Devrek Bölge Haber Gazetesi’nden İbrahim Tığ diyor ki:

“1 Kasım’da seçimler yenileniyor.

Devrek’in gerçekten bir vekiline ihtiyaç var.

Buna da en yakın Özcan Ulupınar’dır.

Çünkü halkımızın Ankara’da çalacak kapısı yok.

Bunun için Ulupınar yeniden aday olmalıdır.

Olmalı ki, Devreklilerin boyunları bükük kalmasın…

Yoksa elin adamından fayda yok halkımıza…

Vakit tamam, Ulupınar aday olup-olmayacağını açıklamalıdır.

Gazetelerin yazdığına göre, ‘Benim için sıralama önemli değil’ demiş Ulupınar.

Bu belki siyasi söylem olabilir, ama sıralamada iyi bir yer almasını istiyoruz.

Biz milletvekilsizliğin ne demek olduğunu, Devrek olarak 7 Haziran’dan bu yana çok iyi anladık.

Bu yüzden Özcan Ulupınar, partisinin genel merkezinin kapılarını aşındırmalı ve bu halka güzel haberlerle gelmeli.

Ama bakıyorum da bir girişimi de yok!..

Olmalı… Olmalı ki, Devreklilerin boynu bükük kalmasın!..”

İbrahim Tığ böyle diyor.

Doğru diyor.

Özcan Ulupınar, o kadar deneyim kazandıktan, önemli komisyonlarda görev aldıktan ve güçlendikten sonra başa dönmek Zonguldak’ta herkesin kaybı.

Öncelikle bunu kabul etmek gerekir.

Ama bu sonu kim hazırladı peki.

Ulupınar acaba İbrahim Tığ kadar düşünüyor mu?

Mesela Devrek Tabur Komutanlığı giderken, Zonguldak’ta pek çok yatırım yerinde sayarken, Zonguldak’ın sorunları Ankara’dan saklanırken Ulupınar neredeydi?

Ulupınar’ın telefon numaraları sürekli değişirken ve parti yöneticileri bile kolay ulaşamazken, Ulupınar neredeydi?

Veysel Atasoy olmak isteyen Ulupınar neden bu fırsatı kaçırdı?

Neden, bu kadar iletişim sorunu yaşadı?

Neden, önce Devrek’te kaybetti?

Neden… Neden… Neden?

Neden, Zonguldak’ın tümünün milletvekili olamadı?

Neden, hizmeti üstün tutarak herkesi kucaklamaya çalışmadı?

Mustafa Semerci ile neden kavga etti?

Muharrem Akdemir ile neden kavga etti?

Ulupınar’a yazık oldu, evet doğru.

Ama nedenlerine de bir bakması gerekir.

Mesela, 7 Haziran seçimlerinde neden yeterince çalışmadı?

Neden teslim oldu?

Ve daha pek çok neden sıralanabilir?

“HES”ten tutun da “PES”ten çıkarsınız!
Zonguldak’ın milletvekillerinin öncelikle iletişim sorununu çözmesi gerekiyor.

Korkaklıkla bu işler olmuyor.

Özcan Ulupınar olmalıydı, evet.

Belki yeni dönemde aynı hataları yapmazdı!

Belki.

Baştan uyarmıştık.

Dediklerimiz çıktı.

Yazık oldu.

Şimdi üçüncü sıraya koyarlarsa, kabul etmek istemiyor.

Kimin aklıyla?

Kimin baskısıyla?

Bu tablo bütün milletvekillerine ve aday olmayı düşünenlere ders olmalı.

Evet, yazık oldu.

Ama neden Ulupınar’ın kendisi.

Veya yakın çevresi.

Meyra…

Dilerim ki o gözyaşlarında boğulun…

Haber şöyle:
“Diyarbakır’da trafik kontrolü yapan polis ekibine yönelik uzun namlulu silahlarla düzenlenen terör saldırısında ağır yaralanarak kaldırıldığı hastanede şehit düşen İlker Narin’in cenazesi, memleketi Kastamonu’ya getirildi.
Cenaze, Diyarbakır’da düzenlenen törenin ardından Türk Hava Kuvvetleri’nin kargo uçağıyla Kastamonu Havalimanı’na getirildi.

Şehit İlker Narin’in cenazesini taşıyan uçak, havalimanında protokol tarafından karşılandı.

Uçaktan ilk olarak şehidin yakınları indi.

Ardından Şehit İlker Narin’in eşi Emel ile 1,5 yaşındaki kızı Meyra uçaktan indi.

Vali Şehmus Günaydın ile beraberindekiler, şehit ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileyerek taziyede bulundu.

Uçaktan inen minik Meyra’nın ağlaması ise yürekleri dağladı.

Daha sonra Şehit İlker Narin’in cenazesi, polislerin omuzlarında indirilerek cenaze aracına konuldu.

Şehidi taşıyan cenaze aracı, eskort eşliğinde Kastamonu şehir merkezinden geçtiği esnada vatandaşlar ve polis ekipleri tarafından selamlanarak saygı duruşuyla karşılandı.

Şehit İlker Narin’in cenazesi, Kastamonu’nun Taşköprü ilçesine götürülerek burada düzenlenecek törenin ardından aile kabristanlığında defnedildi.”

Şehit iki polisimiz daha vardı.

Onlar da aynı acılar, aynı sancılar içinde toprağa verildiler.

Diğer şehitler gibi.

Her olayda tüylerimizi diken diken eden fotoğraflar var.

Yine Diyarbakır’da şehit edilen Zonguldaklı Polis Tansu Aydın’ın yabancı uyruklu eşinin cenaze aracında tabuta sarılı yolculuğu gibi.

Ve koca bir ülke…

Ve bunca insan…

Ve trene bakar gibi bakan onca insan.

İnsancıl duygularından ötelenmişçesine sadece bakan yüzbinler.

Ve milyonlar.

Yazık koca ülkeye.

Zırnık kadar kılını kıpırdatmayan milyonlar.

Meyra...

İşte yüreğimizi yakan anlardan biriydi Meyra’nın gözyaşları…

Diğerleri gibi yetim kaldı...

Şiddetten beslenen, terörden nimetlenen kim varsa Meyra'nın ve diğer çocukların gözyaşlarında boğulsun...
Boğulsunlar.