Hükümetin vergi, sigorta, elektrik, su, öğrenim kredisi ve Kosgeb kredisi ile özel idarelerin harç ve katılma payı alacaklarında faiz ve gecikme cezalarını silip uzun taksitler halinde ödeme imkanı sunan yeni uygulamasının 8 yıl içinde çıkan kaçıncı mali af olduğunu bilen var mı?
Sanıyorum ya üç ya dört.
Daha geçen yıl varlık barışı adı altında sahte faturacılarla parasını ve malını mülkünü yurt dışına kaçıranları affettik.
Şimdi bunları, yani bu aftan yararlanmayanları zorla yararlandırarak affetmeye çalışacağız.
Bu sefer ki yapılandırmadan, Cumhuriyet tarihinin en büyük borç yapılandırması diye söz ediliyor.
İçinde Ticaret ve Sanayi Odası aidatları ile Organize Sanayi Bölgesi borçlarına af bile var.
Üç hafta önce kaleme (klavyeye) aldığım yazıda bu tür yapılandırmaların borcunu zamanında ödeyenler için haksızlık olduğunu, haksız rekabete yol açtığını, ödemelerini düzenli yapanlarda &[#]8220;nasıl olsa af çıkıyor&[#]8221; düşüncesiyle ödemelerini aksatmaya başladığını belirtmiştim.
Aynı eleştirileri geçen hafta hükümet tarafından yapılandırma paketi açıklanınca muhalefet de yaptı.
Adına kibarca yapılandırma denilen ama aslında gerçek adı af olan bu uygulamaların getirisinden çok götürüsü oluyor.
Ekonomiyi iyileştirip refah seviyesini artırarak vergi ve sigortalar başta olmak üzere adı geçen bütün borçları daha kolay ödeyebilecek sistemi kurmadıktan sonra sorun çözülmez.
Benim oğlum bir daha okur, döner döner bir daha okur.
İki üç senede bir mali af çıkarıp durursunuz.
Bunun sonu yok ki.
Nitekim 8 yıldır ülkeyi yöneten bu hükümetten önce iş başına gelen hükümetlerin de yaptığı buydu.
Cumhuriyet tarihimiz böyle aflarla dolu.
Sadece mali af mı?
Genel aflara ne demeli.
5 ya da 10 senede bir çıkarılan genel aflarla hapis cezaları da yok sayılıyor, cinayet işleyenler, dolandırıcılık yapanlar, tecavüzcüler, şantajcılar, rüşvetçiler, sahtekarlar, çete üyeleri, mafya bozuntuları, tefeciler, kaçakçılar, uyuşturucu tacirleri, hırsızlar dışarıya salınıyor, hapishaneler boşalıyor.
Sanki cezalar yeterliymiş gibi bir de üstüne af çıkarıyoruz.
Aflarla suçluları ödüllendiriyoruz, adeta aferin, iyi yaptın bir daha yap diyoruz.
İşte size cezaların yeterli ve caydırıcı olmadığına dair en yeni örnek:
Milliyet Gazetesinin 20 Kasım tarihli sayısında yer alan &[#]8220;İki kişiyi öldürdü, 12 yılda kurtuldu&[#]8221; başlıklı haberi gelin birlikte okuyalım;
&[#]8220;Çıkarılan aflar, yapılan yasal değişiklikler adalette şaşırtıcı olaylara neden oluyor. Kayseri&[#]8217;de bir kavgada iki kişiyi öldüren hükümlü 12 yılda özgürlüğüne kavuştu&[#]8221;
Buyurun buradan yakın: Adam cinayet başına 6 yıl yatıp çıkmış.
Hatırlarsınız daha önce Bursa&[#]8217;da aşırı hızla otobüs durağına girip 5 kişiyi öldüren üniversiteli genç taksirle ölüme neden olmaktan 5 yıl 10 ay hapis cezası almış, 10 ay yatıp tahliye olmuştu.
Böyle örnek çok.
Annemin bir lafı vardır; &[#]8220;Kabahat daima ölendedir&[#]8221; der.
İnsan hayatının bu kadar ucuz olduğu başka kaç ülke var?
Bütün bunların üzerine genel af çıkarmaya ne hacet.
Yasalarımız zaten getirdiği indirimlerle bir nevi af vazifesi görüyor.
İster mali olsun ister adli olsun yapılandırma ve af adı altında yapılan düzenlemeler devletin bir kısım alacağını tahsil etmesinden ve dolan hapishaneleri boşaltmaktan başka bir işe yaramıyor.
Nasıl mali aflarda borçlarına ödeme kolaylığı sağlananlar bir süre sonra yeniden devlete borç takmaya başlıyorsa genel aflarda da dışarıya çıkanların çoğu kısa süre içinde yeniden suç işliyor, geldikleri yere geri dönüyor.
