Önce yazıyı paylaşalım:

“Maden işçisi idiler.

İşçi sayısını eritip, 41 binden 9 bine düşürdüler, işlerinden oldular önce.

Ocakları da ‘rödevans’ diye, ‘hizmet alımı’ diye parsellettiler, köle oldu kalan işçi.

Çatalağzı Termik Santrali’nde çalışıyordu kimisi de…

Boğaz tokluğuna tabi...

Taşeron işçisi idi çoğu ve ‘yılsonunda sözleşme yenilenecek mi?’ korkusuyla yaşıyorlardı.

[*] [*] [*] [*]

Derken santrallarını da sattılar.

Sömürü katmerlendi, işçi sayısı azaldı.

Kimden mi bahsediyoruz?

Zonguldak şehrinin hemen kıyısındaki Çaycuma, Gökçebey, Devrek’ten, Filyos’a kadar uzanan bölgenin insanlarından...

[*] [*] [*] [*]

Batı Karadeniz’in en verimli toprakları burası...

Hani derler ya ‘adam diksen yeşerir’ diye…

Aynen öyle.

[*] [*] [*] [*]

Madenden de, santraldan da koparılınca halk, seracılığa başlamış.

Sadece Bakacakkadı beldesinde 4 bin 500 olmuş sera sayısı.

‘10 bin seradan aşağı değildir bölgede’ diyorlar.
Her şey yetişiyor.

Sebzenin her çeşidi...

Meyvecilik de başlamış.

Elma, armut, üzüm, kivi...

[*] [*] [*] [*]

Çoluk-çocuk bütün aile seradalar.

Sabah 05.00’de başlıyorlar işe, akşamın 19.00’una kadar.

İşten gelenleri gördük akşamüzeri, bellerindeki ağrıdan kıvranıyorlardı.

[*] [*] [*] [*]

Pazarda satması var daha bunun.

Pazar nerede kurulur, koşturuyorlar.

Onca çileyle yetiştirdiklerini üç kuruşa satmaya uğraşıyorlar akşama kadar.

[*] [*] [*] [*]

Kimin serada çalıştığını yüzünden, ellerinden anlayabiliyorsunuz.

Yanık yüzler ve kırış kırış cilt.

İş yok, tek umutları burası.

Umarsız devam ediyorlar.

Suları bol, toprakları verimli neyse ki...

[*] [*] [*] [*]

Ama fazla sürmüyor bu da.

HES’ciler Zonguldak derelerine de gözünü dikmiş.

Peş peşe HES yapılıyor. Bir, iki, üç...

[*] [*] [*] [*]

Kadınlar, HES’cilerin toplantılarını basmışlar.

Sonra bir-iki karşı çıkış daha olmuş, ama sürdürememişler ardını…

Yol gösteren de olmamış, başlarına geçen de...

[*] [*] [*] [*]

HES’ler, çağıl çağıl akan dereleri kurutmuş tabi.

Ardından seralar da kurumaya başlamış.

Yaşayacak tek imkan da ellerinden gidiyor.

Hem de göz göre göre, hem de ‘HES’ denilen canavarlarca...

[*] [*] [*] [*]

Kuyu vurmaya başlamışlar.

Önceleri iki metreden çıkıyormuş su.

Gel zaman, git zaman yer altındaki sular da çekilmeye başlamış.

Derine, daha derine kazmaya başlamışlar sonra.

Beş metre, sekiz metre, on metre...

‘12 metreye indi’ diyorlar.
Seneye, 15 metre, sonra 30 metre...

[*] [*] [*] [*]

Dahası da var.

Dördüncü HES’in inşaatı sürüyor.

Halk, kara kara düşünüyor şimdilerde...

‘Ne yaparız, nerelere gideriz?’

[*] [*] [*] [*]

Eee bir de gökten gelen kül serpintileri var!

Çatalağzı Termik Santrali’nin külleri bütün ovaya yayılıyor.

Filtreyi çalıştırmıyor santral.
‘Kapatırım arkadaş’ diyen de yok.

[*] [*] [*] [*]

Üzeri kapalı sebze ve meyvelerin bile kuruduğuna tanık olduk.

Açık havada sebzecilik yapan bahçelerde ise yapraklar kupkuru idi.

[*] [*] [*] [*]

Kanunlar ne diyor, bakalım…

Anayasanın 56’ncı Maddesi;

‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, hakkına sahiptir.
Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ diyor.
[*] [*] [*] [*]

2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 8 maddesi ise;

“Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.
Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler” diyor.
[*] [*] [*] [*]

Yükümlülüğünü yerine getirmeyip, örneğin bacaya filtre takmayana ne yapılırmış?

