Bir bayram nasıl geçti?

AK Parti’de neler oldu?

Kimler, hangi siyasi mesajları verdi?

CHP’de neler oldu?

Deniz Yavuzyılmaz ne dedi?

Şerafettin Turpcu ile Harun Akın, Deniz Yavuzyılmaz’a ne dedi?

MHP’de hangi tartışmalar var?

Seçim geliyor…

Kim, kiminle çalışıyor; kim, kime çalışıyor?

Seçimi kim kazanacak?

Ve bayram…

Bayram magandasından kaçan danalara, bayramlaşma programlarından verilen mesajlara daha pek çok şey…

Bunları zaten haberlerde okuyacak, yorumunu sizler yapacaksınız.

Her şeyin ötesinde gerçek olan bir şey var ki, insan yaşamının giderek değersizleştiği, değersizleştirildiği…

Bayram geride kaldı.

Sevinçleriyle, özlemleriyle bizlere çok şey hatırlattı.

Nasıl olsa kısa sürede unutup gerçek yaşama döneceğiz!

[*] [*] [*] [*]

Bayram sonrasının ilk yazısı biraz farklı olsun.

Hikaye Sripad Ramaray’dan…

Elbet bilenler vardır.

Bir kez de bizden okuyun…

[*] [*] [*] [*]

Bir öğretmen, derslerinden birinde şu hikayeyi anlatır:

“Seyir halinde bir gemi...

Yolcular, güverteye çıkmışlar, eğleniyorlardı...

Ancak, işler her zaman yolunda gitmez!..

Gemi, aniden bir kazaya uğradı ve denizin derinliklerine doğru batmaya başladı...

Güvertedeki yolcuların arasında evli bir çift bulunuyordu, korku içinde, can havliyle kurtarma botuna doğru koştular...

Ancak botta sadece bir kişilik yer kalmıştı...

Adam, o an karısını ardında bırakarak botun içine atladı... Kadın, güvertede yapayalnız kalmıştı...

Gemi, neredeyse batmak üzereydi...

Deniz, kadını kendine çekiyordu...

Kadın, bir yandan dalgalarla boğuşurken, diğer yandan eşine sesini duyurmak istiyordu... Söylemek istedikleri vardı... Bağırmaya çabalıyordu...”

[*] [*] [*] [*]

Öğretmen, bu noktada sustu, hikayeye devam etmedi. Sınıfa şu soruyu yöneltti:

“Sizce, kadın ne söylemiş olabilir?”

Herkes bir şey söyledi. Kadının söylemiş olabileceği cümleyle ilgili tahminler çoğunlukla şöyleydi:

“Senden nefret ediyorum. Ne kadar da körmüşüm, seni hiç tanımamışım...”

Aldığı cevaplar öğretmeni memnun etmedi...

[*] [*] [*] [*]

Öğretmenin dikkatini bu süreç zarfında sessiz, sakin ve yorumsuz kalan bir erkek öğrenci çekti... Ona doğru yöneldi, aklına gelen bir şey varsa, söylemesini, cevabını öğrenmek istediğini söyledi. Çocuk, bir süre sessizlik içinde kaldı ve sonra dedi ki:

“Öğretmenim, benim düşünceme göre kadın, kocasına ‘Çocuğumuza iyi bak, onu koru kolla...’ diye bağırmıştır.”

[*] [*] [*] [*]

Öğretmen, hayret içerisinde kalmıştı, öğrencisine sordu:

“Sen, bu hikayeyi daha önceden duymuş muydun, biliyor muydun?”

Çocuk, kafasını salladı ve cevap verdi:

“Hayır, duymadım. Annem, hasta olup bizi bu dünyada terk etmeden önce babama aynı bu sözcükleri söylemişti.”

Öğretmen, hüzün dolu bir sesle dedi ki:

“Evet, cevabın doğru...”

[*] [*] [*] [*]

Sonra anlatmaya devam etti:

“Gemi, giderek suların altına batıyor, denizin derinliklerine doğru çekiliyordu...

Adama gelince... Evine sağ salim ulaşır ve tek başına kızını büyütür, yetiştirip eğitir... Seneler geçer... Ve bir gün adam karısına ulaşır...

Bir gün, kızları babasının ardından kalan evrakları düzenlerken hatıra defterini bulur...

Ve anlar ki...

