Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Özcan Pişkin’i ziyaret ettim.
Uzun süredir konuşuyor ama bir türlü görüşemiyorduk.
Hastane içinde yaşanan değişimi duyuyorduk.
Neyse, hasretimiz sona erdi.
Göreve geldiği günden bu yana ekibiyle birlikte tüm enerjisini hastane için harcayan Başhekim Doç. Dr. Özcan Pişkin, yapılan çalışmaları anlattı.
Hastaneyi beş renge ayırmışlar.
Her bölümün rengi farklı.
O renk konseptine uygun bir yenileme yapılmış.
Labirent gibi hastanede kaybolma şansınız yok.
Bu ekonomik krizde, bu çapta bir yenilemeyi yapmak büyük başarı...
Hastanede beni en mutlu eden şey, baştan sona yeniden kurulan asansör sistemiydi.
Çalışmayan asansörlerden hareket ettiğini anlamadığınız asansöre geçiş deneyimi muhteşemdi.
Tek kişilik odalar, otel konforunda yapılmış.
Personelin bankoları baştan sona yenilenmiş.
Vatandaşla, hasta ve hasta yakını arasında Çin Seddi gibi duran bankolar yerine çok şık çağdaş bankolar yapılmış.
Ahşap imalatlar, Çaycuma Meslek Yüksekokulu’nda üretilmiş.
Yeni anjiyografi cihazı ise, hastaneye çağ atlattıran bir yatırım olmuş.
Biliyorsunuz, Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi stent alamıyordu!
Stent alınamadığı için stent takılamıyordu!
Hastalar, özel hastanelere sevk ediliyordu!
Tüm bu çalışmaları ve yapılanları görünce, “Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi nereden nereye gelmiş?” dedim.
Beni en çok etkileyen yenilik ise, kolonların çevresine yerleştirilen oturma gruplarıydı.
Bu toprakların insanı; yorulduğunda, oturarak değil, yatarak dinlenir.
Yaşlı insanlarımız, o koltuklara nasıl da güzel kıvrılıp yatıvermişler.
Teyzeye, “Nasılsın deyze?” dedim...
“Çonlarım ağrıya ışam. Ecük diğneniyom” dedi.
Rahmetli annem de böyle derdi.
Bu toprağın insanının çonu ağrır.
Yanı kenine uzanır, dizlerini kendine çeker, hacmini küçültür, öyle uyur.
Bölgemizin "sağlık üssü" olan Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nde yapılanları görünce, başta Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer olmak üzere Hastane Başhekimi Doç. Dr. Özcan Pişkin ile tüm yönetici ve çalışanları kutluyorum.
Paranın kazandığı adamlar!
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi’nin duvarında, hastaneye katkıda bulunan hayırseverler için bir onur köşesi yapılmış.
Ama onur köşesinde çok az isim var.
Bu konu, zaman zaman basında da yer alıyor.
Eleştiri konusu oluyor.
Ben şöyle bakıyorum...
Eğer o köşeyi dolduracak kadar hayırseverimiz olsa, Zonguldak bu durumda mı olurdu?
Zonguldak, para kazananların değil, paranın kazandığı adamların hüküm sürdüğü bir kent olduğu için bu durumda!
'Af' mı desem, 'istinaf' mı desem?
Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in "Sakarya Türküsü"nü bilmeyeniniz yoktur.
Şöyle bir girelim önce...
“İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.”
Bu kir akan oluklardan birini, uzun süredir takip ediyorduk!
Takibimiz anlaşılınca, Sakarya’dan "yusuf yusuf" sesleri geldi!
"Af" mı desem?
"İstinaf" mı desem?
Bilemedim...
Sorun var!
Düşünsenize...
Babanız, size miras bırakıyor.
Ama siz, o mirası kendi aranızda pay edemiyorsunuz!
O miras için birbirinizi yiyorsunuz!
Ya o mirasta sorun var!
Ya sizde sorun var!
Siz normal değilsiniz!
Siz öyle bir evlatsınız ki!
Anneniz size emzirdiği sütü helal etmemiş!
Bunu yüzünüze söylemiş!
“Benim çocuklarım yüzsüzdür! Sözlerimi yarın inkar ederler” diye, bir kayıt, mektup bırakmış!
Şimdi annesinin sütünü helal etmediği bu kişiler bize laf söyleme yarışına girmişler!
Kardeşinin hakkını ye!
Yeğenlerinin hakkını ye!
Evinin önünde eşek sudan gelinceye kadar dayak ye!
Eşin yediğin dayağı camdan seyretsin!
Tek kelime etmesin!
Normal bir insan annesine küfür eder mi?
Normal bir insan yengesine küfür eder mi?
Siz normal değilsiniz!