AK Parti Zonguldak İl Başkanı Hamdi Uçar, dün bir basın toplantısı düzenledi.
Toplantının amacı, Zonguldak Belediyesinde CHPli Belediye
Meclis üyelerinin çocuklarını işe almaları ve başlayan tartışmada işin ucunun AK
Partiye dokunmasıydı.
AK Partili Belediye Meclis üyelerinin, CHPlilerle birlikte
hareket etmesine yönelik tepkileri değerlendiren Hamdi Uçar, Belediye Başkanı işe almış. Biz evet de
desek, hayır da desek, onlar çalışacak. Mecliste sorulan, işe alınıp
alınmamaları değil, ücretleridir dedi.
CHP İl Başkanı Halil Furatın görevinde yeni olması
nedeniyle hatalı davrandığının altını özellikle çizdi.
Halil Furatın, kendi Meclis üyelerinin yaptığı ayıbı
örtmek için AK Partiye yönelik iddialarda bulunması doğru değildi. Sen önce
evinin önünü süpür, sonra karşı komşuya kız.
MHP Merkez İlçe Başkanı Gürkan Gülay için ise, Genç ve heyecanlı bir arkadaşımız. Basında
yer bulmak için konuşuyor dedi.
Uçarın bu görüşüne ben de katılıyorum.
Hatta MHP İl Başkanı Hamdi Ayanda yeni göreve gelmesine
rağmen zaman zaman hatalı çıkışlar yapıyor.
Soru-cevap bölümüne geçildi.
Dün bu köşede çıkan yorumdan yola çıkarak, Sayın Başkan, siz Tekel binasının
yıkılmasını ve yerine kent meydanı yapılmasını istediğinizi açıklamıştınız. Ama
Zonguldak Belediyesinin AK Partili Belediye Meclis üyeleri Tekel binasının
yıkılıp yerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü yapılması konusunda CHP ile
birlikte hareket ettiler. Ne diyorsunuz? şeklinde bir soru sordum.
Hamdi Uçar, hiç eveleyip gevelemeden, Arkadaşlarımız meclise gelen bu teklife ret oyu vermeliydiler
dedi.
Ve Meclis üyelerinin bir yıllık değerlendirmesinin
yapılacağını, artılarına, eksilerine bakılacağını söyledi.
Sanırım AK Parti Grubu bundan sonra kafasına göre hareket
etmez.
Grup Sözcüsü Abdullah Karagüzel biraz daha özenli olur.
Kıssadan hisse: Değerini
bilmek
Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği
müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip, Oğlum, bunu al, önüne gelen esnafa göster,
kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan
sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir der.
Mürit, elinde pırlanta bir bakkal dükkânına girer ve, Şunu alır mısınız? diye sorar. Bakkal,
parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra, Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk
oynasın der. Mürit, teşekkür edip çıkar.
Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği
mücevhere ancak beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gider, Buna ne verirsiniz? diye sorar,
Semerci, şöyle bir bakar, Bu benim semerlere
iyi süs olur. Bundan kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira
veririm der.
Mürit, en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu, mücevheri
görünce yerinden fırlar. Bu kadar büyük
pırlantaya nereden buldun? diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder: Buna kaç lira istiyorsun?
Mürit sorar:
Siz ne
veriyorsunuz?
Kuyumcu:
Ne istiyorsan
veririm.
Mürit, Hayır veremem
diye taşı almak için uzanınca, kuyumcu yalvarmaya başlar:
Ne olur bunu
bana sat. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.
Mürit, emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak
fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Şeyhinin yanına dönen mürit, büyük bir şaşkınlık içinde
macerasını anlatır.
Şeyh sorar:
Bundan ne
anladın?
Müridin verdiği cevap çok doğrudur:
Bir şey ancak
değerini bilenin yanında kıymetlidir.
Günün Sözü:
İnsan
nedir biliyor musun?
Ağaçları kesip kâğıt yapan, sonra da o kâğıda ağaçları koruyun yazan.
Oğuz Atay