Bu yolculuğa çıkmadan önce annesi amansız bir hastalığa yakalanmıştı... Fazla zamanı kalmamıştı...

Ve aslında o hassas anda, babası kızlarını büyütebilmek için hayatta kalma umudu yakalamıştı...

[*] [*] [*] [*]

Babasının yazdıklarını okumayı sürdürür:

‘Aslında o kadar can atıyordum ki, okyanusun derinliğinde seninle birlikte olmak için... Buna rağmen kızımızın uğruna, senin tek başına dalgalar arasında kaybolmana razı oldum...’

[*] [*] [*] [*]

Hikaye, böylece son bulur...

Sınıf, derin bir sessizlik içindedir...

Öğretmen, öğrencilerinin bu hikayenin içerdiği ahlaki dersi almış olduklarını anlar...

Ders, bu dünyadaki “hayır ve şer”le, “iyilik ve kötülük”le ilgilidir...

Her işin, her olayın, her durumun ötesinde; her bağırışın, her sözün ardında bazen öyle karmaşık durumlar mevcuttur ki, onların idrak edilmesi çok zordur...

[*] [*] [*] [*]

Bu nedenledir ki, asla yüzeysel düşünmeyelim ve anlamadan, idrak etmeden kimseyi yargılamaya kalkmayalım...

Hesap ödeme konusunda hevesli olanlar, cepleri parayla dolu olduğu için değil, dostluk ve arkadaşlığa paradan daha çok değer verdikleri için,

Çalışma hayatında her işi yapmak için istekli olanlar, ahmak oldukları için değil, sorumluluklarını iyi bildikleri için,

Her kavga ve tartışmadan sonra ağızlarını özür dilemek için açanlar, suçlu oldukları için değil, sizi gerçek dostu olarak gördükleri için,

Size mesaj gönderenler, yapacak başka işleri olmadığından değil, sizin sevginizi kendi canlarında ve yüreklerinde taşıdıkları için yaparlar.

Gün gelecek, hepimiz birbirimizden ayrılacağız... Sohbetlerimizi, yürekten özleyeceğiz...

Rüyalarımızı hatırlayacağız...

[*] [*] [*] [*]

Günler, aylar, seneler birbiri ardına öyle büyük bir hızla geçer ki...

Ve artık geridekilerle hiçbir bağlantı kalmaz...

Ve bir gün çocuklarımız bizim fotoğrflarımızı görüp soracaklar:

“Kim bunlar?”

Biz gözlerimizde saklı gözyaşlarımızla, acı bir tebessümle onları kalbimizin en derinlerinde hissederek diyeceğiz ki:

“Onlar ki yaşamımın en güzel günlerini birlikte geçirmiş olduğum insanlar...”

[*] [*] [*] [*]

Çevremizde nereye baksak, bir kin, bin öfke…

Siyasetçiler, medya, az bilenler, çok konuşanlar; kin ve nefret tohumları ekiyor koca ülkeye...

Bu kente…

Bu kentin sokaklarına…

Ve ne acıdır ki, onları eleştirirken bile onlara benziyoruz.

Ulan, biriniz de çıkın bu ülkeye sevgi ekin, saygı ekin.

Ulan, biriniz de çıkın bu kente sevgi ekin.

İnsanlar, gençler de kötüyü değil, iyiyi, güzelliği emsal kabul etsinler.

Şunun şurasında üç günlük dünya!

Başkan Akdemir’e çağrı…

Zonguldak Belediye Başkanı Muharrem Akdemir’e her gün buradan çağrılarımız olacak.

İşte ilki…

Sayın Başkan;

Zonguldak’ta mezarlık yeri sorunu var.

Bunu biliyoruz.

Kırat’ta yapılan yeni mezar yeri ne oldu?

Orası uzak geliyor, herkes daha yakında ve mevcut Asri Mezarlık’ta yer gösterilsin istiyor.

Asri Mezarlık’ta, mezarlar arasında zaten yeterince yol yok.

Ama başka bir şey var.

Mevcut yollara da mezarlar yapılıyor.

Bundan haberiniz var mı?

İnsanlar bir baştan diğer uca mezarlara basa basa gidebiliyor.

Bu yollara mezar yapılmasını engelleyecek misiniz?

Bu dünyada birbirimize yeterince saygımız yok.

Bari ölülerimize saygımız olsun.

Ne dersiniz?