Zonguldak’ın kara elması, yıllardır havzanın alın teri, Türkiye’nin enerji damarlarından biri olan Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) yine gündemde. Emekli maden mühendisi Ekrem Murat Zaman’ın sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı 2025 yılı ekonomik verileri, kurumun mali yapısını bir kez daha gözler önüne serdi ve tartışmaları alevlendirdi.
Rakamlar acımasız: Kurum 2025 yılında yaklaşık 720 bin ton kömür satışı gerçekleştirmiş. Ortalama satış fiyatı 2 bin 491 TL seviyesinde. Peki üretim maliyeti? Ton başına 31 bin TL‘nin üzerine çıkmış. Sonuç? Yaklaşık 20,6 milyar TL zarar. Evet, yirmi milyar altı yüz milyon lira…
Bu, Zonguldak’ın yer altında kazılan her ton kömürün devlete, millete yük getirdiği anlamına geliyor.
Ekrem Murat Zaman, “Nasıl çıkılacak bu işin içinden?” diye soruyor. Haklı. Çünkü bu tablo sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Havzanın jeolojik yapısı zor, üretim, emek yoğun, derin ocaklar, eski altyapı… Bunlar bilinen gerçekler. Ama yıllardır aynı döngü devam ediyor: Üretim düşüyor, maliyetler uçuyor, zarar katlanıyor.
Şimdi gelelim o çarpıcı yorumumuza: Kurumun zararını işçi başına bölelim.
2025 yılı itibarıyla TTK’da toplam personel sayısı yaklaşık 8.985 - 9.142 civarında seyrediyor (resmi açıklamalar ve komisyon tutanaklarından). Bunun büyük çoğunluğu maden işçileri. Diyelim ki fiili olarak 8.000 - 9.000 arası işçi çalışıyor (emeklilikler, yer altı-yer üstü dağılımı hesaba katıldığında gerçekçi bir rakam).
20,6 milyar TL zararı, diyelim 8.500 işçi üzerinden bölelim: İşçi başına yaklaşık 2 milyon 423 bin TL zarar düşüyor. Evet, yanlış okumadınız. Her bir madenci için kurum, yılda ortalama 2,4 milyon TL civarında açık veriyor.
Bu ne demek? Alın teriyle yerin yüzlerce metre altında çalışan, risk alan, ailelerini geçindirmeye çalışan madencilerimiz, farkında olmadan bu devasa yükün altında eziliyor. Zarar, devletin kasasından, yani milletin cebinden çıkıyor. Sübvansiyonlar, transferler, ek ödenekler… Hepsi bir yerden finanse ediliyor.
Peki çözüm nerede?
• Üretim randımanını artırmak,
• Mekanizasyonu havza şartlarına uygun şekilde yaygınlaştırmak,
• Maliyetleri kontrol altına almak,
• Satış fiyatlarını gerçekçi piyasa koşullarına yaklaştırmak…
Bunlar lafta kalmamalı. Çünkü Zonguldak’ın geleceği, kara elmasın geleceği buraya bağlı. Havza 1,5 milyar ton rezerve sahip diyorlar; istihdam binlerce ailenin ekmeği. Ama bu şekilde devam ederse, “Nasıl çıkacağız?” sorusu her yıl daha yüksek sesle sorulacak.
TTK sadece bir kurum değil; Zonguldak’ın kalbi, Türkiye’nin enerji güvenliğinde stratejik bir parça. Bu bataklığı kurutmak için siyasi irade, teknik çözüm ve gerçekçi bir yapılandırma şart. Aksi takdirde her ton kömürde büyüyen zarar, havzanın sırtında bir kambur olarak kalacak.
Zonguldaklı olarak, madencilerimizin hakkını, kurumun ayakta kalmasını savunuyoruz. Ama gerçekleri de görmezden gelemeyiz. Bu işin içinden çıkmak için vakit daralıyor.

Kaçak binaya elektrik, su, doğalgaz bağlanmaz

Zonguldak’ta hisseli bir arsaya kaçak inşaat yapan kişi evine elektrik, doğalgaz ve su bağlatmaya çalıştı!
Oysa Zonguldak Belediyesi bu kaçak prefabrik bina ve çevreye verdiği zarar nedeniyle ilgili kişilere toplam 740 bin kira ceza kesti!
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.
Bir de belediye inşaatı mühürledi!
İki kez mühür söküldü!
Bununla ilgili de suç duyurusunda bulunuldu!
Zonguldak Belediyesi, Enerjisa’ya bağlı Başkent Elektrik ve doğalgaz şirketi Akmercan’a yazı yazdı.
“Bina kaçak elektrik ve doğalgaz bağlamayın” dedi!
Bu binaya su da bağlanmayacak!
Şu anda binada kaçak su kullanılıyor!
Su eve bağlandığında kaçak su kullanıldığına dair tutanak tutulacak!
Su hırsızlığından işlem yapılacak!
Bu konuda da Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulacak!
Bitti mi?
Tabii ki bitmedi!
Hisse sahipleri Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu!
Eğer bu işi başından beri gündemde tutmasak bu sonuçları alamayabilirdik!
Zonguldak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Milli Emlak Müdürlüğü’ne ait arsaya sahip çıkamadı!
Topu Zonguldak Belediyesi’ne atıverdi!
Dik duramadı!
İki yazıda eğilip büküldü!
Neyse biz bir ‘demirci ustası’ titizliği ile hem ateşe atıp dövüyor, hem de suya sokup sertleştiriyoruz!
Yumuşak olanları ise bakır gibi kalaylıyoruz!
Gazetecilik de ustalık ister!
Bir demirci gibi!
Bir kalaycı gibi!
Bir ressam gibi!
Bir sanatçı gibi!