Zonguldak´ın en büyük sorunu plansız yapılaşma.
Bu konuda mimarların önemli payı olduğunu yazmış ve bakış açılarını genel bir bakışla eleştirmiştim.
Kentin her noktasından, her ağızdan bu yönde homurdanmalar duyuyoruz.
Ana ne gariptir durum böyleyken yine de kentin her noktasından rastgele binalar yükseliyor.
20-30 yıllık binalara katlar çıkılıyor.
Doğru yöntemi söylemlerinde ifade edenler uygulama da tersini yapıyor.
Rant hırsıyla karın tokluğu karıştırılıyor.
Lavuar alanıyla ilgili düzenleme yapılmak istenirken önüne dev bir duvar çekilip hurdahane yapılmasına sessiz kalınıyor.
Gezi yolu üzerine yeni bir adliye binasının yapılmasına kimse ses çıkarmıyor.
Spor Köyü oluşturulması gerekirken mahalle arasına spor salonu sıkıştırılıyor.
Yani kentin yaşam ve ulaşım sorunlarını büyütmek için her şeyi yapıyoruz ve hep bu işlerin altında mimarların imzaları var.
Geçen ki yazımın üzerine her zaman olduğu gibi cevap Mimarlar Odası Başkanı Turhan Demirtaş´tan geldi. Turhan Bey´e göre mimarlar Belediye Başkanları´ndan daha masum.
Bakın ne diyor;
"Sevgili Atilla,
13 Ekim tarihli Pusula Gazetesindeki &[#]8216;Başyazı&[#]8217; köşende, kente ihanet edenleri sıralıyor,
&[#]8216;Başta mimarlar&[#]8217; diyerek devam ediyorsun.
Evet. Tabiat harikası bu kent, yıllardır katledildi, talan edildi.
Bu katliamlarda, talanlarda, özünde Zonguldak´ta yaşayan herkes suçlu.
Herkesin suçlu olduğunu söylemek en kolay yol, ama asıl suçluların arada kaynayıp gitmesinden başka bir işe yaramıyor.
Bence baş suçlular, hatta belki de tek suçlular, planları pilav yapan, ortak akıl aramayan, kendi bildiklerine iş yapan, yakınlarına, yandaşlarına yaranmaya çalışan Belediye Başkanlarıdır.
Zira iç içe geçmiş, otoparkı olmayan, depoları konuta, otoparkları ticarethaneye dönüşmüş, yangın merdiveni olmayan yapılara izni mimarlar vermiyor,
Sosyal alt yapıyı, yeşil alanlarımızı, parkları kaldıran, yaşam alanlarımızı yok eden plan değişikliklerini mimarlar yapmıyor.
Gördüğün gibi kentin katledilmesinin, talanının baş suçluları, hatta tek suçluları Belediye Başkanları.
Elbette bu sağlıksız, çarpık kentleşmede herkes gibi mimarlar da suçlu.
En azından kentsel yanlışlara müdahale etmemekle, topluma doğruyu anlatmamakla, örnek, önder olmamakla suçlular. Ama belediye başkanlarının yanında onlarınki hafif kalıyor.
Ama şu da acı gerçek ki, onları da bizler seçiyoruz. Onlar bizim parçamız.
Biliyorsun. Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir.
O zaman, onları seçip, kent talan edilirken, katledilirken sesiz kalıp da, sonradan ağlamak, sızlanmak yok.
Tek yol; &[#]8216;Kentin sakini değil sahibi olmak&[#]8217;
Sevgilerimle"


Mehmet Haberal ve PKK´lılar!


