Darbe girişimi sonrasında gözler, kimlerin alınıp, kimlerin alınmadığında...

Gözler, kimlerin alınıp, kimlerin alınmayacağında…

Gözler, kimlerin hala darbecilerle hareket edip, kimlerin etmediğinde…

Kimlerin darbe girişiminin başarısız olmasına sevinip, kimlerin sevinmediğinde…

Gözler, kimlerin 17-25 Aralık sonrasında FETÖ ile yollarını ayırıp kimlerin ayırmadığında…

O güne kadar bir sorumlu aranıyorsa, zaten iktidar hatalarını kabul ediyor.

Yeter mi?

Yetmez…

Ama onun hesabının sorulması gereken yer, sandık…

Şimdi bugüne bakalım.

17-25 Aralık darbe girişimi sonrasında aslında safların belirlenmesi için önemli bir süreçti.

Uyananlar oldu.

Uyanmayanlar oldu.

Uyanmak istemeyenler oldu.

“Yarın ne olur, ne olmaz, ondan da vazgeçmeyeyim, bundan da vazgeçmeyeyim” diyenler oldu.
“Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık” diyenler oldu.
Nitekim o günlerde cemaat ile yollarını ayıranlar, bugün daha rahat.

Almayanlardan bazıları ise, her ne kadar ellerinde bayramlarla meydanlara çıksalar da, artık çok geç.

Yapılan soruşturmalarda hakkaniyetin sağlanması adına soruşturmayı yürütenlerin niyeti çok önemli.

Gerçek ve somut delillere ulaşılarak yapılacak soruşturmalar sonunda hak edenler cezalarını çeksin.

Ancak yine de bazı endişeler yaşanmıyor değil.

Zonguldak ölçeğinde bakıldığında beklentiler daha fazla ismin gözaltına alınması yönündeydi.

Bazı ibareler de bunu gösteriyordu.

Ancak süreç daha yeni başladı.

Çok titiz bir çalışma yapılıyor.

FET֒cülerin temel özelliklerinden birisinin kendilerini iyi kamufle etmek olduğu düşünülürse, daha titiz araştırmalarlaonların da kimler olduğu anlaşılacaktır.

Bu bağlamda AK Parti ve Memur-Sen ile birlikte CHP-MHP ve diğer sendikaların da temizlik yapmaları gerekiyor.

Özellikle AK Parti ve Memur-Sen…

Eğer bunu yapmazlar, yapamazlar ise, darbe karşıtı eylem ve söylemlerinin samimiyeti tartışılır.

Yani bazı isimleri partilerden göndermek, sendika üyeliğinden çıkarmak için polisi beklemeyin.

Her kurum kendi iç tüzüğünü çalıştırsın.

Herkes kapısının önünü temizlesin.

Kimse, “Poliste bir işlemi olmadı” demesin.

Bu işler Madenci Anıtı’ndan bol bol fotoğraf paylaşmakla olmuyor!

Öyle değil mi?

Rektör Mahmut Özer…

Darbe girişimi sonrası hedef olan isimlerden biri de, Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Rektörü Prof. Dr. Mahmut Özer oldu.

Hakkında gerek internet ortamında, gerekse medyada yer alan haberlerin birer iddiadan ibaret olduğunu en baştan kabul etmek gerekir.

Özer, Rektör seçilirken içinde cemaatçilerinde olduğu grupların desteği ile seçildi.

Ancak Özer’e destek verenler arasında iktidar partili akademisyenler, ülkücü akademisyenler hatta ve hatta solcu akademisyenler de vardı.

Özer, bu mozaik nedeniyle dikkat çekmişti.

Rektör Özer, ardından farklı grupların baskısına maruz kaldı.

Özer, kendisinin seçilmesinde etkili olduklarını ileri süren FET֒cü isimlerin istediklerini yapmadıkça, hedefi haline geldi.

Özer, 17-25 Aralık darbe girişimi öncesinde ısrarla ABD gezisine ve Fetullah Gülen’e el öpmeye götürülmek istenmiş, ancak gitmemişti.

Özer, o seyahate katılmadığı için de hedef haline gelen bir isim olmuştu.

Geçmiş olsun Bülent Mumay…

Uzun yıllar Hürriyet’te çalışan, bir dönem Radikal, bir dönem Hürriyet web sayfasını yöneten gazeteci dostum Bülent Mumay’ın darbe girişimi sonrası FET֒cü suçlamasıyla gözaltına alınan gazeteciler ve yazarlar arasında olması üzücüydü.

