ÇED sürecinde 24 ve 25 Kasım tarihlerindeki halkın katılımı toplantıları yaklaştıkça termik santrale yönelik açıklamalar daha da yoğunlaşıyor.
Santrale engel olmak için kurulan Bartın Platformu&[#]8217;nun 100&[#]8217;den fazla üyesi bulunuyor ve bu üyeler bir süredir tek-tek açıklama yaparak, görüş beyan ediyor.
Şu ana kadar 30&[#]8217;dan fazla açıklama yapıldı.
Halkın katılımı toplantıları öncesi yaptıkları açıklama bombardımanı ile kamuoyu oluşturmaya çalışan platformun üyelerini konuşturması, bir süre önce aynı taktiği uygulayan Hema&[#]8217;yı rahatsız ediyor.
Bir zamanlar bu bombardımanı Hema yapıyordu.
Şimdi roller değişti.
Basın ve medyada her gün (hem de üç beş tane) santrali tu-kaka gösteren haber görmek, bölgedeki devasa yatırımlarının akıbeti bu projeye bağlı olan şirket için tabi ki hoş bir şey değil.
Basına daha önce her gün, çalışanları adına santralı öve-öve bitiremeyen açıklamalar gönderen şirketin yerini şimdi üyeleri sırayla açıklama yaparak santrali yerin dibine sokup çıkaran Bartın Platformu aldı.
Hema açıklama yaparken çevreciler rahatsız oluyordu.
Platform üyeleri açıklama yaparken de Hema rahatsız oluyor.
Platform Üyeleri ve Çevre Meclisi Üyeleri, Hema çalışanlarının santrale övgüler yağdıran açıklamalarına santral hakkında iyidir diye görüş beyan eden bu kişilerin uzman olmadıklarını belirterek tepki gösteriyordu.
Şirketten gelen açıklamalara yer veren basın yayın kuruluşlarına da yandaş basın gözüyle bakıyorlardı
Bakmayın şu sıralar suskun olduklarına.
Hema o zamanlar sadece çalışanlarına santrali metheden açıklamalar göndermiyor, esnaflara, tüccarlara, vatandaşlara, dernek ve oda yöneticilerine yönelik bilgilendirme toplantıları da düzenliyordu.
Çevreciler de basına kızmakla kalmıyor, bu toplantılara katılanlara da kızıyorlardı.
Dediğim gibi plak tersine döndü ve şimdi kızma sırası Hema&[#]8217;da.
Taraflar demokrasinin de bir gereği olarak yapılan açıklamaları olgunlukla karşılamaktan yoksunlar.
Yani demokratik değiller.
Halbuki iki taraf da açıklamasını yapar, vatandaş bu açıklamalara bakar, değerlendirir ve ona göre kararını verir.
Doğrusu budur.
Bu doğru ne yazık ki kimsenin işine gelmiyor.
Bu durumda en iyi bilinen bir şey var, o da hemen basına kızmak.
Bizim meslekte de zaten ne Musa&[#]8217;ya ne İsa&[#]8217;ya yaranabilirsiniz.
Hema&[#]8217;nın son günlerde nedense ağzını bıçak açmıyor.
Basına kızacağına suskunluğunu bozsa ve çevreciler gibi açıklama yapsa daha iyi eder.
Basın da iki tarafın açıklamalarına yer versin.
Demokrasi aynı zamanda tahammül rejimidir.
Çevreciler santralcilere, santralciler de çevrecilere ve basına tahammül etmek zorunda.
Yoksa işin içinden çıkamayız.
Hema&[#]8217;nın örnek davranışına yorum
Yöremizin öncelikli konusu termik santralle devam edelim.
Biliyorsunuz Hema şirketinin Endüstri Meslek Lisesi&[#]8217;nde kurduğu laboratuara törenle açılış yapılmış, biz de bunu yazı konusu yapmıştık.
Geçen hafta içinde kaleme aldığım Hema&[#]8217;nın örnek davranışı başlıklı bu yazımıza bir okurumuzdan gelen yorumu gelin birlikte okuyalım:
Hema gibi şirketlerin yaptıkları bu girişimlerin geriye dönüşü var.
Örneğin: Spor, bir şirket zaten 3289 sayılı yasanın 26. maddesi gereği 500 işçi ve memur çalıştırıyor ise bunlara spor yapmaları için gerekli spor kompleksi ve malzeme teminini yapmak zorunda.
Bugün bilindiği üzere birçok şirket bunu bir spor kulübü adı altında da yapabiliyor. İşin diğer bir yanı, bu yasayı yerine getirmiyorsa yaptırımı da var.
