Son günlerde &[#]8220;Balyoz Davası&[#]8221; olarak adlandırılan davada, özellikle sanık avukatlarının kendilerine bazı bilgi, belge veya bulguların verilmediği, savunma haklarının kısıtlandığı yolundaki şikâyetlerini görmezden gelmek mümkün değildir. Dosya içeriğine dair bir bilgim yok; ancak savunma hakkının kısıtlanmaması bütün uygar ülkelerde üzerine titrenecek bir haktır.



Savunma mesleğinin, &[#]8220;herkesin söyleyeceği bir söz vardır&[#]8221; düşüncesinden hareketle, kendisine tanınmış haklar çerçevesinde kısıtlanmaksızın icra edilmesi gerekir. Savunma dışında, savunmanın, kendilerine verilmediğini beyan ettikleri belgelerin basın organlarında yer alması da anlaşılır, kabul edilir değildir ve sorgulanması gereken bir meseledir.



Savunmanın, iddianın elindeki bütün evraklara, bilgi ve bulgulara ulaşması, eğer soruşturma gizli değilse engellenemez. Dava açıldıktan sonra ise zaten bir sınırlama yoktur.



Savunmaya ilişkin düşünce bütünlüğünün oluşturulması, maddi olgulara, iddia edilen olaylara, bütün delillere karşı savunma geliştirilmesi adil yargılanma hakkının da bir gereğidir.



Son günlerde savunma avukatlarının özellikle Balyoz tutuklamaları kapsamında kendilerinin kısıtlandıklarına ilişkin serzenişleri, bundan sonraki süreçlerde savunmanın kısıtlanmasının önünü açan bir gelişme olarak görülebilir. Sanık kim olursa olsun, &[#]8220;yeteri kadar savunma yapıldığına &[#]8220;dair bir yaklaşım, avukatlığın gereği gibi yapılmasına ve savunmanın kutsallığına darbe vuracaktır. Elbette savunma hakkının da sınırları vardır; ancak, savunmanın yapılmasına özen gösterilmesi hukuki bir gerekliliktir.



Gözden kaçırılan başka husus da, sanıkların &[#]8211;her kim olursa olsun- haklarında hüküm verilene kadar masum olmalarıdır. Masumluk karinesi olarak tanımlanan bu hak, kişinin yargılama boyunca, tutuklansa dahi, yargılama dışındaki herkes tarafından da masum sayılması ve ona göre muamele görmesi anlamına gelir. Bu konu, toplum ve bireyler olarak da aşırı hassas olmamız gereken vazgeçilmez bir insan hakkıdır. Bilhassa yargılama süreçleriyle alakalı yayınlarda, masumluk karinesine uyulması gerekir. Bu uygulama, &[#]8220;hukuka uygun toplum yapılanması&[#]8221; adını verdiğim düzenin vazgeçilmezidir. Ancak sanıyorum, bu aşamaya gelmek için epey zamanımız var. Yine de vazgeçmeden bu uğurda çabalamalıyız.



Savunma hakkının kısıtlanmaması gereği, sadece, avukatların meselesi değildir. Yaşanan yargılama süreçleri bunu ispatladı. Herkes, savunma hakkına uyulması ve bu hakkın geliştirilmesinde taraf olmalıdırlar. Suçun niteliğinin ne olduğundan çok, kişileri ilgilendiren savunmanın kısıtlanmaması ve kanun önünde eşitlik ilkesine uygun davranış sergilenmesidir.



Her türlü ideolojik düşünceden, felsefi yaklaşımdan ve inanç farklılığından arınmalı ve savunmanın engellenmemesi yanında olmalıyız.



Savunmanın sonuca ulaşabileceğine dair her görüş, sanıkların ve avukatlarının yargılama içinde &[#]8220;var olmaları&[#]8221; gereğinin işaret fişeğidir. Aksine bir görüş, yargılamayı savunmasız işlemekle baş başa bırakır. Modern bir ülkede ise ön yargılı bir yargının olmaması esastır.