Bazı basın yayın organlarında AK Parti Zonguldak İl Başkanı Hamdi Uçar’ın, eski İl Başkanı Celil Uzun’a zeytin dalı uzattığı yolunda haberler çıkıyor.

Ben size işin aslını şöyle anlatayım:

Celil Uzun, İl Başkanı olabilmek için Hamdi Uçar’dan destek istiyor.

Diyor ki: “Ben İl Başkanı olayım, sen de milletvekili...”

Sanki bu yetki Celil Uzun’un elinde…

Celil Uzun’un tek derdi, İl Başkanı olabilmek.

Olamayacağını bildiği için Hamdi Uçar’dan destek istiyor.

Kamuoyu önünde, “Hamdi Uçar, teşkilatın içinden gelen bir arkadaşımız. Milletvekili olmak en doğal hakkı” diyor.

Ama arkasından da AK Parti Genel Merkezi’ne dosyalar ulaştırıyor.

Gazete kupürleri gönderiyor. Uçar ve ekip arkadaşlarını “paralel yapı”yla ilişkilendirmekten kaçınmıyor.

Mesela, AK Parti Genel Merkezi’nde İl Başkanlığı mülakatı için beklerken, Ali Bektaş’la hoşsohbet yapıyor, ama içeri girince Ali Bektaş hakkında doysa verebiliyor.

Celil Uzun’un bu samimiyetsiz davranışları, Genel Merkez’in de dikkatinden kaçmıyor.

Herkes bir şeyi unutuyor: Tüm adaylar odadan çıktıktan sonra içeriye AK Parti İl Başkanı Hamdi Uçar giriyor.

Yanlışlar bir bir düzeliyor.

Şu bir gerçek ki, AK Parti Genel Merkezi, Zonguldak’ın fotoğrafını net bir şekilde çekebiliyor.

Son söz: AK Parti Genel Merkezi, daha önce milletvekili adaylığında temayülden birinci sırada çıktığı halde beşinci sıraya bile koymadığı Celil Uzun’u şimdi niye İl Başkanı yapsın? Celil Uzun’un milletvekili adayı yapılmayış gerekçelerinde bir değişiklik olmadı ki?

Oldu da biz mi bilmiyoruz Sayın Celil Uzun?

Oy için yalan söylenir mi?

Sözünü edeceğimiz şahıs; hem politikacı, hem de müteahhit…

Siyasette aktif görevdeyken işleri çok iyiydi. Koltuktan düşünce satışlar geriye gitti. Ciddi sıkıntılar yaşadı. Taşeronlarını değiştirdi. Dış yardımlar aldı. Keskin virajlardan döndü. Kat karşılığı aldığı arsaya daha çok daire sıkıştırmak için imar tadilatları yaptırdı. Yetmedi, daha sonra binanın çatısına bir artı birler sıkıştırdı.

Bu bir artı birler önünü açtı. Onun da kılıfı bulunmuş. İmar tadilatı yapılmış. İş kılıfına uymuş. Onu dinleseniz, dünyanın en dürüst insanı sanırsınız. Ama bir başka konuşmasında seçimde oy için nasıl yalan söylediğini maharet gibi anlatır. Bu politikacılar, kentini değil, kendini düşünür. Tüm hesapları ticaret-kazanç ve etiket üzerinedir. Bizim de görevimiz, bu tür politikacıları toplum önünde teşhir etmektir.

Kıssadan Hisse: Avucunuzdaki Kelebek…

Akıllı iki kız kardeş varmış, bilgiye açlarmış ve okullarındaki, etraflarından aldıkları bilgi yetersiz olmuş. Yörelerindeki en büyük bilgeye gitmeye, ondan da bilgi almaya karar vermişler. Bilge adam, kızların sorduğu bütün soruları bilmiş. Kızlar, daha fazla bilgi almak için bir süreliğine daha bilgenin yanında kalmışlar. Ama sonra bilgenin her sordukları soruyu bilmelerinden sıkılmışlar. “Bilgenin dahi bilemeyeceği bir soru bulalım” demiş birisi. Kızlardan biri, “Bilgenin bile bilemeyeceği bir soru buldum” diye sevinmiş. “Avucumun içine bir kelebek alacağım, ‘Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü?’ diye bilgeye soracağım, ‘ölü’ derse kelebeği serbest bırakacağım. ‘Canlı’ derse, avucumu hafifçe bastıracağım” demiş. Kız, avucu kapalı elini bilgeye uzatmış ve sormuş:

“Avucumun içinde bir kelebek var; bilin bakalım canlı mı, ölü mü?”

Bilge, kızın gözlerine uzun uzun bakmış ve cevap vermiş:

“Senin elinde kızım, senin elinde…”

Hayat akarken; iyi veya kötü, güzel veya çirkin, doğru veya yanlış, mutluluk veya hüzün, senin elinde…

Günün Sözü:

Mücadelesiz hayat, tabutunun tahtası çürümeden ismi unutulup gidenlerin hayatı olabilir.

Falih Rıfkı Atay