Vergi, sigorta, elektrik, su ve kredi borçlarını zamanında ödeyenler için bu yapılandırmalar nasıl haksızlık oluyorsa çıkarılan genel aflar da işlenen suçlardan zarar görenler için ikinci bir yıkım oluyor, büyük haksızlık yaratıyor.
Bu uygulamalar vicdanları yaralıyor, bir tarafı sevindirirken diğer tarafı üzülüyor.
Bunlar popülist politikalar ve genelde hep seçim dönemleri yaklaşırken görülüyor.
Korkarım ki mali affın peşinden adli suçlara da af gelecek ve bu yazdıklarım bir kez daha yaşanacak.
Dilerim bu öngörüm gerçek olmaz da vicdanlar bir kez daha sızlamaz.
Greenpeace Akdeniz &[#]8220;senin balığın kaç santim?&[#]8221; adı altında bir kampanya başlatmış.
Milliyet&[#]8217;te &[#]8220;İki kişiyi öldürdü, 12 yılda kurtuldu&[#]8221; başlıklı haberin karşısındaki sayfada bu konudan bahsediliyor.
Gazetenin Yazarı Mehveş Evin, balık neslinin geleceğini tehlikeye atan yavru balık avına ve satışına engel olmak için başlatılan bu kampanyaya dikkat çekmiş.
Balık haline yaptığı ziyarette balıkçıların hamsi ve istavritin küçüğü &[#]8220;kıraçanın&[#]8221; aşırı miktarda avlandığını anlattıklarını, tonlarca fazlayı ya denize döktüklerini ya da dağıttıklarını söylediklerini belirtiyor.
Biliyorsunuz balık avında balık çeşitlerine göre yasal avlanma boyu ile ilgili bir sınırlama bulunuyor.
Mehveş Evin yazısında yasal avlanma boylarının gözden geçirilmesini, yavru balık avının ve satışının denetlenmesini, önemli türlerin yumurtlama ve gelişme alanlarının koruma altına alınmasını istiyor.
Balıkçı tezgahlarında büyük balıkların yanı sıra küçük balıklar da var.
Küçük balıklar boy sınırlamasına ne kadar uygun ya da Mehveş Evin&[#]8217;in dediği gibi yasal avlanma boylarının gözden geçirilerek yeni bir düzenleme yapılması mı gerekiyor?
Çinakopun daha da büyüyüp lüfer olamadan bol miktarda avlanmasının lüferin soyunu tehlikeye düşürmesini de bu kapsamda değerlendirmeliyiz.
Çinakop avına sınırlama getirilirse bu sorun çözülebilir.
Avrupa Birliği ülkelerine balık neslini korumaya yönelik kurallara sıkı sıkıya uyulduğunu, tutulan balıkların küçüklerinin hemen denize geri bırakıldığını, aksi takdirde ağır para cezalarının uygulandığını biliyoruz.
İnsan hayatının verilen değer yukarıdaki konuda ortada.
Greenpeace Akdeniz&[#]8217;in kampanyasını ve Mehveş Evin&[#]8217;in yazısını önemsiyoruz ama insan hayatı konusunda bu durumdaki bir ülkede balık boyunun, soyunun, hayatının lafı mı olur diye düşünmeden de edemiyoruz.
Market bereketi
Millet giyimden kuşamdan, eğlenceden ve diğer ihtiyaçlarından kesiyor, boğazından kesmiyor.
O nedenle bu devirde en kârlı yatırım market ve bir de lokantacılık sektörü.
Marketlerin ve lokantaların sayısı sözlerimi doğruluyor.
Bartın&[#]8217;da bir zamanlar en çok kahvehane ve çay ocağı vardı, şimdi market ve lokanta var.
Biraz param olsa gazeteciliği bırakır, gider bir yere market açar, keyfime bakardım.
Parası olan marketini açıyor, açılan marketlere her geçen gün bir yenisi ekleniyor.
Yerli marketlerin yanı sıra il dışından gelen marketlerde de artış görülüyor.
Bu marketler arasında zincirine en çok halka ekleyen Şok Market öne çıkıyor.
6. mağazasını Kozcağız beldesine açan Şok Market Bartın&[#]8217;ı sevdi.
Her şey karşılıklı olduğuna göre Bartın&[#]8217;da demek ki Şok Market&[#]8217;i sevdi.
Şok&[#]8217;un 7. mağazayı Amasra&[#]8217;ya açmaya hazırlandığını öğrendik.
Bu arada diğer marketlerin de yeni mağazalar açmayı planladıklarını duyuyoruz.
Marketler de Bartın&[#]8217;daki gelişmenin değişik bir göstergesi olmalı.