Genel Maden İşçileri Sendikası,
Önceki gün,
İşçiler ile birlikte yürüyüş düzenledi.
Düzenlenen kortejin başına ise,
Citroen Ami koymuşlar.
Yani haliyle ben de konuyu,
Köşeme taşıdım.
Baktım bazıları hoplamış.
Bizim eski solcu işçiler olsa,
O kortejin başında,
Öyle creatif bir pankart koyardı ki,
Manşetlere taşınırdı.
Öyle Citroen Ami falan koymazlardı.
Görülen o ki,
Maden işçisi yürüyüşe hazırlıksız yakalanmış.
Alelacele 'Ne yapsak' diye düşünülmüş.
Akıllının biri de 'Citroen Ami koyalım' demiş olacak ki,
İş buraya kadar gelmiş.
Yazının akabinde,
Baktım saçma sapan şeyler söylemişler.
Bize had bildirmeye kalkanlar olmuş!
'Turgut ocağa Semra kucağa' diye slogan atan madencilerin,
Genel merkez yöneticisinin evinden sex oyuncakları çıkan,
Karısı tarafından kasıklarından vurulan bir yöneticisi olan madencilerin,
Bozulduğu kelimeye bakar mısınız?
Citroen Ami'ye bozulmuşlar.
Yani bence birbirimizi üzmeyelim arkadaşlar.
Bir de,
Yok Citroen 'AMİ' büyük yazılmış,
Yok Citroen 'Saxo' küçük yazılmış.
Bunlara takılmayın lütfen.
Madem kortejin başına yaratıcı bir şey bulamadınız.
Bunu da ben eleştirince kızdınız.
Size yaratıcı bir şey söyleyeyim.
Asıl yaratıcılığı yer altında yapın.
Bize posta koyacağınıza,
Yer altında posta atın.
Üretimi arttırın.
Mesaileri düzenleyin.
Sendikal faaliyetleri samimi olarak yapın.
Bunlar benim önerilerim.
Bir tanesi de çıkmış, "Maden işçisi demek ev sahibine ödenen kira, esnafın kazancı demek' demiş.
Olabilir.
Ama şeyi kaçırmışlar,
Bu saydığı meslek kollarının yanı sıra,
Madenci daha çok tefecinin elinde.
Madenci evinden çok gazinoların içinde.
Bana gazetecilik,
Köşe yazarlığı taslayanlara tavsiyem,
Madencilere sosyal danışmanlık vermeleri.
Belki tefeciye kaptıracakları para ile,
Güzel bir Citroen Ami alırlar.
* * * * * *
Zonguldak'ta,
TTK'nın özelleştirileceği algısı,
Her sene en az iki kere sahnelenir.
Genelde,
Deniz Yavuzyılmaz bu işi çok iyi kullanır.
Diyorum ya,
Hiç olmasa,
Senede bir defa bu algı şehirde yayılır.
Özel şirketten,
TTK'da ki paraları kazanamayacağını bilen işçiler ise,
Bu algının peşine takılır gider.
Kent medyası,
Kamusal alan,
Hep bu söylemler ile çalkalanır.
Üzerine haberler yapılır.
Yorumlar gelir.
Zonguldak'ta kendilerini kutsallaştıranlar var.
Zonguldak'ın bu kutsalları,
Kendilerinin tartışılmasını istemiyor.
Sosyolojik boyutta incelenmesi gerekenler,
Aksi seda duyduklarında,
Hakaret etme yetisini bile kendilerinde buluyorlar.
Ne ilginç değil mi?
Konuşurlarken Hz. Ömer gibiler,
Yaşarken turist Ömer gibiler.
Zonguldak'ın,
Bir kafa değişikliğine ihtiyacı var.
Bu kentin dinamiği sadece bir sektör değil.
Çeşitlendirilmiş ekonomik bir yapı olması lazım.
En önemlisi turizm olması lazım.
Ancak turizm olması için,
Bir kentte hoşgörü kültürünün oluşması lazım.
Fakat bu yetenek Zonguldak'ta yok.
Biz önce birbirimizi yemeye başlıyoruz.
Eee haliyle,
Kavgalı eve kimse kız vermiyor.
Misafirlik yapmıyor.
Canımız sıkıldıkça, "Siyah akar Zonguldak'ın deresi yüz karası değil kömür karası" dizelerini yazıyoruz.
Ucuz beğeni çünkü.
Bedava!
Yine diyorum!
Gelin Zonguldak'ın kutsallarını tartışalım.
Kimse?
Hangi kurumsa?
Hangi şirketse?