Hani eskiden beri hep eksikliği kabul edilir de bir türlü hayata geçirilemez.
Yerel yönetimler, sanatçılar, medya hep konuşur yazar.
Ancak bir gelişme göremedik bugüne kadar.
Neden mi bahsediyorum?
Sanatçılar çarşısından.
Emeğin, sanatın, düşüncenin, fikrin gebe insanlarından.
Olmadı işte.
Yıllar geçti olmadı.
Olduramadı hiçbir babayiğit.
Tarihi ile sanatıyla, medyasıyla övünen kent bir sanatçılar çarşısı oluşturamadı.
Çok mu önemli?
Bence çok önemli.
Olayı sadece bir pazarlama noktası ve ticaret üssü olarak görmekle küçümseme yoluna gidenlerin küçüklüğünden olmadı bunlar.
Dün akşam ki açılış çok anlamlıydı.
Son yıllarda pek de kullanılmayan Uzun Çarşı&[#]8217;nın dördüncü katına çıktık.
Yaklaşık 50-60 metrelik koridorun önemli bir bölümü kalabalıktan geçilmiyordu.
200 civarında katılımcı oradaydı.
Aralarında sadece fikir değil çok sayıda eser sahibi de var.
Sağlı- sollu büyük cam pencereleri ve kapıları koridora bakan 15- 16 metrekarelik dükkanların çok büyük bir bölümü kapalıydı.
Yontu sanatçımız Sebahattin Keser öncülüğünde kurulan Zonguldak Sanat Evi&[#]8217;nin açılışı için oradaydık.
Kalabalık son derece önemliydi.
Çoğu alanda ayrı düşünen ama ortak dilleri sanat olan Zonguldak&[#]8217;ın ötekileştirilmiş yüzleriyle iç içeydik.
Neydi bu insanların günahı.
Zonguldak&[#]8217;ın bir caddesinde bir sanatçılar çarşısı oluşturulamamasının günahı yalnız onların mıydı?
Kent dokusunu, kent kültürünü, kent olgusunu, fikir deryasını özgürleştiren, yaratıcılıklarıyla ruh veren bu insanların günahı neydi.
Zonguldak&[#]8217;ın sanat camiası yıllardır hiçbir şey beklemedi aslında.
Tek istediği kimsenin kendilerini ipotek altına almaya çalışmadan çalışma alanları sunmasıydı.
Ama olmadı.
Seçilenler pek tınlamadı bu işleri.
Bürokratlar ise kendi bürokrasilerine takıldı.
Aslında çok zor değildi.
Ama yıllar böyle geçti.
On binlerce çocuğumuzu sanattan, kültürel etkinliklerden, kültürel anlayıştan, yaratıcılık ve üretkenlik kültüründen uzaklaştırdılar.
Gidip bu konuda da suçu Amerika&[#]8217;ya atmaya gerek yok.
Bu durumun manda himayesinin kabulünden ne farkı var.
Bu curcuna içinde kültür sanat camiası, yazı, fotoğraf ve resimlerinde ortaya koydukları asiliği, özgürlüğü kendi camiaları için bir olup gösteremediler.
Dün eski bir çarşının 4. katına çıkarken hep bunları düşündüm.
Koridorda yürürken duvarların yüzüme tükürdüğünü hissettim.
Sebahattin Keser bir başlangıç yaptı.
Orada 30 civarında dükkan var.
Acaba imkanı olan sanatçılar oralardan birer dükkan kiralayıp o katı sanatçılar çarşısına dönüştürebilir mi.
Bir arada olabilirler mi?
Bu yoksulluk içinde zor olsa da mümkün.
Yerel yönetimler yer bulamadı.
Peki burada ortak bir proje geliştirilse yerel yönetim, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ne kadar destek olabilir?
Olamaz.
Çok iyi biliyorum ki birçoklarına göre benimkisi sadece bir fantezi.


Beş altın kural

Değerli bir dostumuz mutluluğun beş basit kuralını bizimle paylaşmış
Galiba bir çoğumuzun bu beş maddelilik reçeteye ciddi anlamda ihtiyacı var.
İşte o reçete;
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zatenkapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine kararverir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek neolduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!
Hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir. Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak, usanmayarak çıkabiliriz.Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın. Mutluluğun 5 basit kuralını unutmayınız:
Bir: Kalbinizi nefretten arındırın - Affedin.
İki: Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın - Çoğu zaten hiç gerçekleşmez.
Üç: Basit yaşayın ve elinizdekilerin kıymetini bilin.
Dört: Daha çok verin.
Beş: Daha az bekleyin.