Ereğli’de Halil Posbıyık, Belediye Başkanı iken, hep kavgadan söz ediliyordu.

Halil Posbıyık, kavgacıydı.

Önüne engel çıkartanla kavga ederdi.

Bundan hoşlanıyordu da…

Şimdi ki Belediye Başkanı Hüseyin Uysal, gerçekten uysal…

Kavganın, gürültünün içinde yer almıyor.

Bu kez de AK Parti Milletvekili Ercan Candan, kavganın, gürültünün içinde.

Bazı sivil toplum örgütlerinin tepe yöneticileriyle çatışma içinde.

Partisinin İlçe Başkanıyla çatışma içinde.

Basın toplantısı düzenliyor, yanında İlçe Başkanı yok.

Candan, bu konulara biraz daha dikkat etmeli.

Eski Vekille, yeni İlçe Başkanıyla, TSO Başkanıyla, Deniz Ticaret Odasıyla kavganın kimseye yararı olmaz.

Bu ekibin yeni yıla kavgasız-gürültüsüz girmesini temenni ediyoruz.

Pusula’nın yılı…

Koskoca bir yılı geride bırakıyoruz.

2014, Pusula için çok güzel bir yıl oldu.

Bartın Pusula’yı oradaki arkadaşlarımıza bıraktık.

Ereğli’den ERT’yi alıp, Pusula TV olarak yayına başladık.

Günlük gazete, internet sitesi ve televizyon ile gerçek anlamda bir yayın grubu olduk.

2015 yılı bizim için ciddi bir atılım yılı olacak.

Şu anda 3G sistemiyle canlı yayın yapan Pusula TV, en kısa süre içinde canlı yayın aracını alacak ve her noktadan izleyiciye çok daha kaliteli bir yayınla ulaşacak.

Gazete ve internetiyle bölgenin en güçlü yayın kuruluşu olan Pusula, televizyonuyla da daha yayın hayatının birinci ayında gündeme damgasını vurdu.

Artık, 24 saat izlenebilen bir televizyon var.

Yakında haber bültenleri daha sıklaşacak, gerçek bir haber kanalı olacak.

Bizi izlemeye devam edin.

Kıssadan Hisse: Sadaka…

Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir. Düğün günü çok koyun ve inek kesilir. Et kokuları mahalleyi sarar. Ancak evin bitişiğinde, Müslüman, dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, “ateş” ister. Ancak maksadı başkadır. “Belki yemek verirler” diye gitmiştir.

Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez. Kadıncağız, bir daha gidip “ateş” ister. Yine eli boş döner. Üçüncüde yine öyle… Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına. Hallerini anlamak için dehlize iner ve dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler. Yetimcik, annesine yalvarıyor:

“Anneciğim, ne olur bir daha git. Belki bu sefer bir şey verirler.”

Kadın ağlamaklıdır:

“Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.”

Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. Güzel bir “sofra” hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip, dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:

“Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!”

Ardından, “Amiiiin!” sesleri yükselir.

O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve şehadet getirip imanla şereflenir.

“Sadaka, belayı önler. Ama dua, kaderi değiştirir” buyurmuştur büyüklerimiz.

Günün Fıkrası: Ben de böyle başladım…

Churchill, akıl hastanesinde dolaşıyormuş. Bir hastanın kendisine çok dikkatli baktığını görünce yanına yanaşmış:

“Hayrola beni tanımadın mı?”

Akıl hastası, “Hayır, tanımadım, kimsin sen?” diye yanıtlamış.

Churchill gülmüş:

“Ben haşmetlu İngiliz İmparatorluğu’nun başkanıyım.”

Akıl hastası gülmüş:

“Ben de böyle başlamıştım, sonra buraya getirdiler.”

Günün Sözü:

Beşerin böyle delaletleri var; putunu kendi yapar, kendi tapar.

Tevfik Fikret