor yargı kararında:

“Basın özgürlüğünün Anayasa'nın 128’inci ve 5187 Sayılı Yasanın 3’üncü maddelerinde güvence altına alındığı, basın özgürlüğünün toplumun sağlıklı, huzurlu, mutlu ve güven içinde bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli olan bilgiye sahip olmalarını sağlamak, toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konulardan haberdar etme amacını güttüğü, bu nedenle basının olayları izleme, araştırma, değerlendirme, eleştirme ve yönlendirme suretiyle kişileri ve toplumu bilgilendirme ve aydınlatma yetkisinin yanında sorumluluğunun da mevcut olduğu, basın özgürlüğünün temel çizgi ve sınırının, basının gücünü suç işleme veya suça özendirme aracı olarak kullanmama, Anayasa'nın Temel Hak ve Ödevler başlığı altındaki 24, 25 ve 26’ncı maddelerinde güvence altına alınan haklara saldırıda bulunmama olarak özetlenebileceği,

[*] [*] [*] [*]

Yargıtay 4’üncü Hukuk Dairesi’nin 27/06/2013 tarihli, 2012/14933 Esas, 2013/12471 Karar sayılı kararında: ‘...Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır...’ gerekçesine yer verildiği,

[*] [*] [*] [*]

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin basın özgürlüğüne birçok kararında dikkat çektiği, bu bağlamda; ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğunu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin koşullarından biri olduğunu (Lingens/Avusturya, A Serisi No: 103), ifade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnaların dar bir biçimde yorumlanması gerektiği ve sınırlama nedeninin ikna edici bir biçimde ortaya konmasının zorunlu olduğunu (Observer ve Guardian/Birleşik Krallık, A Serisi No: 216), şiddet, kargaşa veya suç tehditlerine karşı koruma sağlamak amacıyla bazı sınırları aşmaması gerektiği halde, basının görevinin, sorumluluk ve yükümlülükleri dahilinde, bölücü fikirler dahil olmak üzere kamu çıkarını ilgilendiren bütün konularla ilgili bilgi ve görüş aktarmak olduğunu (Şener/Türkiye, No: 26680/95; Sürek/Türkiye (No: 1), No: 26682/95), basının bu tür bilgi ve görüşleri aktarma görevinin yanı sıra, toplumun da bu bilgi ve görüşleri edinme hakkı bulunduğunu (Bladet Tromsove Stensaas/Norveç, No: 21980/93) dile getirdiği,

[*] [*] [*] [*]

Şüphelinin savunması ile karara bütünü aktarılan yazıların mahiyeti, yasal düzenlemeler, yukarıda bir örneğine de değinilen emsal Yargıtay kararları ile dayanak AİHM kararları birlikte değerlendirildiğinde; şikayete konu yayımların, haber değeri görülen konunun yorum-analiz-eleştiri suretiyle okurlara aktarılmasından ibaret olduğu, atılı suçun maddi ve kast manevi unsurları yönüyle oluşmadığı dosya kapsamından anlaşılmakla;

Konu suçtan dolayı şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.”

[*] [*] [*] [*]

Elbette itiraz yolu açık…

Ama tablo bu…

Sonuç;

Demokrasi Platformu kendisini yenilemek zorunda!

Bakış açısını değiştirmek…

Öncelikle basın özgürlüğüne saygıyı benimsemek zorunda.

Hakaret ile bilgiyi ve eleştiriyi ayırt etmek zorunda.

Devlet ile PKK’nın farkını görmek zorunda.

Hangi gazeteci olursa olsun, kendilerine yönelik her eleştiride küsmek, kapıları kapatmak, ambargo uygulamak Demokrasi Platformu’nun görevi değil, utancı olmalı.

Zonguldak Barosu’nun da içinde olduğu böylesi önemli bir kurumda temsilci konumundaki kişilerin, öncelikle Baro Başkanı İbrahim Kerem Ertem’e danışmalarını tavsiye ederiz.