Ünlü Şair Özdemir Asaf'ın bilinen bir sözü vardır:
"Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an. Bozmadım."
Sanırım bu Kızılderili atasözünü de biliyorsunuzdur:
"Sular yükselince, balıklar karıncaları yer; sular çekilince, karıncalar balıkları... Kimin, kimi yiyeceğine, suyun akışı karar verir."
Şu aralar sular alçalıyor mu, yükseliyor mu, bilmiyoruz!
Ama alçalan çok kişi olduğunu biliyoruz!
Allah herkesin işini-gücü rast getirsin!
Beş para etmez...
Adamın biri -lafın gelimi "adam" diyoruz- cüzdanını kaybetmiş!
Önüne gelenden para istiyor. Kimi 100 veriyor, kimi 250...
Ama o kiminden 500 istiyor, kiminden bin, kiminden bin 500!
Vermeyenle papaz oluyor!
Mağdurlar isyanda... "Kaç lira vardı ki, bunun cüzdanında?" diye soruyorlar.
Bir diğeri, "Kendini satsa, bin 500 etmez" diyor!
Valla bizim için beş para etmeyeceği için bu yorumlara katılmıyoruz!
Şiir Meydanı...
Bugünlerde Zonguldak'a bir misafiriniz gelse, ne yaparsınız?
Yollarımız bir türlü tamamlanmadı.
Şehrin girişi hala rezalet! Şehrin içi daha bir rezalet!
Tek caddemiz trafiğe kapalı! Diğer yollarımız araç yoğunluğundan tıkalı!
Hadi "buraları geçtiniz" diyelim, sonra ne yapacaksınız?
Allah'tan Maden Müzesi ile Gökgöl Mağarası açıldı.
Onlar da olmasa, ne yapardık?
Zonguldak Belediyesi'nin her şeyi Erhan Darende'ye söylemiştim!
Liman arkasında bir düzenleme yapalım.
Ünlü Şairimiz Rüştü Onur'un şiir yazdığı yere "Şiir Meydanı" diyelim!
Oralar ışıklansın! Gençler oturup, toplansın! Şiirler okunsun, şarkılar söylensin!
Ama nerde! Şiir para etmiyor herhalde!
Kelebeğin Rüyası da mı uyandırmadı sizi?
Günün Fıkrası: Üç kadın...
Üç evli kadın, bir kafede buluşmuşlar. Sohbet konusu; elbiselerden, çocuklardan derken kocalara geçince, birinin suratı asılmış, nedenini sormuşlar:
"Dün gece biraz kaşındım, yatakta Muhittin'e yanaştım, isteksizdi, yumurtalıklarını kavradım, baktım soğuk, buz gibi, 'niye soğuk?' diye sordum, homurdanıp sırtını dönüp uyudu, kendimi çok kötü hissettim."
Ertesi gün yine üç arkadaş toplanırlar, bu sefer ikincisinin suratı asıktır, "Ne oldu?" diye sorarlar:
"Dün gece ben de merak ettim, Cemal'in yumurtalıklarını kavradım, baktım buz gibi, nedenini sordum, o da sırtını çevirip uyudu, ben de kendimi çok kötü hissettim."
İki gün sonra tekrar buluşurlar, bu sefere üçüncüsünün suratının şişmiş ve mosmor olduğunu görürler, diğer ikisi, "Bu halin ne?" diye merakla sorarlar:
"Valla ben de merak ettim, kocamın yumurtalıklarını kavradım, baktım sımsıcak, ateş gibi sordum, 'nasıl oluyor senin yumurtalıkların sımsıcak da Cemal ile Muhittin'in ki buz gibi?' diye, sonrasını hatırlamıyorum."
Kıssadan Hisse: Kazlar ve turnalar...
Kazlar ve turnalar, bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken, birden yanlarına yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar, daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar. Oysa kazlar, ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.
Dersimiz: Yakalananlar her zaman suçlu olanlar değildir.
Günün Sözü:
"Dostum; güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat arkana bakma... Kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de..."
Halil Cibran