Sevgili okurlar;

Bu hafta yeni yazı yok.

Size on iki yıl öncesinden bir yazımı sunuyorum.

Umarım hoş görürsünüz.

TARI YOLADUR...

Ben yazılarımda sürekli kent belleğinden bahsederim.

Bunda amacım; o kenti, kendisi yapan anıların
unutulmamasıdır.

Ben de bu çabaya elimden geldiğince, kalemim yazdığınca
katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Yazılarım çoğu kez nostalji kokuyor. Nostalji, kulağa ve
okumaya hoş geliyor elbette...

Ama ben nostaljiyi, geçmişi eksiklik ya da kötülüklerinden
arındırarak, idealize ederek, sadece iyi yanlarıyla anlatılması olarak
algılamıyorum. Böylesi bir anlatım, yanlış olduğu kadar sakıncalı da elbette...

Geçmiş, yalnızca hoşluklar bahçesi değil, ders çıkarılan
yeni adımların daha sağlıklı ekleneceği yaşanmışlıklardır.

Şimdi size bizim kentimiz, sevdalım Zonguldak´ın
geçmişinde önemli bir yeri olan "Tarı Vapuru"ndan bahsedeceğim.

Birçoğunuz Tarı Vapuru´nu isim olarak hatırlamazsınız
elbette. Ben de bire bir hatırlamıyorum.

Yaşım da hatırlayacak kadar kemale ermedi.

Ama bildiklerim, hafızama kaydettiklerim var. Onları
aktaracağım.

Geçmişte, cumhuriyet öncesi ve cumhuriyetin ilk yıllarına
kadar Zonguldak´a ulaşım neredeyse sadece denizyolu ile yapılırmış.

Ankara-Irmak-Zonguldak demiryolu ve ilkel karayolları
yapılana kadar bu böyle sürmüş gitmiş...

Doğal olarak tek ulaşım denizyolu olunca da, deniz ulaşım
araçları, yani vapurlar meşhur olmuş. Örneğin Tarı, Kadeş -hafızam yanıltmıyorsa-
Akdeniz bu simge gemilerden bir kaçı.(1)

O yıllarda bütün Karadeniz´in ve İstanbul´un Zonguldak
yolculukları bu gemilerle yapılmış. Sadece buralar mı; limanların
hinterlandındaki doğu vilayetlerinden Zonguldak´a gelenler de bu gemilere
binmek için 15 gün karadan yaya olarak bu limanlara yürürlermiş.

Benim ailemin bir kısmının, Erzurum´dan Zonguldak´a göçü
de bu şekilde olmuş. Trabzon´a kadar 15
gün süren yaya yürüyüşten sonra bir gemiyle Zonguldak´a gelmiş ve sandalla
karaya çıkmışlar.

İşte Zonguldak´ı yaratanlar, yani dışarıdan gelenler
genelde bu yolu kullanmışlar.

Yolculuklar uzun, çileli, güvertelerde, ambarlarda,
soğukları, yağmurları, cehennem sıcaklarını çekerek yapılmış.

Ama yaşamın sadece acı yanları değil, hoşlukları da var
elbette...

İşte bugün size bu vapur yolculuklarına ait hoş bir
anekdot anlatacağım.

O yıllarda ulaşım gibi haberleşme de zor. Telefon yok.
Telgraf da herkesin istediği uzunlukta kullanacağı kadar ucuz değil herhalde...

Trabzon´dan Zonguldak´a bir telgraf gelir bir gün:

"Tari yoladur, Fadime oradur,

Asma´da Osman, alasın oni..."

Derler ki, bu telgraf o günün koşullarında

Asma´da çalışan Osman´a ulaşmış. Osman da Tarı Vapuru´yla
gelen Fadime´sini karşılayıp helaline kavuşmuş. Büyüklerimiz böyle anlattı.

Nasıl telgraf ama?

Beğendiniz mi?

Ben çok beğenmiştim ve hiç unutmadım.

Ne Tarı Vapuru´nun adını, ne de sevdiğine çok hasret,
Asma ocaklarında kazma sallayan kömür emekçisi Osman´ı...

İstedim ki, unutmadığım bu anekdotu sizinle de
paylaşayım.

Haftaya buluşmak umuduyla...

Hoşça kalın...

(1)- Şimdilerde hiçbir yolcu
gemisinin uğramadığı Zonguldak Limanı´na; İstanbul-Sinop arasında çalışan ara
posta gemileri; Anafarta, Ülgen, Kadeş, Tırhan, Etrüsk, İstanbul-Hopa arasında
çalışan; Güneysu, Aksu, Tarı, Ordu, İzmir, Karadeniz ve Marmara isimli
gemilerin düzenli uğradığını düşünürseniz, bu alandaki kaybımızı anlarsınız.

(6 Mayıs 2002)

Bu tavanın tüm balıkları; birliğiniz, dirliğiniz daim
olsun...