Yani bir spor kulübüne cüzi bir yardımda bulunması abartılacak bir şey değil.
Aslında devlet, şirketin yasadan dolayı yapmak zorunda olduğu bir görevi yapmadığı ve göz yumduğu için kendisi sorumlu.
Eğitime gelince, o okula bir laboratuar gerekli ise bunu bugüne kadar devlet yapmamışsa yine ayıp etmiş.
Şirketler bu gibi bağışlarından dolayı, bildiğim kadarıyla bunları yıl sonu vergi matrahlarından düşüyor olmalılar.
Bunların yaptığı çay kaşığı ile vermek, kepçe ile geri alma taktikleri. Bu arada halkı ikna çaba ve girişimleri oluyor.
Bunlara itibar etmemek gerek. Bakın, Çatalağzı´nda bir araştırmaya göre 150 kanser vakası görülmüş. Ben Muğla´da iki yıl kaldım.
Muğla´ya 25 kilometre mesafede olan Yatağan´a çok sık gidip geldim. Belediye başkanı ile de tanıştım. Yani orada bir termik santral ve açık kömür işletmesi olduğu için hiçte mutlu değiller.
Bence, insanlar sadece iş, aş verildiği için mutlu olamazlar. İnsanların temiz bir çevreye, doğaya, havaya ihtiyaçları var. Bunların hepsi bir arada olursa insanlar mutlu olur. Devleti yönetenlerin bir kesimi bile buna karşı iken, bu ısrar niye anlamak mümkün değil. Bunu işin başından algılamak gerekirdi.
Bir tarafta zarar ettiği söylenen bir kurum, diğer tarafta kömür çıkartacağım diye koşa, koşa gelen bir özel sektör. Bunun arkasında bir şeylerin gizli olduğunu görmek lazımdı. Maalesef bölge halkı bunu göremedi.
Bugün için bakıyorsunuz, zarar ediyor denen bu kurumu yıllarca yöneten eski TTK yöneticileri bu işin başında ve bu şirketi buraya taşıyorlar. Bir de pervazsızca halkın karşısına çıkıp ikna etmeye çalışıyorlar.
Biliyorsun bunlardan birisi de Bartınlı yani bölge insanı. Taşları bir araya getirdiğinizde, yılların bir birikimi ve planın nasıl işlediği ortada. Bundan daha ileri bir şey düşünülmesi mümkün mü? Onun için bölgemiz adına bir şeyler ifade ederken çok, çok dikkatli davranmak gerek, sözlerimizi seçerek kullanmak gerektiğine inanıyorum. Esen kalın. (Necdet Özsaygın, Zonguldak)
Okurumuz böyle diyor.
Kusura bakmasın ama görüşlerine katılmıyoruz.
Biz basın olarak iyiye iyi, kötüye kötü demekle görevliyiz.
Şirketi kurmaya çalıştığı santral ve kömür üretimindeki gecikmeden dolayı eleştirebilirsiniz.
Bu eleştirileri biz de çok yaptık.
Bu demek değildir ki yapılan olumlu şeyleri görmezden geleceğiz.
Elmayla armudu birbirine karıştırmayalım.
Hema Bartın ve Zonguldak&[#]8217;ta eğitime, spora, sosyal yaşama ve kültüre katkılarda bulunuyor.
Bu katkılara teşekkür etmek lazım.
Bir 10 Kasım&[#]8217;da böyle geçti
Türkiye Cumhuriyeti&[#]8217;nin kurucusu büyük önder Atatürk&[#]8217;ü aramızdan ayrılışının 72. yılında özlem, saygı, sevgi, şükran, minnet ve rahmetle andık.
Ata&[#]8217;mıza bağlılığımızı gösterdiğimiz bu özel günde öyle çok övgü dolu söz sarf edildi ki gözlerimiz yaşardı doğrusu.
Meğer memlekette ne kadar çok Atatürkçü varmış da bizim haberimiz yokmuş.
Herkes Atatürkçü ise neden halen daha bu durumdayız?
Atatürk&[#]8217;ün izindeyiz demekle Atatürkçü olunmuyor ne yazık ki.
Ramazan ayı geldi mi İslam&[#]8217;ın yap dediklerini yaparak Müslüman kesilen, Ramazan bittikten sonra İslam&[#]8217;ın yapma dediklerini yaparak eski normal haline geri dönen Ramazan Müslümanları gibi bazıları da var ki bunlar da 10 Kasım Atatürkçüsü.
Atatürkçülük sözde değil özde olmalı.