Bizim gibi demokrasisi az gelişmiş ülkelerde gazetecilik yapmak çok zordur.
Bu zorluk Bartın gibi herkesin herkesi tanıdığı küçük bir şehirde dar bir çevrede çalışan gazeteciler için daha çoktur.
Gazetecinin öncelikli görevi doğruları yazmaktır ama doğruları yazarsanız birçok kişi sizi sevmez.
Düşmanınız çok olur.
Aslında tam tersi olması gerekirken ne yazık ki durum böyle.
Dedim ya mesele demokrasi meselesi.
Sistem birçok açıdan yanlışlar üzerine kurulu olduğu için böyle oluyor.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar sözü bu yüzden söylenmiş.
Gazeteci yazar Bekir Coşkun&[#]8217;un Hürriyet&[#]8217;ten sonra yazmaya başladığı Habertürk&[#]8217;te başına gelenler köşesinin adı olan &[#]8220;Onuncu köy&[#]8221;e ne kadar çok uyuyor.
Sabah Gazetesi&[#]8217;nde başlayan &[#]8220;Onuncu köy&[#]8221; yazıları Hürriyet&[#]8217;in ardından Habertürk&[#]8217;te de ne yazık ki fazla uzun ömür olmadı.
Doğruların yazılmasından rahatsız olanlar onu işinden etti.
Dokuz köyden kovulan Bekir Coşkun&[#]8217;a yerleştiği onuncu köyde de rahat yok.
Bu memlekette doğruları konuşan adamı bırakın onuncu köyü, on birinci, on ikinci hatta yirminci köyde bile rahat bırakmazlar.
Hatay&[#]8217;da onucu köy adı altında yayın yapan bir gazete var.
Ne kadar anlamlı değil mi? Milliyet yazarı Nail Güreli köşesine boşuna onuncu ses adını vermedi.
Hatay&[#]8217;daki gazete ile Türk basının çok değerli iki kalemi &[#]8220;doğru söyleyenin dokuz köyden kovulduğunu&[#]8221; köşelerinin isimleriyle ne de güzel vurguluyor değil mi?
Şu memlekete bakar mısınız; yanlışları yazan ve söyleyenlerin kovulması gerekirken doğruları yazanlar ve söyleyenler kovuluyor.
Bu kafayla bu memleket ilerler, büyür, gelişir, kalkınır mı?
Yaygın basında ne pahasında olursa olsun doğruları yazan çok değerli büyüklerimiz var.
Bizde yerel basında kendi çapımızda her şeye rağmen doğruları yazmaya, yanlışların üzerine gitmeye devam ediyoruz.
Zaten bizde biraz Don Kişot&[#]8217;luk da var.
Bu uğurda kelle koltukta geziyoruz, maddi manevi sıkıntılar yaşıyoruz.
Bazı okurlarımızdan aldığımız mesajlar bu sıkıntıları bize unutturuyor, tebrik ve takdirler moral veriyor, teşvik ediyor.
Mütevazi olmaya gerek yok.
Okurlarımız tebrik ve takdirlerinde çok haklı.
Övünmek gibi olmasın ama Bartın&[#]8217;ın en düzgün, en kaliteli, en iyi gazetesini çıkarıyoruz ve daha iyi olmak için büyük çabalar gösteriyoruz.
Arkadaşlarımla birlikte kendimizle ne kadar gurur duysak azdır.
Hem böyle bir gazeteyi yayına hazırlamak hem de düzenli köşe yazısı yazmak kolay değil.
Köşe yazarlığını konu bulunca yapanlardan değilim.
Yazılarımı konu bulunca veya biri bana takılınca ya da canım isteyince değil haftada üç gün yazıyorum.
Köşe yazarlığını köşe yazarı gibi yapan her gazeteci gibi benim de yazı günlerim var.
Yıllardır her Pazartesi, Çarşamba, Cuma köşe yazısı yazarım.
Pusula&[#]8217;dan önce de böyleydi, şimdi de böyle.
Kıyamet kopsa yazı günlerimi atlamam.
Gazetemizin Sahibi Ali Rıza Tığ da aynı şekilde yazı günleri olan ve o günleri atlamayan bir gazeteci.
Her gün düzenli yazı yazan patronumuz iki gazete ile birden uğraşmak, gazetelerin ve personelin maddi manevi sorunlarını çözmek gibi çok yorucu ve yoğun bir işi olmasına rağmen yazılarını aksatmaz.
Biz böyleyiz.
Gazetecilik bizim için yaşam biçimidir.
Bazıları bu işleri başka türlü biliyor, işine nasıl geliyorsa öyle yapıyor, nalıncı keseri gibi kendisine yontuyor.
