Cuma günkü sayımıza manşet olan &[#]8220;Yemek skandalı&[#]8221; başlıklı haberimiz şehirde günün konusu oldu.
Konuyu kısaca özetleyecek olursak:
Taşımalı eğitim kapsamındaki 36 okulda 8 bin 500 öğrencinin öğle yemeği için yapılan yemek ihalesinde sorun çıkınca ihaleyi iptal eden Milli Eğitim Müdürlüğü, yeni bir ihale yapmak yerine işi Öğretmenevine vermiş.
Öğretmenevi de bir okulun sığınağında yemek hazırlıyor, okullara dağıtıyor.
İşlem hesapta bakanlığın bir görüşüne dayanılarak yapılıyor.
Bu görüş de güya sorun çıkan ihalelerde imkanı olması halinde işin öğretmenevlerine ihalesiz bir şekilde verilebileceğine dair bir görüşmüş.
Mişli konuşuyorum çünkü böyle bir görüşün olup olmadığından emin değiliz.
Bu görüşü bir an için var sayalım.
İyi de Bartın Öğretmenevi 8 bin 500 öğrenciye öğlen yemeği verecek kapasiteye sahip değil ki bu işi yapabilsin.
Öğretmenevi bu işte kendi imkanlarını kullanmıyor.
Bir kere yer kendisine ait değil, bir okulun sığınağı.
İdare yemek ihalesine giren firmalara TSE, İSO ve K1 belgesi, gıda üretim izni, gıda mühendisi, kapasitesi olan tesis vesaire soruyor da bunların hiçbirine sahip olmayan öğretmenevine bu işi nasıl veriyor?
Bu şartlar firmalardan öğrencinin sağlığı için isteniyor da öğretmenevinden neden istenmiyor?
İhalenin iptali edilerek işin öğretmenevine verilmesinden devletin kârı var mı, varsa ne kadar var? Öğretmenevinin gıda üretim izni var mı?
Gıda mühendisi var mı? Yemekleri taşıdığı araçların K1 belgesi var mı?
Sığınakta yemek yapılır mı?
Haberden sonra Milli Eğitim Müdürümüz Hacı Ali Yeşilyurt aradı.
Sayın Müdürümüz &[#]8220;Orası sığınak değil, okulun kullanılmayan, atıl durumdaki bir atölyesi&[#]8221; dedi. Sığınak ya da atölye ne fark eder?
Müdür Bey&[#]8217;in demesine göre burada düzenleme yapmışlar ve mutfak haline getirmişler.
Her şey kurallara uygunmuş.
Müdürümüz tabi öyle diyecek. Siz hiç yaptığımız iş yanlış diyeni gördüğünüz mü?
Şahsen ben 20 yıldan bu yana gazetecilik yapıyorum (inşallah bir 20 yıl daha yapacağım) hiç yapılan bir haber karşısında &[#]8216;evet hatalıyız, böyle olmaması gerekirdi, hatamızı düzelteceğiz, basın bize eksiğimizi, yanlışımızı gösterdi, teşekkür ederiz&[#]8217; diyen kimseyi görmedim.
Öğretmenevi almış madem bu işi gitsin mutfağında yapsın.
Mutfağı, personeli, aracı, gereci yeterli değilse de böyle bir işe girmesin.
Öyle ya madem ihalede sorun çıkınca imkanı olan, durumu müsait olan öğretmenevleri yapsın deniyor.
Milli Eğitim Müdürlüğü böyle diyor ama Kamu İhale Kurumu böyle demiyor.
İnternete girerseniz kurum tarafından bu konuda daha önce verilmiş kararları görebilirsiniz.
Mesela Mersin Anamur Öğretmenevinin 1570 öğrencilik yemek işi kurul tarafından alınan kararla iptal edilmiş.
Kurum kararında öğretmenevlerinin üyelerine ve yakınlarına yemek ve konaklama hizmeti vermekle yükümlü olduğunu, taşımalı eğitim kapsamında öğrencilere yemek verme işlemi yapmasının 4734 sayılı İhale Kanununun amaç ve ilkelerine aykırı olduğunu belirtiyor.
Aynı şekilde Van Çaldıran Öğretmenevi&[#]8217;nin aldığı iş için de iptal kararı verilmiş.
Kamu İhale Kurumu herkes işine baksın, işini en iyi şekilde yapsın diyor.
2006 yılında verilen bu karara göre Bartın&[#]8217;daki işin de sonunda iptal edileceği belli.
Sayın Müdürümüz Hacı Ali Bey, Cuma günü yaptığımız telefon görüşmesinde pazartesi günü (bugün) açıklama yapacağını söyledi.
Hatta o gün birlikte okula gidip içeriden görüntü alabileceğimizi de söyledi.