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kabinenin bazı Bakanlarını dinliyoruz iki gündür.
Azerbeycan Bayrağı&[#]8217;nın Bursa stadına girmesinden rahatsız olan zihniyet, Apo´nun göstermelik talimatıyla 80-100 PKK´lı teslim oluyor diye adeta bayram yapıyor.
Hükümetin yetkili ağızlarından bal damlıyor!
Neredeyse bayram yapacaklar.
Her geçen gün militanlaştırılan masum Kürtler ile, kamplaştırılmak istenen Türkleri sokak çatışmalarına getirmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. "Sen Türkiye´sin Eski Osmanlı sınırlarını düşün" diyerek Türkiye´ye gaz veren Obama´nın sözleriyle nereye gidiyoruz?
Ak Parti´nin çelişkiler yumağı devam ediyor.
Anadolu´daki teşkilatları da kayıtsız şartsız bekliyor. Partililer Erdoğan´ın bu bitmeyen açılımlarından dertli. Ama susuyorlar.
Bu makamları bırakabilecek dirayetleri yok.
Öte yandan Ergenekon kapsamında tutuklananlar arasında bir yıldır, bir buçuk yıldır mahkemeye çıkarılmamış insanlar var.
Biri de Zonguldak´tan.
Ak Parti´yi eleştiren yayınlara ve söylemlere neden olmasından endişe ettikleri Mehmet Haberal´ın aylardır kodeste bekletilmesinden rahatsız olmayanlar, nasıl oluyor da yıllardır insanlarımıza kurşun sıkmış bir örgütün dağ kadrosu teslim oluyor diye bayram yapabiliyor?
Ak Parti´nin Zonguldak İl örgütü bu konularda ne düşünüyor? Bir fikirleri var mı acaba?


Nail Güreli´den Zonguldak´a teşekkür


Değerli büyüğümüz Nail Güreli´den Zonguldak´a teşekkür var. İşte o anlamlı mektup:
&[#]8220;Sevgili Atilla&[#]8230;
Sevgili Ali Rıza&[#]8230;
Sevgili Osman&[#]8230;
Ve Zonguldak´taki sevgili meslektaşlarım&[#]8230;
Telefonla acımı paylaşmanız yetmezmiş gibi, kalkıp Zonguldak gibi uzun bir yoldan cenaze törenine geldiniz.
Bana neleri yaşattığınızı, neleri verdiğinizi, neleri öğrettiğinizi biliyor musunuz?
İnsanı teselli eden, huzurla sarıp sarmalayan duyguları yaşattınız.
Her şeye rağmen, yaşama sarılmanın umudunu/ direncini verdiniz.
Digergâm dostluğun erdemlerini öğrettiniz.
Sevgili Atilla, sana o gün cami avlusunda da kırık dökük söylemeye çalıştım; ben kendimi metanetli, dirençli, dayanıklı, duygularına hakim olan biri olarak bilirim. Dostlarım da bunların birkaçını tespit ederek söylemişlerdir.
Ama siz o gün bana, çok yoğun olduğunu bildiğim işlerinizi bırakarak, bir gününüzü harcayıp gelişinizle, önemli bir gerçeği yaşatarak öğrettiniz. Biliyorsun, cami avlusunda sizlere teşekkür edeyim derken çok duygulanmış ve ağlayarak daha fazla konuşamamıştım. Telefon ettiğinde de ağlamıştım.
Neden?
Çünkü, sizin emsalsiz vefanız ve dostluğunuz, benim dirençli, dayanıklı metanet duvarımı yıkmış, duygularım zincirinden kurtulup boşalmış, sel olup akmıştı.
Şu gerçeğin farkına varmış ve öğrenmiş oldum: Dostluk ve sevgi, (metanetmiş, dirençmiş şuymuş buymuş) yaşamın engel tanımayan en etkin gücü.
Sevgili Atilla, bana verdiğiniz teselli ve umut yüklü duygularımı anlatabilmek için sözü uzattım, vaktinizi aldım. "Vaktin ne önemi var Nail Baba" dediğini duyar gibiyim.
Öyle ya, koca bir gününü dostluğa adayan insanlar için beş-on dakikanın ne önemi var?
İstanbul´a kadar gelen sizlere ve telefon ederek acımı paylaşan tüm Zonguldaklı dostlara içtenlikli teşekkürlerimi sunuyorum. Allah sizlere sağlıklı, uzun ömür versin. Sağ olun, var olun.
Dostlukla - Sevgiyle Nail Güreli&[#]8221;