Eski haberlerini yeni haber gibi kullananlar bu huylarını arada sırada yazdıkları köşelerine de taşıyor.
Başkasının yazısını kopyala yapıştır yöntemiyle alıp da kendi yazısıymış gibi kullananlar da var.
Konu bulunca, birisi takılınca, şahsi çıkarı olunca, canı isteyince, eski yazıları tekrarlayarak, başkalarına ait yazıları kullanarak köşe yazanlara köşe yazarlığının bu olmadığını söylemek isteriz.
Pusula hem haberleriyle, hem gazetecilik anlayışıyla, hem de düzenli köşe yazılarıyla farklı olduğunu gösteriyor.
Bizi izlemeye devam edin.
Taklitlerimizden sakının.
Defterdar Çırıka&[#]8217;nın veda ziyareti
Gazetecilik yaşımla Bartın&[#]8217;ın yaşı aşağı yukarı aynı.
Bartın&[#]8217;ın 4 Ağustos&[#]8217;taki nokta seçiminin ardından 1991&[#]8217;de il olmasıyla birlikte göreve gelen bütün Valileri ve daire müdürlerini olduğu gibi Defterdarları da tanıma fırsatım oldu.
Naci Bey, Talat Bey, Gülsüm Hanım, Kadir Bey ve Saim Bey.
Hepsiyle gazeteci-bürokrat ilişkisi içinde teşrik-i mesaimiz oldu.
Defterdarların hepsi Bartın&[#]8217;da öyle veya böyle az ya da çok iz bıraktı.
Yaş haddinden emekli olup 44 yıllık meslek hayatını Bartın&[#]8217;da noktalayan Defterdar Saim Çırıka en çok iz bırakanların başında geliyor.
Biliyorsunuz geçen yıl yapılan inceleme sonucu tespit edilen vergi usulsüzlüklerinden dolayı kesilen toplam 5 trilyonluk ceza, biri 50 yıllık iki günlük gazetenin kapanmasına yol açmıştı.
Saim Bey&[#]8217;in döneminde pek çok uygulama var ama sadece bu olay bile tek başına büyük bir izdir.
Bahsettiğim gazeteler bizim eski gazetelerimizdi.
Bu gazeteler kapanmasaydı bugün 6 tane günlük gazete olmayacak ve bazı rezillikler, sorunlar, sıkıntılar yaşanmayacaktı.
Sayın Çırıka&[#]8217;nın bize yaptığı veda ziyareti sırasında geçen sene bu vakitler olup bitenler bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçti.
O dönemde işyerimiz kapanmasın diye çok sert yazılar yazdık.
Bizim yazdıklarımızı, çok daha büyük vergi cezaları ile karşılaşan Doğan Grubunun yazarları bile yazamadı.
Yaptıklarımız köşeye sıkışan kedinin üzerine geleni tırmalamaya çalışmasına benziyordu ve kaçak diye binasını yıkmaya gelenlere direnen ev sahibinin haleti ruhiyesinden de farksızdı.
Bütün bunlar geride kaldı.
Gazeteciyle dargınlıklar da dostluklar gibi uzun süreli olmuyor.
Saim Bey geçen şubat ayında Vergi Haftası&[#]8217;nda yaptığı ziyaretin ardından bu kez vedaya geldi.
Sohbet ettik, geçen yıl yaşananları konuştuk, hatalardan söz ettik, gelişmeleri değerlendirdik, vedalaştık, helalleştik.
Bartın 20 yıl içinde 5 Defterdar gördü.
Her Defterdarın yoğurt yiyişi farklıydı.
Naci Bey ikili ilişkilere önem verirdi, çevresi genişti.
Talat Çalışkan dönemi sessiz sakindi.
Gülsüm Işıldar şiir yazardı, şiir kitapları vardı, mükellefe şiirle seslenirdi.
Kadir Yamaç dönemini daha çok Ankara&[#]8217;dan gelip Bartın&[#]8217;ı ayağa kaldıran Kamil Karatepe isimli müfettişin yaptığı büyük denetimle ve kesilen cezalarla hatırlıyoruz.
Saim Bey dönemini de daha çok, vergi cezası nedeniyle 50 yıllık bir gazetenin kapandığı dönem olarak hatırlayacağız.
65 yaşına emekli olan Sayın Çırıka 7 yılı bulan görev süresi ile Bartın&[#]8217;da en uzun kalan Defterdar oldu.
Bartın&[#]8217;dan böyle bir Defterdar geçti.
Diyecek fazla bir şey yok.
Saim Bey&[#]8217;e emeklilik hayatının hayırlı olmasını diliyoruz.