Okula haberin çıktığı Cuma günü ya da en geç cumartesi günü baksaydık daha iyiydi.
Hafta sonu çalışma yapılmış ve iş kılıfına uydurulmuş olabilir.
Biliyorsunuz biz haberimizde de belirttiğimiz gibi içeriden yani yemeklerin hazırlandığı yerden görüntü alamamıştık.
Görevliler talebimizi &[#]8220;içerisi müsait değil&[#]8221; diyerek geri çevirmişti.
Hafta sonu içerisinin müsait hale getirilmediği ne malum?
Bildiğimiz kadarıyla öğretmenevi zarar ediyor.
Yemeği piyasanın yarı fiyatına veriyor, bu şartlarda zarar etmemesi zaten mümkün değil.
Bu iş öğretmenevine zararını azaltmak için mi verildi?
Eğer öyleyse bundan öğretmenevinin kârı-zararı öğrencinin sağlığından daha önemli sonucu çıkar ki o zaman skandal içinde skandal var demektir.
Dil Bayramı ve Türkçe&[#]8217;ye verdiğimiz önem
Dün dil bayramıydı.
Bayramları yeme içme, eğlenme, tatil yapma, yan gelip yatma günleri olarak bildiğimiz için birçoğumuzun böyle bir bayramımızın olduğunu bildiğini sanmıyorum.
Baksanıza Türkçe&[#]8217;mizin haline.
Kaçımız dilimizi doğru dürüst kullanıyoruz, Türkçe&[#]8217;ye önem veriyoruz?
İşte gazetecilik mesleği.
Aceleyle, gelişigüzel, çala klavye yazılan haberlerle, iki lafı bir araya getiremeyen kişilerin yazdıkları evlere şenlik köşe yazılarıyla Türkçe resmen katlediliyor.
Ortalık devrik cümleden, imla hatasından, bozuk Türkçe&[#]8217;den, anlamsız sözlerden, yanlış kelime kullanımından, kavram kargaşasından geçilmiyor.
Noktalama işareti konusu da tam bir facia.
Anlatımı son derece bozuk olan, kompozisyon kurallarına uymayan, girişi, gelişmesi, sonucu olmayan öyle çok haber var ki.
Bunlardan hiçbir şey anlaşılmıyor.
Bazıları bilmece gibi, elinizde sözlükle okumanınız gerekiyor.
Halbuki dile, üsluba, Türkçe&[#]8217;ye en çok dikkat etmesi gerekenlerin başında gazeteciler geliyor.
Bakkal değilsiniz ve sonuçta yazı satıyorsunuz.
Eğitim şart diyoruz madem bu sorunun çözümünü de eğitimde aramalıyız.
Bana göre Türkçe derslerinde başarılı olmak öncelikli sınıf geçme şartı olmalı ve ilköğretimden itibaren bu uygulanmalı.
Türkçe öğretmenleri de bu konuda daha titiz olmalı.
Tabi devrik cümlelerle yazılan, öznesi, yüklemi, yanlış yerde olan, ne dediği anlaşılmayan haberleri yazanların öğretmeni olarak olumsuz sözlerle anılmak istenmiyorlarsa.
Sorun sadece gazetecilerde değil.
Türkçe&[#]8217;nin yanlış kullanımı çok yaygın.
Bize her gün birçok yerden, kurumdan, kuruluştan, partiden, dernekten, odadan açıklama geliyor.
Bu açıklamaların çoğunda Türkçe hatası var, hem de çok fazla.
Eğitim camiasından gelen yazılarda bile birçok hata bulunuyor.
Bunlar üstelik öğretmen, üstelik üniversite okumuşlar.
Bari onlar yapmasa.
Dediğim gibi Türkçe&[#]8217;si zayıf olanı sınıf geçirmemek lazım.
Diğer bayramlarda ve özel günlerde gazeteleri mesaj yağmuruna tutanların bu günü atlaması, Dil Bayramı&[#]8217;ndan ne kadar haberdar olduğumuzun da başka bir göstergesi.
Hafta sonu kimseden tek bir kutlama mesajı, günün anlam ve önemini belirten iki satır açıklama gelmedi.
Yabancı dile, daha çok İngilizce&[#]8217;ye olan düşkünlüğümüz ve aşırı merakımız da dilimizi geri plana iten bir başka olay.
İşyeri tabelalarına bakın yabancılaşmayı görün.
Özellikle gençler arasında yaygın olan argo konuşmalar da dilimizi bozan, yozlaştıran ayrı bir sorun.
Yabancı dillerin kuşatması altındaki güzel Türkçe&[#]8217;mize daha fazla önem verilmesi ve sahip çıkılması dileğiyle dil bayramımız kutlu olsun.