Bu yazı sert olacak biliyorum ama bu toplumsal sorunu ancak böyle yazarak izah edebilirim.

Çünkü insanoğlu bazen böyle istiyor!

Hafta sonu fırsat buldukça plajlara ve piknik alanlarına uğramaya çalışıyoruz.


Her gittiğimiz yerde aynı manzara.


Mangal yapanlar.


Ayran içenler.


Sigara içenler, izmaritini atanlar.


Bira içenler


Çocuğunun bezini değiştirenler.


Altına edenler.


Poşetleri ortalığa salanlar.


Gazoz içenler.


Herkes ortalığa bir şey bırakıp gidiyor.


Arada duyarlı vatandaşlar da var.


Ancak onlar arada kaynıyor.


Varlıkları yoklukları belli değil.


Son olarak Değirmenağzı´nda rastladık bunlara.


Ağaçlar arasından kumsala süzülen derenin üzerinden bir kemer köprü var.


Plajda zaten aradan çıkmış.


Derenin üzerinde ise her türden malzeme var!


Kıyısında mangal yakan da, karpuzunu soğutmak için dereye koyanda aynı haltı yiyor.


Aman ha!


Vatandaşı uyarayım derken sert kayaya çarpabilirsiniz.


Oradan domuz ruhlu bir kadın çıkıp; "Bana bak seni paralarım. Babanın malı mı. Senin ne haddine beni uyarmak lan" derse bir ´mal´lık yapmışsınızdır!


Vaya bir genci uyarmaya çalışırsanız oradan ayı ruhlu biri çıkıp; "Birader ne şey mi oldu. Rahatsız olduysa git başka yere" diyerek o genci korumaya çabalar.


İşte bu yüzden insan bazen orada bulunan megafondan halka seslenmek istiyor;


"Plajımızın değerli sakinleri. Burası yeşille mavinin iç içe olduğu harika bir Karadeniz koyu. Denizi olmayan memleketler bunlara hasret.


Bunlara aç.


Siz şanslı kullarsınız.


Gördüğümüz kadarıyla aranızda bayağı bir hayvan var. Üstelik hepsi okumuş, görmüş geçirmiş, evinde titiz, bahçesine çöp atmayan mahluklar.


Camış gibi ortalığı pisletecekseniz lütfen bir daha gelmeyin.


Ahıra gidin" demek geliyor içinden.


Sonra da dertleniyoruz;


"Neden bir Recep İvadik´imiz yok?" diye söyleniyoruz.


Recep olsaydı ortaya makara olurdu.


Megefonu eline aldığında; "Hadi leyn. Muhahah muhahha!" diyerek daha uygun bir lisandan duygularımıza tercüman olurdu!


Bu nasıl bir insanlık anlayışıdır anlamak mümkün değil.


İşte bu arada şu sorular geliyor aklımıza?


Kimse sorunun yanıtını veremeyince Allah´a sığınıyoruz. Başlıyoruz sormaya;


"Allah´ım biz gerçekten Müslüman mıyız. Temizliğin imandan geldiğini her defasında dile getiren bu garipler nasıl olurda her türlü neşriyatını böyle ortada bırakabilirler. Yarın yeniden buraya geleceklerini nasıl akıl edemezler mi?"


"Her türlü artığını ortalara bırakanlara kızanlar, söylenenler nasıl oluyor da kendileri de aynı naneyi yiyebiliyor?"


"Bir gerçekten Türk´müyüz. Viyana kapılarına dayandığımızda da böyle miydik. O zamanda derelerin içine böyle mi ediyorduk?"


"Türklük, Müslümanlık böyle bir şey mi?"


"Allah´ım insanlık bu mu.. Biz gerçekten insan mıyız. Yoksa gerçekten maymundan mı türedik?"


"Yahu bu Türk´ün aklı ne zaman çalışıyordu?"


Bu sorulara yanıt arıyoruz.


Yardımcı olabilecek varsa yazsın!


Ayrıca Plajlarda bulunan görevliler neden bu kadar nazik olabilir onu da anlamak mümkün değil!


Önce bolca çöp kutusu koy.


Sonra hesabını sor.


Yahu korkmayın.


Hayvana hayvan muamelesi yapmak sevaptır!



İlhami Yılmaz ile Zonguldak üzerine



İlhami Yılmaz MHP Zonguldak Milletvekili adayıydı.


Çok çalıştı ancak istediği sonucu alamadı.


Yılmaz önceki akşam Zonguldak´a geldi.


Partililer ve gazetecilerle biraya gelerek sohbet etti.


Düşüncelerini paylaştı.


´İlhami Yılmaz bir daha Zonguldak´a gelmez´ diyenleri yanılttı.


Zonguldak´ta ticari bir yatırım düşüncesi de var.


Ancak henüz şekillenme aşamasında.


Karabük´ün eski Milletvekili olan Yılmaz hala MHP Disiplin Kurulu üyesi.


Siyasi portreler içinde çok farklı biri.


Çok iyi hatip.


Samimi ve girişimci.


Sorunların çözümüyle ilgili pratik olabilen biri.


Duyarlı.


MHP siyasetinden çok hizmet siyaseti yapan bir isim.


Zonguldaklıların kendi sorunlarına neden ve nasıl sahip çıkamadıklarıyla ilgili çok ilginç analizler yapıyor.


Bunlara katılmamak mümkün değil.


Seçim döneminde Zonguldak´a yeterince kendisini anlatamamış olmasına karşın söylemleri, olaylara ve siyasete yaklaşım açısıyla benzerlerinden çok farklı.


Özellikle yerel sorunların çözümü yolunda nasıl politikalar geliştirilebileceğini çok iyi biliyor.


Muhalefet olmanın ötesinde çözüme katkı vererek, çözüme zorlayarak muhalefet edilmesi taraftarı bir siyasetçi.


Yani siyasetteki yerel temsilcilerin aslında neler yapabileceklerini çok iyi anlatıyor.


Ana nafile.


Bizde hesaplar başka.


Sohbetimizi sırasında Zonguldak´ta kimsenin bu tarz politika yapmadan yana olmadığını hatırlatıyorum.


İlhami Yılmaz Zonguldak´ta 3 yıl yaşasa sanırım kendimize benzetirdik!


Belki o üç yılda söyleyeceklerinden ve siyasi duruşundan yararlanma şansımız olurdu.


Bazı şeylerin ´dank´ etmesinde katkısı olurdu.


Şimdi o da yok!


İlhami Bey en iyisi Zonguldak´a bu acı gerçekleri hatırlatmak için gelsin!


O acı gerçekleri bildiğiniz konular.