Çevre Kanunu’nun 20’nci maddesi, ‘her bir ihlal için 13 bin 226 Türk Lirası para cezası’ diyor.

Mahkemeye vereceksiniz, ihale ve şirket mafyalarını geçip haklılığınızı ispatlayacaksınız, kazanırsanız 13 bin 226 lira ceza.

[*] [*] [*] [*]

Ya sizin zararınızı kim ve nasıl telafi edecek?

Yakınlarda, Zonguldak’ın Çukurova’sından sağır kulağın duyacağı sesler yükselirse şaşırmayın.”

[*] [*] [*] [*]

Biz toplum olarak ne yazık ki, söylem ve fikirlerden çok, söyleyene bakarız.

Onun siyasi kimliğine bakarız.

Ona veya temsil ettiği siyasi profile göre, o fikri sahiplenir veya mesafeli durmaya alışkınızdır.

Ne yazık ki, böyle bir toplum olduk.

Ve her geçen gün daha kötüye gidiyor ahlaki anlayışımız.

Bu yazıyı kaleme alan isim, siyasi kimliği ile de tanıdığımız Mehmet Akkaya…

Önceki adıyla İşçi Partili, yeni adıyla Vatan Partili Mehmet Akkaya…

Pek çoğunuzun bu ismi ve siyasi parti ismini duyunca, bir irkildiğinizi görüyorum.

Oysa ne önemi var.

Siz söyleyene değil, söyletene bakın.

Siz yazana değil, fikre bakın.

[*] [*] [*] [*]

Geçtiğimiz günlerde, “Toprak meselesi…” başlığıyla paylaştığım yazıda şunları söylemiştim:

“Ordu’da fındık işi yapan en küçük üretici 5-6 bin lira kar sağlıyor.

Fındık, koca bir kenti ayakta tutuyor.

Para, az sayıda işadamının ve tüccarın kontrolünde değil.

Fındık, yani üretim, gelir adaletini de kısmen sağlıyor.

İşte o zaman her şeyin havası değişiyor.

İklim değişikliği Karadeniz’e yeni fırsatlar sunuyor.

Biz de toprağımızı termik santrallere teslim ediyoruz.

Bir değil, beş değil…

Belki on olacak sayıları, belki on beş…

Ve koca Filyos Vadisi’ni sanayiye teslim ediyoruz.

Santraller, fabrikalar patronları zengin ediyor.

Ama toprak herkesi zengin ediyor.

Böyle bakınca, Zonguldak’ta büyük fırsatlar var.

Ama o fırsatları kazanca çevirecek çaba yok.

Olanlar da yetersiz…

Olanlar da yalnız…

Ne köylü durumun farkında, ne bürokratlar...

Ne belediyeler, ne güdük kooperatifler…

Ve diğerleri…

Eskiden beri sorarlar, ‘SSK’an var mı?’ diye…

O yeterlidir!

Çaycuma eski Kaymakamı, şimdi ki Ağrı Valisi Musa Işın, ‘Vatandaşımız tembel’ dediğinde kıymetleri koparmıştık.

Biz ne o toprağı kullanabiliyoruz, ne de Allah’ın verdiği aklı!

Aklımız nedense başka şeylere daha çok çalışıyor!

Ve tembeliz.

Üreten değil, işçi olmak kolayımıza geliyor!”

[*] [*] [*] [*]

Bunlar kaç kişinin umurunda?

Bu bölgenin doğal avantajları kaç kişinin umurunda?

Bir “Filyos Projesi” diye diye gittik.

Kandık.

Kandırıldık.

Kandırdık.

Termik santrallere teslim ediyoruz, memleketi…

Acı çeke çeke ölüyoruz.

Yeşilin ahengiyle ayıp kapanıyor gibi görülse de pek öyle değil durum.

[*] [*] [*] [*]

Siz bu işleri gerçekten masaya yatırıp konuşan kaç tane siyasetçi gördünüz?

Kaç tane bürokrat gördünüz?

Kaç tane belediye başkanı gördünüz?

Böylesi konuları okuyan kaç tane okur gördünüz?

Okuyup da ses veren kaç tane okur gördünüz?

Varsa yoksa dedikodu.

Yaz bakalım dedikoduları!

Yaz bakalım avanta-lavantaları!

Biraz küfür, biraz hakaret et!

Gör o zaman okurun ilgisini!