Zonguldak'ta,
Şovenist yaklaşımları olan herkes,
Bizi,
Zonguldak'ın insanını,
Şehrin hakkını savunduğumuz için,
Şovenistlikle suçluyor.
Halbuki asıl şovenistler onlar.
Ama ben size,
En büyük şovenistin kim olduğunu söyleyeyim mi?
Nazım Hikmet...
Büyük şair,
Kara Mancar şiirinde,
Ne demek istediğimizi öyle güzel tasvir etmiş ki!
Şiiri okurken,
'Şovenistlik yapma Nazım' dedim.
Sonra,
Zonguldak Milliyetçiliği yapıyorum diye,
Beni Savcılığa şikayet eden,
Ergin Özkul geldi aklıma.
Nazım'a neden bunu yapmadı?
Nazım gibi solcu olduğundan mı?
Ama o Nazım gibi solcu olamaz ki.
Şenol Şanal'dan ne kadar öğrendiyse o kadar solcu işte.
Akın Kavi'den ne kadar tatlı su solculuğu öğrendiyse,
Bir nebze işte.
Akın Kavi,
Nazım Hikmet'in bu şiirini,
Vali Osman Hacıbektaşoğlu'na şikayet edebilir miydi?
Nazım,
Beycumalı veya Devrekli olsa,
Nazım'ı kesin şovenist diye yazardı.
Koca şair Nazım,
İyi ki bunların devrinde Zonguldak'a gelmedi.
Uuuuu!
Düşünsenize,
Şiirdeki gibi,
Doğu Karadenizlilere Rum ve Rafine Grekler dediğini.
Üfff!
Nazım'ın derisini,
Madenci Anıtı önünde yüzerler,
Üzerinde horon teperlerdi.
Neyse ki Nazım,
Zonguldak'ta çok kalmadı.
Rusya'ya sevgilisi Vera'nın yanına gitti.
Piraye diye bir sevgilisi de vardı.
Şanslı adammış.
İki güzel kadın.
Piraye ve Vera...
Akın ve Ergin isminden iyidir.
Neyse şiirimizle bitirelim.
****
KARAMANCAR !
Deniz kıyısında bir dağ.
Dağın güzel sırtlarında villalar.
Eteklerinde mağaralar.
Villalarda patronlar,
Mağaralarda, madenci adamlar.
Patronlar ama ne patron!
Çoğu ecnebiler, kravat-papyon.
İçlerinde Rumlar,
Maden içerisinde kader-daşlar.
Soydaşlarıyla cephede boğuşanlar
"Rafine" Greklerin muhteşem villasında
Zonguldaklı aydınlar...
Her ne münasebetle, bizi davet ettiler.
Sofrada kuş sütünden başka her şey var.
Havyarından, şampanyasına kadar...
Bey kıyafetli uşaklar,
Prostela hizmetçiler,
Görülmemiş yemekler,
İçilmemiş içkiler...
Şehrin alt kısmında,
Madenci işçiler,
Taş devrinde gibiler,
O zamandan aklımda kaldı:
Sabah akşam ha babam tok,
Kara mancar yiyoruz.
Sebze denemez, deve dikeninden
Kömür kadar kara bir ot.
Dekorlar ve insanlar karşısında utanıyoruz...
Nazım Hikmet Ran…
* * * * * * *
Son günlerde,
Zonguldak'ta,
Lazer epilasyon melesi konuşuluyor.
Kıldan tüyden meseleler.
Bu haberler sayesinde,
Epilasyon yaptıran çok erkek olduğunu anladık.
Bana sorup duruyorlar.
Neresi neresi?
Ne bileyim neresi.
Ancak,
Bu Epilasyoncudan mağdur olmayan,
Adem,
Havva kalmamış.
Tüm insan ırkları,
Çeşitleri,
Beyazı,
Zencisi,
Çekmiş buradan.
Kılsız olsun diye uğraşan insanlarımız,
Renklerini de açtırmak için uğraşmış.
Beyazlatma,
Pembeleştirme işleri de var.
İşi araştırınca,
Yargıya taşınmamış,
Bir çok yanma vakası olduğunu daha öğrendik.
Keşke yargıya intikal etseydi.
Ama biraz insanlara da kızmak lazım.
Kıllısı varken,
Kılsız,
Kol,
Bacak,
Döş,
Sırt arayışına düşmüşler.
Haliyle,
Kızarmış pilice dönmüşler.
Ne diyelim?
Haber yapılırken kıl kır kere yarıldı,
Tüylerimiz diken diken oldu.
Bazıları kılını kıpırdatmadı.
Ama biz kıl kaptık.
Ve kıl olduk.
Şeytan tüyü olanlar epilasyon yaptırdı.
Biz kuş tüyü gibi hafifledik.
Neyse yeter bu kadar kıl, tüy.