Çatalağzı Termik Elektrik Santrali’nin (ÇATES) özelleştirilmesi gündemde.

Kısaca ÇATES demek, sadece ÇATES demek değil.

Çok daha ötesi var.

Zonguldak kent olarak bu kadar derin yaralar almışken, böyle biz özelleştirme beraberinde TTK’ya da zor günler yaşatacağı için şah damarın kesilmesi olur.

Geçtiğimiz günlerde bir toplantı yapıldı.

Katılımcılar düşüncelerini paylaştı.

Kısaca, “Son treni kaçırmayalım” mesajıyla özetlendi her şey.

Peki, Zonguldaklılar o son treni kaçırmamak için ne yapıyor?

Bunca siyasetçi, oda, dernek, bürokrat, STK’lar ne yapıyor?

Görevlerini gerçekten tam yapıyorlar mı?

Kesinlikle yapamıyorlar.

Zonguldak bu konularda çok garip…

Kendi kendimize konuşunca, her şeyin çözümleneceğini bekliyoruz.

Yerel gazetelerin manşetlerine çıkınca, Ankara’nın bizi duyduğunu zannediyoruz.

İktidar temsilcisi siyasetçilerin bu talepleri Ankara’ya tam anlattığını zannediyoruz.

Yani çoğunluk öyle zannediyor.

Öyle olmadığını, olmayacağını gördük, yaşadık.

Buna rağmen hala boş avuntular peşindeyiz.

Böylesi hassas bir dönemde, kentin ekonomik durumu açısından olumsuz bir domino etkisi yaratacak bu gelişme karşısında gösterilen tepkilerin samimiyetinden endişemiz var.

Eğer ÇATES’in özelleştirilmesi peşinden başka yıkımlar getirecekse ve buna hep birlikte karşı çıkılması gerekiyorsa, yapılacak mücadelenin doğruluğu tartışılır.

Bu çabanın, salon toplantılarına formalite katılımlarla sonuç almasını beklemek kolaycılık olur.

ÇATES’le ilgili Zonguldak’ın taleplerini iktidarın milletvekilleri üzerinden aktarmaya çalışmak, Bakanlar kanalıyla aktarmaya çalışmak ÇATES’in ömrünü uzatmak yerine kısaltabilir.

Çünkü böyle bir durumda iktidar milletvekillerinin Başbakan’a çıkıp;

“Sayın Başbakan, Zonguldak insanının geleceği açısından ÇATES’in özelleştirilmesi, beraberinde ekonomik ve sosyal yıkıma neden olur. Bu işin durdurulmasını istiyoruz” demesini beklemek mümkün değil.

O zaman geriye tek bir şey kalıyor.

Milletvekillerini de ezmeden bu talebi çok güçlü bir şekilde aktarmak.

Zonguldak TSO Başkanı Salih Demir, bu bağlamda TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nu devreye koyabilir.

Zonguldak’tan her kanatta temsilcilerin katılımıyla oluşturulacak bir ekibin Başbakan ile görüşmesi sağlanabilir.

Masaya gerçekçi nedenler konulabilir.

ÇATES’in sadece ÇATES olmadığı çok net bir dille anlatılabilir.

Bu bağlamda TTK’nın durumu da çok net bir dille anlatılabilir.

Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma Derneği Başkanı Savaş Çiloğlu’nun, “Başbakan’a gidelim” önerisi çok doğru ve en kestirme yol görünüyor.

Diğer şekilde zaman kaybediyoruz.

Çünkü görüntü şu:

“Zonguldak’ın ne istediği, endişeleri, korkuları asla ve asla Başbakan’a tam olarak anlatılamıyor.”

Öyle olsa TTK’ya çoktan işçi alınır, Zonguldak’ta THY kanalıyla yurtiçi seferler başlar, duble yollar, tüneller çoktan biter, hastanenin temeli atılır, doktor ve hemşire eksikleri kapanır, Kozlu ve Kilimli’nin kaymakamlık binası sorunu çoktan çözülür ve bu kente acemi bürokratlar değil, sorunları gerçekçi bir şekilde yönetebilecek bürokratlar gönderilirdi.

Zonguldak tüm bunları dosdoğru anlatacak bir irade ortaya koyamadığı sürece o trenin kaçmaması mümkün mü?

Sonra hep birlikte bakarız!

Evet, aynen öyle bakarız!

Siyasetçilere ve bürokratlara…

Siyaset sahnesi renkleniyor.

Adaylarla birlikte ortaya; “dallamalar”, “yalamalar”, “düzenbazlar”, “sahtekarlar” da çıkıyor!

Bizde genelde şöyledir:

Siyasetçiler böyle zamanlarda kimseyi kırmama adına; ipsize de, sapsıza da hoşgörülü olmaya çalışırlar.

Ama o hoşgörüler; omurgasızları, karaktersizleri daha da yüreklendirir.

O siyasetçiler, işini düzgün yapmaya çalışanların öneri ve eleştirilerinden kaçar, korkar, ama bu karaktersizlerin övgülerinden mutlu olurlar.

Aynı sorun ne yazık ki, bürokraside de var.

Kimin işini iyi, dürüst, samimi yapmaya çalıştığına değil, kimin çok iyi yalamalık yaptığına bakan çoktur.

Kim, nasıl ve ne kadar yaparsa yapsın, gerçeklik etkisinin kaybolması ve sabote edilmesi insani, mesleki ve kurumsal değerlere vurulan en büyük darbedir.

Ve ne yazık ki, Zonguldak’ta gerçekleri söylemeye çalışanlara değil, yalamalara itibar edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

Sorun bu yalamalardan mı, o yalamalardan, üçkağıtçılardan, sahtekarlardan medet umanlarda mı?

Bizce ikincisi…

Siyaset sahnesine çıkanların çok önemli şeyler söylemesi elbette önemli.

Bürokraside görev yapanların herkesi dinlemesi elbette önemli…

Ama toplum adına iyi, temiz, onurlu, doğru ve dürüst siyaset yapacağını söyleyenlerin, kurumları adaletli ve şeffaf yöneteceğini söyleyenlerin böyle tiplerden medet umuyor olması çok acı!

Bu tablo, onların çapını da gösteriyor!

Ne demişler:

“Çakal gibi dostun olacağına, aslan gibi düşmanın olsun.”

__

Üçkağıtçı!

Üçkağıtçının biri, yaklaşan seçimler öncesi Zonguldak Belediye Meclisi’nde yer almak ve adayın en yakınında duran isim olarak görünmek için kollarını sıvamış.

Milleti dolgu malzemesi yapmaya çalışıyor.

Daha adaylar belli değil, ama nasip olursa o günleri de yaşayacağız.

Hep birlikte izleyip göreceğiz.

Hangi belediye başkan adayı o üçkağıtçıyı listesine alacaksa, bizi karşısında bulacaktır!