19uncu Milli Eğitim Şurasının son günü olan 6 Aralık 2014 Cumartesi günkü Genel Kurul´da, Osmanlıcanın İmam Hatip ve Sosyal Bilimler Liselerinde zorunlu, diğer liselerde ise seçmeli ders olarak okutulması yönünde tavsiye kararı alındı.
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcının, hatta Başbakan Ahmet Davutoğlunun Osmanlıcanın seçmeli ders olacağını söylemesine rağmen Cumbaşbakan() Recep Tayyip Erdoğan, İsteseler de, istemeseler de bu ülkede Osmanlıca da öğrenilecek ve öğretilecek! dedi.
Peki, nedir bu Osmanlıca?
Filoloji (Dil Bilimi) çerçevesinde teorik anlatımlara gerek yok.
Alın size iki örnek.
Bu ülkenin iki şairinden, iki şiir
İlki Osmanlıca yazmış
Şair Nedim; 1680-1730 yılları arasında yaşamış.
KASİDE-SADÂBAD:
Bak sitanbûlun şu Sadâbat-nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına.
Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İranına, Turanına.
Ey felek insaf, ey mihr-i cihân-ârâ âmân
Bir naziri var ise söylen konulsun yanına.
Anladınız mı?
Anlamadıysanız çevirelim
Günümüz Türkçesi ile Sadâbad:
Bak İstanbulun şu yeni yapılan Sadâbad (Köşküne)
Suyu ve havası insanın canına can katar.
Ey sabah yeli, bunca zamandır dünyanın İranına, Turanına
Taban vurmaktasın, bunun bir benzerini gördün mü?
Ey gökyüzü, ey cihanı süsleyen güneş, insaf edin,
Bir eşi daha varsa söyleyin, yanına konulsun da görelim.
Diğeri Türkçe yazmış, hem de ondan yetmiş dört yıl önce.
Karacaoğlan; 1606´ doğdu, 1679´da ya da 1689´da öldü.
Ala gözlüm, ben bu ilden gidersem,
Zülfü perişanım kal, melil melil.
Kerem et, aklından çıkarma beni;
Ağla gözyaşın sil, melil melil.
Elvan çiçeklerden sokma başına,
Kudret kalemini çekme kaşına,
Beni unutursan doyma yaşına,
Gez benim aşkımla yar, melil melil.
Karacaoğlan der ki: Ölüp ölünce,
Ben de güzel sevdim kendi halımca;
Varıp gurbet ile vasıl olunca,
Dostlardan haberim al, melil melil.
Sanki dört yüz yıl önce değil, bugün söylenmiş gibi anlıyorsunuz değil mi?
İşte Cumbaşbakanımızın, istesek de, istemesek de bize zorla öğreteceğini söylediği Osmanlıca, birinci şiirin dili.
Bu dil, Osmanlının, yani sarayın dili.
İkincisi, halkın konuştuğu, yani halkın dili olan Türkçemiz.
Sahi bu zihniyet kimden yana?
Saraydan mı, halktan mı?
Şimdi diyecekler ki:
Meseleyi çarpıtma!
Biz konuşulan dili değil, alfabeyi değiştireceğiz.
Peki, Latin harfleri geçmişle bağımızı kopardı demiyor musunuz?
Eski metinleri anlamak için bu dili öğrenmeniz de şart değil mi?
Kaldı ki, geçmişle ilgili araştırma yapan akademisyenler için üniversitelerde, meraklılar-amatörler içinde Halk Eğitim Merkezi Müdürlükleri ve özel kurslarda bu dili öğrenmek mümkün, yani Osmanlıca yasaklanmamış zaten.
Herkes Osmanlıca öğrenirse, ne işe yarayacak? Amaçlar arasında bilim varsa; bilim geçmişte değil, gelecekte Geçmişte olsaydı, Osmanlı İmparatorluğu çökmezdi.
Bilimi de en kolay kendi dilinizle öğrenebilirsiniz
Mekân olarak da bilim Arabistanda değil Avrupada, Amerikada
Latin Alfabesi de, bilim öğrenmek ve öğretmek için uygun bir alfabe.
Peki, amaç ne?
Amaç, 1923ün rövanşını almak
Amaç, bu değil diyorsanız, bu saçmalık neyin nesi?
İşte AKP´nin fikri bu olduğundan Osmanlıcayı zikrediyorlar.
Yani gizledikleri fikri itiraf ediyorlar.
Bu tavanın tüm balıkları; birliğiniz ve dirliğiniz daim olsun
()- Cumbaşbakan deyimi, mizah ya da başka anlamda anlaşılmamalı. Sayın Recep Tayyip Erdoğanın konumu, siyasi terminolojideki mevcut hiçbir tanımlamaya uymamaktadır. İleride Anayasayı değiştirip Başkanlık Sistemi gelene kadar Cumbaşbakan demekten başka bir yol yok.