Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, erken seçim hazırlığı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.


Milletvekili Özel, erken seçimde CHP listelerinde yaşanacak muhtemel değişikliklere ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:


“Biz özellikle önseçimden çıkmış, milletvekillerimizin korunması gerektiğini düşünüyoruz.


Yasama faaliyeti yapamadılar.


Onların, 131 vekilimizin de korunması gerektiğini düşünüyoruz. Yönetmelik değişikliği var, YSK’ya gönderildi.


Oradan gelecek cevaba göre de önümüzde.


Ama CHP’nin tüzüğündeki en önemli zenginliği CHP açısından bir sorun alanı gibi tarif etmemek lazım.


Bu vekillerin tümünü ön seçimle belirledik.


Yapılacak olan erken seçimle, listelerin korunması gerektiğini düşünüyoruz.


Çok önemli bir oranda YSK’dan olumlu cevap geleceğini düşünüyoruz.”



CHP İl Başkanı Ertuğrul Koltuk ve örgütlerin ortak bir talebi vardı.


“Kontenjan aday olmasın.”


“Yeni bir önseçim yapılacaksa kontenjan olmasın.”


Başkan Koltuk ve örgütler hala bu görüşte.


Bu konu sadece Zonguldak için böyle değil.


Pek çok kent için geçerli.


Koltuk, dün yaptığı açıklamada, listenin çok büyük ihtimalle aynı olacağını ifade etti.


Kesin gibi yani…



Bu durumda CHP’de ne değişecek, merak ediyoruz.


Oylar ne olacak?


Kim, nasıl çalışacak?


Kim, ne kadar çalışacak?



Bu gelişmeye en çok sevinen isim, kontenjan sıralamasından milletvekili seçilen Avukat Ünal Demirtaş.


Demirtaş, çok sevinmiş.


Bir hukukçuya yakışmayacak, ama kendisine yakışacak şekilde sosyal medyadan Pusula Yayın Grubu’na sallıyor.


Ünal Bey’le ilgili tespitlerimi daha önce bir defa paylaştım.


Üzerine fazla eklenecek bir şey yok.



Kendisi Pusula’yla ilgili ileri-geri konuşarak, prim yapmaya çalışıyor.


Açıkça hedef saptırıyor.


“Kontenjan aday istemiyoruz” diyen isim biz değiliz ki…

Hiçbir zaman da olmadık.

Parti tabanı kontenjan istemiyor.


Örgütler istemiyor.


Bunu da baştan beri söylüyorlar.


Kaldı ki, Demirtaş’ın CHP’ye artı değil, eksi yazdığı da aşikar.


Hesap ortada.


Bunu anlamayacak kadar salağa yatmaya da gerek yok.


Mantık ile duyguları karıştırmamak lazım…


İsteyen karıştırabilir!



Demirtaş, İl Başkanı Ertuğrul Koltuk’tan tırstığından mıdır nedir, Koltuk’a değil, Pusula’ya salça oluyor.


Sonra bu eleştirileri Koltuk’un, Turpcu’nun, Posbıyık’ın, Akın’ın yazdırdığını söylemeye çalışıyor.


Bu nasıl bir hukukçu kimliği yahu!



Daha önce mikrofonlardan kaçtı.


Arkadaşlarımız daha öncesinde davet ettiler.


Bir kez de buradan davet ediyorum.


Şu akçeli işler de dahil olmak üzere istediği her konuda konuşmak üzere buyursun gelsin stüdyomuza…


Davet edilmeyi hak etmeyecek tavrı ve üslubuna rağmen söylüyorum bunu.


Buyursun gelsin veya biz canlı yayın aracıyla gelelim.



Kimin aklıyla hareket ediyor, bilemiyorum, ancak bu kafayla gittiği sürece ne kendisine, ne CHP’ye, ne de topluma fazla bir şey veremez!


Verdiğini zanneder.



Bakın yine seçime gidiyoruz.


Eğer amacı kendisini hedef yaptırıp, hedef şaşırtmak ve reklam yapmak ise, bu tercihine de saygı duyarız!


Reklamı da yaparız!


“Demokrasi” diyen, demokrasiye sığınan, maden şehitleri üzerinden hem nasiplenen, hem de siyasi reklam yapan CHP’li bir siyasetçinin bugün üslup olarak çok eleştirdiği Recep Tayyip Erdoğan’a benzemeye çalışması ne acı!

Adam biraz olsun Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tavsiyelerinden bir şeyler öğrenir!

Öğrenir-öğrenmez, kendisi bilir!


Öyle değil mi Angaraaaa!



Büyük İskender’in mektubu…



Bildik bir hikayedir.


Ama ne kadar bildik bir hikaye olsa da arada hatırlamakta fayda var.


Büyük İskender, felsefenin duayeni Aristo´ya bir mektup yazar.

“Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için ne yapmalıyım” diye üç soru sorar:

Bir…

Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim?


İki…


Ülkenin ileri gelen insanlarını hapse mi tıkayım?


Üç…


Ülkenin ileri gelen insanlarını kılıçtan mı geçireyim?


Aristo şu cevabı verir:


Bir…


Sürgünde toplanıp sana başkaldırırlar.


İki…


Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar.


Üç…


Onlardan sonraki nesil intikam hırsıyla büyür tahtını sallar.


Ve çözüm olarak şu nasihati verir:


“İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin,


Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin,


Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın!”


Durum aynen böyleydi.


Durum hala böyle!



Yarbay’ın sözleri…



Şırnak’ta şehit olan Jandarma Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenaze töreninde ağabeyi Yarbay Mehmet Alkan’ın isyanı güne damgasını vurdu.


Şehit yüzbaşının Türk bayrağına sarılı tabutunun başında, "Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında.


Vatanına, sevdiklerine doyamadı.


Bunun katili kim?


Bunun sebebi kim?


Düne kadar ‘çözüm’ diyenler ne oldu da sonradan ‘savaş’ diyor" diye isyan eden ağabey Yarbay Mehmet Alkan’ın isyanı pek çok büyük gazetede yer almadı.

Ne oldu?

Neden rahatsız oldular?


Kaldı ki, Yarbay Mehmet Alkan, sosyal medyada saldırıya uğradı.


Neler yazılıyor, neler…


Akıl alacak gibi değil.


İnsan olan insanlığından utanır.


Yarbayın, ne kadar asker olsa da, böylesi bir duygusal tepki vermesinden neden bu kadar rahatsız oldunuz?


Kaldı ki, politik tepki olsa ne olur?


Adamın canı yanmış.


Kaldı ki, Saray’dan medyaya mesaj gittiği iddiaları var.


Bugüne kadar giden mesajları biliyoruz.


Bu sefer de gitmiştir.


Ama aynı şekilde Yarbayın tepkisini muhalif anlamda fırsata çevirmek isteyen kan emicilerine de seslenmek gerekiyor.


Sizin yaptığınız da saldıranların yaptığından farklı değil.


Adına ne derseniz deyin, ama pek farklı değil.


İnsanlar ölsün.


İnsanlar şehit edilsin.


Sevdiklerinden koparılsın.


Yıllarımız, “Vatan sağ olsun” diyerek geçti.


Yıllarımız, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyerek geçti.


Söz konusu vatan ise, elbette gerisi teferruat…


Ama birileri şehit olurken, birileri vatan sevdasına sahip çıkarken, birileri bu insanlar üzerinden siyasi rant sağlasın.


Yok böyle yağma!