Bülent Mumay, son dönem Hürriyet’in internet ortamındaki manşetleri nedeniyle hedef haline gelmişti.

Ve bu manşetler nedeniyle en kolay şekilde “cemaatçi” diye yaftalanmıştı.

Onların da pek çoğu aslında Bülent’in cemaatçi olmasının mümkün olmayacağını çok iyi biliyordu.

Çünkü Bülent, FET֒cü olabilecek en son isimdi.

Olmadı…

Yine de Hürriyet ile yollarını ayırmak zorunda bırakıldı.

Bülent Mumay için “muhalif” diyebilirsiniz, ki o zaten gazeteciliğin olmazsa olmazlarından.

Bülent Mumay, savcı tarafından mahkemeye sevk edilmesine gerek kalmadan serbest bırakıldı.

Tutuklanmış olsaydı, Türkiye yeni bir Nedim Şener-Ahmet Şık vakasıyla karşı karşıya kalabilirdi.

Geçmiş olsun Sevgili Bülent…

Biri ‘disiplin’ mi dedi?

Turhan Demirtaş ve Latif Aydemir’in CHP’den ihracıyla başlayan tartışmalar devam ediyor.

CHP Merkez İlçe Başkanı Ebru Uzun, dünkü açıklamasının bir bölümünde aynen şöyle diyor:

“Belediye ile ilgili basında çıkan her iddiayı çok yakın takip ediyoruz.

Hiçbir yanlışa, ahlak dışı yapılan hiçbir işi tasvip etmemiz, göz yummamız söz konusu değildir.

Basında bir defa yazılan sonra nedendir bilinmez yazılmayan su saati konusunu hala unutmadık, son günlerde yerel bir gazetede çıkan iddiayı da yakın takip ediyoruz.

Olay savcılığa intikal ettiği için sonucu bekliyoruz.

‘Bizim hırsızımız iyidir’ diyenlerden değiliz, asla da olmayız.
Kendi açığını örtmek için herkesin birbirini suçladığı bu rezil tutumlara göz yummayıp disiplin mekanizmasını işletmeye devam edeceğiz.

Kimse CHP’lilik yarıştırmasın.

Partiye ve ilkelerine bağlılık lafla değil icraatla ve duruşla gösterilir.

Bu partinin çatısı altında siyaset yapan ve belli görevlere seçilen herkes bu sorumlulukla hareket etmek zorundadır.

Kendi kişisel çıkar ve hırslarıyla hareket edenlerin kim olursa olsun partiyi kendine basamak olarak kullanmasına müsaade etmeyiz.”

Buna birkaç ekleme yapmak gerekiyor sanırım.

Tüzük, Turhan Demirtaş’ı “at” diyorsa, elbette atacaksın.

Tüzük, Latif Aydemir için “at” diyorsa, elbette atacaksın.

Olaya, sürece ve yaşananlara medya tartışmaları ve tüzük üzerinden bakarsak, sosyolojk gerçekliğin derinliğinde kalan gerçekleri göremeyiz.

Ebru Hanım, bu olayın medya da bu kadar geniş yer almasına içerlemiş.

Birincisi, siz çıkıp adam akıllı gerekçeleriyle sonucu kamuoyu ile paylaşmıyorsanız, çıkaracağı gürültüden korktuğunuz içindir.

İkincisi; örgüt, Zonguldak Belediyesi ve diğer CHP’li belediyelerin halk nezdinde tepki alan hangi uygulamalarına müdahale etti de gazeteciler yazmadı?

Demirtaş olayı sonuçtur!

Eğer baştan beri yaşanan tartışmalarda gerçek bir örgüt anlayışı sergilenseydi, Zonguldak Belediyesi bu durumu düşürülmemiş olacaktı.

Ebru Hanım ve CHP yönetimi, meclis toplantılarında bile CHP’li üyelerin üçe bölündüğünü, canlı yayınlanan meclis toplantılarında birbirlerine neler söylediklerini iyi bilir.

Bu süreçte Turhan Demirtaş gibi düşünen başka meclis üyelerinin olduğu da unutulmamalı.

CHP gerçekten disiplin getirmek istiyorsa, Demirtaş’tan değil, belediyenin üçüncü katından başlamalı.