Geçen hafta Çevre ve Şehircilik Zonguldak İl Müdürlüğü ile çevreciler arasında karşılıklı bildiriler geldi.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, TEMA’nın denetimlere katılmadığını açıkladı.

TEMA’cılar ise, ÇED raporlarının kendilerine verilmediğini söylediler.

Bildiri savaşı yapılacağına somut gerçekler üzerinden gidilseydi…

Mesela, Pusula, ÇATES’in kül barajında meydana gelen sızıntıyı kamuoyuna duyurdu.

Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün, konuyla ilgili açıklama yaptı.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri, olay yerine gidip durum tespiti yaptı.

Çevre Koruma Derneği ve TEMA’dan beklenen bu tip olayları yerinde tespit edip, kamuoyuyla paylaşmak olmalıydı.

Çatlak ve sızıntının meydana geldiği yerde yapılacak bir basın toplantısı, kamuoyunu uyandırma açısından çok etkili olurdu.

Biz bu konuda üzerimize düşeni yapmaya, bize ulaşan bilgileri kamuoyuyla paylaşmaya devam edeceğiz.

Çevre Koruma Derneği ve TEMA’nın da bu mücadelenin içinde daha aktif bir şekilde olmalarını diliyoruz…

Bir formül bulmalıyız…

TTK hakkındaki yorumlarımızı beğenenler de oluyor, kızanlar da…

Bir kere, ülkemizde “düşünce özgürlüğü” kavramı tam yerleşmemiş.

Herkes hükümetin baskısından şikayet ediyor.

Düşünce özgürlüğü konusunda muhalefet de demokrat sayılmaz.

Mesela, biz köşemizden fikrimizi açıklıyoruz.

Sendikacı kızıyor.

Sendikada çalışan eleman kızıyor.

İşe gitmeden maaş alan işçi kızıyor.

Bir de hakaret ediyor.

Hani siz demokrasiden, insan haklarından ve düşünce özgürlüğünden yanaydınız?

Bu hükümet faşistti!

TTK Karadon Müessese Müdürlüğü’nün, kurumsal bir şirkete verilebileceğini söylediğim için bana hakaret eden faşist olmuyor mu?

Bırakın herkes düşüncesini söylesin.

TTK’nın özelleştirilmesine karşı çıktık…

Zonguldak olarak ayağa kalktık…

Ankara’ya yürüdük…

Ne oldu?

İşçi sayısı 42 binden 8 bin 500’lere düştü.

Bu kafayla gidersek, 10 seneye kalmaz, TTK kapanır.

Kimse bu kuruma işçi alamaz.

O nedenle; adı ne olursa olsun, nasıl olacaksa olacak, mutlaka başka formüller bulmalıyız.

O danışmanı değil, bu danışmanı tut!

Bir milletvekilinin danışmanı, birlikte çalıştığı diğer danışman hakkında olumsuz haber yaptırmak için bir gazeteye para verdirmiş.

Bununla kalmamış, danışman, kendisini eleştiren gazeteci hakkında yazı yazdırmak için bir başka gazeteciye de reklam desteği sağlamış.

Danışmanlar arasındaki savaş tüm hızıyla sürüyor.

Kamuoyunun merak ettiği konu ise şu:

Bu kadar rezilliğe rağmen, milletvekili bu danışmanlardan neden vazgeçemiyor?

Danışmanın biri bize, “Ben gidersem, tek gitmem. Arkamdan kaç kişinin geleceği de belli olmaz” demişti.

Bu tehdit kime?

Diğer danışmana mı?

Yoksa milletvekiline mi?

Bir de bize gelen teklifleri görseniz, ölürsünüz…

“Gel o danışmanı tutma, bu danışmanı tut…”

Ben ikisini de tutmuyorum.

Bir de bunlar yüzsüz.

Görüşmek için kırk takla atıyorlar, görüşünce de başka şeyler söylüyorlar.

O yüzden böyle iyi…

İkisi de, hatta üçü de bizden ırak olsun