Sosyal medya, yani sanal dünya, gerçek yaşamın önüne geçti.
Artık gerçek hayatta kaç arkadaşın olduğu değil, sosyal medya hesabında kaç arkadaşın olduğu önemli.
Caddede kaç kişiye selam verdiğin ya da kaç kişinin sana selam verdiği değil, sosyal medyada kaç beğeni aldığın önemli.
Sosyal medyada, gerçek hayatın aksine herkes iyi, herkes güzel, herkes yakışıklı...
Mesela, Instagram'da çirkin erkeğe, çirkin kadına rastlamak mümkün değil.
Herkes elindeki telefonun özelliği kadar güzel ve yakışıklı...
Şehirler de öyle...
Bir Zonguldak fotoğrafları paylaşılıyor...
Kentin ulaşım, altyapı ve çevre sorunlarını unutuyorsunuz.
Bir gece fotoğrafı atılıyor sosyal medyaya, kentin tüm çirkinliği kayboluyor.
Bulutlu bir havada çekilen fotoğraf, termik santrallerin havaya saldığı zehri bile muhteşem hale getiriyor.
Kanalizasyon ve çöplerin taşındığı Zonguldak Limanı'nın gece fotoğrafları nasıl muhteşem...
Her bir pisliğimiz, birer yakamoza dönüşüyor hava karardığında...
Hani kilosu biraz fazla olana, "Siyah giy, zayıf görün" derler ya!
Zonguldak da öyle...
"Bir siyah, bin ayıp örter" derler ya...
İşte tam öyle!
Gecenin karanlığı, tüm ayıplarını örtüyor bu kentin...
Ne imar kirliliği kalıyor, ne çevre kirliliği...
Oysa ışıl ışıl olmalı bu kent...
Pırıl pırıl olmalı bu kent...
Madenlerde can veren şehitlerin hatırına...
Ülke ekonomisine verdiği katkı hatırına...
Tabutta röveşata çekenler oldu
Bütün hayali bu şehre hizmet etmek değil de, belediye başkanlığı koltuğuna oturmak olan biri hizmet edebilir mi?
İş hayatı kötü, kredibilitesi yok, borç dağları aşmış...
Ama belediye başkanı olmak istiyor.
Kendi kasasını tutamayan birine belediyenin kasasını nasıl teslim edeceğiz?
Bu tipleri daha önce de gördük.
Önce pantolonu düşürdüler, sonra kasadaki parayı...
Sonra hem başkanlıktan gittiler, hem de partiden...
Hatta tabutta röveşata çekenler bile oldu.
Bir tanesi, "Burada iki dönem üst üste seçim kazanan olmadı" diyerek avantayı peşin istiyordu.
O da çok erken gitti.
O yüzden çok da şey etmemek lazım.
Kazandığınızı sanırsınız, kaybedersiniz.
Elimizdekilerin kıymetini bilin.
El oyuyla sandığa girmeyin.
Birileri aday olmanızı sağlayabilir.
Ama adam olmak, sizin elinizdedir.
Seçim kazanmaksa, halkın elinde...
Haberiniz olsun.
Kıssadan Hisse: Mesele kalmaz...
Vaktiyle Arap şeyhin biri, kafayı devesiyle bozmuş ve devesine okumayı öğretene çok büyük ihsanlarda bulunacağını vaat etmiş.
Şeyhin bu iş için büyük meblağlar ödemeyi göze aldığını duyan birisi ortaya atılmış ve "Ben öğretirim" demiş.
Adam, şeyhten bu iş için altmış yıl mühlet istemiş, mazeret olarak da işin zorluğunu göstermiş.
"Bu hayvana önce sesleri, sonra harfleri, sonra da okumayı öğretmek lazım. Bunlar çok uzun zaman alır" diyerek şeyhi ikna etmiş.
Şeyh, adama bir konak tahsis etmiş ve yüklüce de bir maaş bağlamış.
Adam, her sabah köşkünden çıkıp devenin ahırına gidiyor ve sözüm ona deveye ders veriyormuş.
Bir gün bir arkadaşı uğramış.
"Yahu! Deli misin, divane misin? Hiç deve okumayı sökebilir mi? Eninde-sonunda yalanın ortaya çıkar, şeyh de seni öldürtür. Hiç korkmuyor musun?" demiş.
Adam, son derece sakin, şu cevabı vermiş:
"Yahu; sende de, şeyhte de hiç akıl yok! Ben bu iş için şeyhten altmış yıl mühlet aldım. Yıllarca maaşımı alıp, keyfime bakacağım. Nasıl olsa altmış yıla kadar ya deve ölür, ya şeyh ölür, ya da ben ölürüm. Mesele kalmaz..."